Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BİR tarafta “insanlık”, öteki tarafta “insan”! Balıkesir’de 23 yıl önce ayrıldığı eşine böbreğini veren adamı duymuşsunuzdur. Birine çıkarıp böbreğini vermek başlı başına takdir edilecek bir durumken bir de bunun “eski eş için” yapılması... Hem de hasta eşlerden “hayata akmak üzere” kaçıldığı devirde... “İnsanlık” bu işte! Fakat madalyonun bir de öteki yüzü, o yüzdeyse “insan” var. Söz konusu olayda o “insan”, erkeğin “şimdiki eşi” oluyor. Ne yapmış şimdiki eş, kocayı evden kovmuş! 73 yaşındaki kocasını 23 yıl önce boşandığı eski karısından kıskanmış! Ayıplamayın, şaşırmayın, uzaktan atıp tutmayın, kısaca komik olmayın! Hangimiz olsak aynısını yapardık. “İnsanlık” genellikle “uzaktan alkışlanan bir durumun adı”dır. “İnsan olma hali”yse, iyi, kötü, saçma, mantıklı, korkunç, bin türlü eylemiyle hepimizin başında. E, kadıncağızın da kocasının bir kadınla -hele eski eşle; nedense eski eşler bir türlü hazmedilemez- bir çift böbreği paylaşmasına dayanamamış, altında “insanlık”tan öte başka şeyler aramış olması gayet “normal” bana sorarsanız.

        İçimdeki kurul

        BİLMEK için doktor olmak gerekmiyor; nakil ameliyatı olan hasta için enfeksiyon en büyük tehlikedir. Çünkü bünye “yeni organı düşman belleyip savaşmasın diye” bağışıklık sistemi ilaçla baskı altında tutuluyor. Bu durumda sağlıklı bir insana “vız gelecek” ufak bir enfeksiyon, nakil olmuş hastada ölümcül sorunlar yaratabiliyor. Ve bu uzun bir süreç. Yani demem şu ki: Atilla Kavdır ameliyattan 3.5 ay sonra hayatını kaybetti. Artık burada söz konusu olan şey doktor hatasından ziyade “cehalet”tir gibime geliyor. Şurada 40 kişiyiz, birbirimizi biliriz; “hijyen” diye diye ölüp biten bir toplum olmadığımızı... Minimum şartları bile zor yerine getirirken özel dikkat isteyen bir durumda “çuvallamamız doğaldır”. Gerçi Prof. Dr. Ömer Özkan‘ın açıklamalarını okudum, “Bakımı iyiydi, çok temiz bakıyorlardı” diyor ama kanımca ölüm acısının üstüne incitmek istemiyor kimseyi. Ha, doktor hatası şöyle olabilir: Bu sonucu tahmin edip hastayı uzun bir süre “karantina”da tutabilirlerdi. Bu mümkün değilse, hastanın yakınlarına işin vahametini “meslektaşlarıyla konuşur gibi” değil de yüz kere altını çize çize anlatabilirlerdi. Benim “içimdeki kurul”un vardığı sonuç budur.

        Evren ve Tatlıtuğ

        GAZETEDE Kenan Evren Mahallesi’nin adının değiştirildiğini okuyunca “kadınlar” geldi aklıma. Annemin akranı olan kadınlar... 80’li yılların başında Kenan Evren o kadınlar için bugünün Kıvanç Tatlıtuğ‘u idi. “Baklavalar”ı yoktu ama gücü vardı. Ve en önemlisi “dul” kalmıştı! Kek yenilip çay içilen kabul günlerinin “baş kahramanı”ydı Kenan Evren... 50’sini aşmış dul kadınların evlilikle ilgili şakalarındaki “koca adayı”! Şimdi o kadınların çoğu hayatta değil. Kenan Evren‘in durumuysa malum. Ne denir... “Hayat” mı... “Hey gidi günler” mi...

        MIŞ-MUŞ

        ABD’de solaryuma girmekten yüzü tanınmaz hale gelen kadın, “Güzelliğimi kıskanıyorlar” demiş. Eskiden tanıyanlara sormalı: “Beyin nasıl, tanıdık mı?”

        Erdoğan özelleştirmeye karşı çıkan tiyatroculara, “Bunlar yarım porsiyon aydın” demiş. Aynı dilden ifade etmek gerekirse Başbakan’ımız her daim “1.5 acılı”!

        Diğer Yazılar