19 OCAK 2017
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
05 Ocak 2017 Perşembe, 00:45:25 Güncelleme:08:51:27

Karınca tepesi

 

“İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliğinin, mali kaygıları dert edinip çözüm üretme çabası” olduğunu söylüyor 1864 doğumlu Fransız yazar Jules Renard. İnsan dair bu tezi, devletlerin yaşam süreçlerini ve davranışlarını açıklamak için de kullanabiliriz. Zira devletlerin davranışlarını belirleyen de mali kaygıları, yani ayakta kalabilme güdüleri oluyor. Bu realite devleti yönetenleri de kendilerine ayak uydurmaya zorluyor.

Meseleye bu minvalden bakınca ABD’nin içine girdiği duraklama döneminin tek nedeni olarak Başkan Obama’yı göstermek de fazlasıyla duygusal bir yaklaşım olarak kalıyor. Obama’yı tüm kötülüklerin anası gibi gösteren bu tartışmada Amerikan devletinin mali kaygılarının bu ahvaldeki payı şaşırtıcı bir şekilde tartışma dışı tutuluyor. Donald Trump’ı Başkanlığa taşıyan en önemli faktörün, seçmenin bilinçaltına işlemiş ekonomik kıyamet korkusu olduğu unutuluyor. “Ekonomik kıyamet” ifadesi size biraz abartılı geldi belki de... Öyleyse aşağıda vereceğim rakamları dikkatle okumanızı rica edeceğim.

Başkanlığı ekonomik krizle başarılı da sayılabilecek bir mücadele içinde geçen Obama 2008’de ilk kez seçildiğinde ABD’nin toplam kamu borcu 5.8 trilyon dolardı. Aradan geçen sekiz yılda bu borç rekor bir sıçramayla 20 trilyon dolara çıktı. Devletin federal bütçesi 8 yıl boyunca 3.5- 3.8 trilyon dolar arasında değişti. Şeytan ayrıntıda gizlidir derler. Burada da tablonun esas çarpıcı yanı, bütçeden kamu borcunun faizini ödemeye ayrılan rakamlarda yatıyor. 2009’da federal bütçede kamu borcunun faizine ayrılan miktar 383 milyar dolardı. 2016 yılında bütçeden borcun faizini ödemeye ayrılan miktar 432 milyar dolara çıktı. Devletin topladığı vergilerin yüzde 12-13’ü borcun faizine gitti. Borç yılda ortalama 1.5-2 trilyon dolar artarken bütçeden faize giden miktar da giderek ürkütücü düzeylere ilerledi.

Halihazırda dünyanın en borçlu devletleri sıralamasında da ABD açık ara önde gidiyor. ABD, üzerine karabasan misali çökmeye hazır bu borcun gölgesinde atıyor iç ve dış politikada atması gereken tüm adımları. Borcun bu kadar hızlı artmasının temeli ise eskilere uzanıyor. Irak, Afganistan müdahalelerine uzanan hatalar zincirinin burada önemli bir payı bulunuyor. Amerikan devletinin borç senetlerinin önemli bir bölümünün, Trump’ın ticaretini baltalama sözünü verdiği Çin’e ait olduğunu da özellikle not etmek gerekiyor.

Ünlü tarihçi Niall Ferguson’un Foreign Affairs Dergisi için yazdığı eski bir makaleyi hatırlatarak bitireyim. Ferguson bu yazısında, ABD gibi güçlü imparatorlukları karınca tepelerine benzetiyordu. Karınca tepeleri gayet karmaşık, sofistike bir döngü içinde kurulmakla birlikte şaşırtıcı düzeyde hatasız işlemeleriyle biliniyor. Lakin araştırmalar bu sofistike yapıların da bazen sistemin bir noktasında çıkan küçük bir teknik arızanın büyümesi nedeniyle hızla çöküp işlemez hale gelebildiğine işaret ediyor.

Ferguson, Amerikan ekonomisini incelediği yazısında, bugüne dek tarihe karışan pek çok imparatorluğun, savaşlarda yaşanan mağlubiyetlerle değil, bunların sonucunda ciddiye binen ekonomik bozuklukların bir anda çığ gibi büyümeleri nedeniyle yıkıldıklarını anlatıyor. Ferguson’un “Decline and Fall-Duraklama ve Düşüş” başlıklı bu makalesini yazdığı tarihin 2010 olması da bize ABD’nin karınca tepesinde hızla büyümekte olan bozuklukları görebilme imkanı sunuyor. Henüz bir rating kuruluşunun raporuna ciddi bir şekilde yansımaması veya bütçe açığının Obama döneminde azalmış olması kamu borcundaki hızlı yükseliş trendinin görmezden gelinebileceği anlamına gelmiyor. Ferguson’un tezi doğruysa imparatorluklar tarihi, ABD için de ciddi tekerrür emareleri veriyor. Sonuç olarak; Obama’yı işsizliği ve bütçe açığını azaltmada başarılı olmak uğruna dışarıda pasif bir strateji izlemeye iten bu realitenin, çok büyük riskleri göze almadığı müddetçe dış politikada Trump’ın elini ayağını da bağlayacağını söyleyebiliriz.


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300
HAVA DURUMU
Perşembe 22 MPH
Sağanak Yağışlı