Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bu köşede zaman zaman akademideki “intihal” yani bilimsel hırsızlığa (plagiarism) dikkat çekiyorum. Benim “hormonlu” diye tanımladığım bazı “akademisyenlerin” Pakistan, Malezya, Hindistan’da hatta son yıllarda popüler hale gelen Afrika kökenli dergilerde “500 ile 700 dolar arasında para ödeyerek” makale yayımlatıp nasıl doçent ve profesör olduklarını anlatıyorum.

        Türkiye’de yayımlanan bazı dergiler ile yine yurtdışı kökenli ancak yayın kurulları daha çok Türk akademisyenlerden oluşan dergiler arasında kurulan “atıf çetesi”nin nasıl işlediğini birçok kez dile getirdim.

        Üstelik bu düzmece atıflar ve dergilerin varlığı, bu “akademisyenlerin başarıları”, Türkiye’nin sınırlarını açmış durumda, dünya onları tanıyor.

        Nasıl mı?

        Türkiye’de akademik kariyer yükselmelerinde de kullanılan ISI (Institute for Scientific Information) Indeksi’nin taradığı dergilerin veri tabanında bulunduğu Web of Science (WoS) geçtiğimiz yıllarda Türkiye’den 5, yine Türk akademisyenlerin en çok yayın yaptığı 3’ü Afrika kökenli 10 dergiyi veri tabanından atmıştı. Çünkü nasıl organize olup “atıf çetesi” oluşturuldukları artık biliniyor.

        Bunları neden mi hatırlatıyorum?

        Şu anda Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun önünde bir yasa var. YÖK’ün hazırladığı 2547 sayılı YÖK Kanunu’na disiplin hükümlerinin eklenmesine ilişkin kanun çalışması. Rektör ve dekanlar dışındaki tüm akademisyenlere ilişkin tüm disiplin işlemlerinde yürütme ve karar alma yetkileri üniversitelere bırakılıyor.

        Bu düzenleme “Üniversitelere yetki devri” olarak da yorumlanabilir. Ancak gerçekten böyle mi olur, yoksa her üniversite “Kol kırılır, yen içinde kalır” anlayışıyla kendi “intihalini” örter mi?

        Bu soru akademideki hırsızlıkları belgeleyen akademisyenlerin oluşturduğu “plagiarism- turkish.blogspot.com.tr” blogunda da şu günlerde en çok tartışılan konulardan birisi.

        Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMOD) İzmir temsilcisi Prof. Dr. Kayhan Kantarlı’nın başlattığı imza kampanyasıyla akademisyenler bilimsel yolsuzlukları önlemek ve bilim etiğini evrensel ahlak normları temelinde korumak ve denetlemek üzere bağımsız Ulusal Bilim Etiği Kurulu oluşturulması gerektiğinin altı çiziliyor. YÖK’ün Disiplin Yönetmeliği ile ilgili yetkilerini üniversitelere devrederken intihal ve bilimsel sahtecilik suçlarının ayrı tutularak, bu suçların soruşturulmasını üniversitelere değil kurulacak bu kurula devretmesi isteniyor.

        Akademisyenler bilimsel sahteciliklerin ancak böyle bir kurulla önlenebileceğini dile getiriyor.

        “Atıf çetesine” karşı herhangi bir yaptırım olmadığı, hatta bunun başındakilerden biri olarak dergileri veri tabanından atılan birinin “rektörlük” yarışında YÖK’ün önüne kadar gelebildiği düşünüldüğünde akademisyenlerin bilimsel hırsızlıkların üniversitelerde örtbas edilebileceğine ilişkin kaygılarını paylaşmamak mümkün değil.

        Diğer Yazılar