Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Hurafelerin içinde boğulmak üzere olan, geleceğe yönelik bir ufku bulunmayan meselelere, olaylara, oluşumlara sığ ve dar bir kafayla bakan bir şahsiyet, Müslüman şahsiyeti olamaz.

        DEĞERLİ okurlarım, yeni çıkan kitabımı size takdim etmek ve ondan sizlere bir pasaj sunmak istiyorum. Kitabın adı “Kur’an’a Göre Müslüman Şahsiyeti”dir. Yüce Allah, ilk insan Hz. Âdem’den itibaren bir Müslüman kimliği, şahsiyeti çizmekte, projelendirmekte ve oluşmasını istemektedir. Müslüman kimliğinin, şahsiyetinin oluşması için gerekli olan ilişkiler sistemini, değerlerini ve donanımı Kuran’da belirlediği gibi, ondan önceki vahiylerle de gündeme getirmiştir.

        Kuran’da yer alan bu şahsiyetin unsurları, Müslüman’a “farklı olma” özelliğini önermekte ve özümsenmesi ile hayata geçirilmesini öngörmektedir. Yüce Allah, insana verdiği fıtri özelliklerin, yani yaratılıştan getirdiği bütün potansiyel haldeki donanımının sosyal hayata yansımasını, ilişkilerini idare etmesini istemektedir. Mesela, aklın, merhametin, sevginin, bilginin, doğrunun, iyinin, güzelin, hakkın insan şahsiyetinde yuvalanması, oradan toplum hayatına sıçrayıp akması için bir Müslüman şahsiyetine ihtiyaç vardır.

        Hurafelerin içinde boğulmak üzere olan, meselelere, olaylara, oluşumlara sığ ve dar bir kafa ile bakan bir şahsiyet, Müslüman şahsiyeti olamaz. Kendini sahip olduğu dini geçmişin duvarları içinde hapseden, geleceğe yönelik bir ufku olmayan, iki adım önünü göremeyen, dinini beşeri düşünceye kurban edip Allah’ın vahyini öteleyen, onu terk eden, onu önemsemeyen, onun yerini beşeri kültürle, düşünce ve görüşlerle dolduranlar Müslüman kimliğine sahip olamaz. Geleceği ve yaşadığı anı geçmişe kurban eden, ayakta yürümeyi yerde sürünmeye feda eden, ileriye doğru akan hayatı geriye doğru çevirme çabası içinde olan kişi, Müslüman şahsiyetinin gömleğini giyemez. Yüce Allah’ın indirdiği vahyi bilemeyen (Rad 19), Hakk’ı tanımayan (Maide 83), Allah’ın gösterdiği şekilde hüküm/fetva veremeyen (Nisa 105) ve Allah’a iftira edenler (Enam 93; Hud 18; Nahl 116; Hakka 44) zalim oldukları için Müslüman kimliğini kaybetmişlerdir. Zihnini, gönlünü yeniliğe, değişime, gelişmeye kapayan, geçmişin işe yaramayan sözde bilgileriyle oyalanan, yaşadığı hayata ve geleceğe sunacağı bir şeyi olmayan, ama kendisini dev aynasında gören manevi körler Müslüman şahsiyetine bürünemez. İmanına şirki karıştıran (Enam 82), hurafelere hayat vermek için çaba sarf eden, hurafeleri ilahi vahiy gibi kutsayan, Kurani bilgiye sahip olmayan birine Müslüman şahsiyeti gömleği nasıl giydirilir? Hukuku yanıltana, hukuka kin karıştırana (Nisa 135; Maide 8), emanete hıyanet edene (Müminun 8), ahde vefasızlık gösterene (Nahl 91; Müminun 8) Müslüman şahsiyeti unvanı verilebilir mi?

        Nerede ne yapacağını, nasıl davranacağını bilemeyen, apaçık kitabı indiren Allah’tan başkasını hakem olarak arayan (Enam 114), dinini parçalayan (Enam 159); Allah’a bilmediğini haber vermeye (Yunus 18) ve kendi dinini öğretmeye kalkan (Hucurat 16), büyük âlimleri veya kendini Allah’ın ve Peygamber’inin önüne geçiren (Hucurat 1), Kuran’ı taşıdığı halde içinde ne olduğunu bilmeyen (Cuma 5), hak ve özgürlükleri ayaklar altına alan (Araf 157; Enam 151-152), kişi Müslüman şahsiyetine sahip olabilir mi? Yalancıya, yağcıya, yemin edip duran alçağa, iğrenç dedikodular yapana, iyiliğe mâni olan saldırgan günahkâra, kaba ve soysuza itaat eden (Kalem 8-13) kişi Müslüman kisvesini taşıyabilir mi? Bütün bunlara dikkat ederek, Kuran’da nasıl bir Müslüman şahsiyet yetiştirilmek istendiğini ve bunun nelere bağlı olduğunu ortaya koymayı amaç edinmiş bulunuyoruz. Kendisine Müslüman deyip de Müslüman olmayanlara benzeyen bir hayat yaşayanlara yanlış yolda olduklarının bilincini vermek, yüce Allah’ın Müslüman şahsiyeti için belirlediği sınırlarının neler olduğunu bildirmek üzere bu kitabı yazdık. Her zamanki gibi referansımız, dayanağımız, kaynağımız Kuran olmuştur.

        Çünkü Kuran, kula kul olanı değil, Allah’a kul olanı yetiştirmek istemektedir. Müslüman kişinin, Müslüman kimliğinin üstünde bir kimlik tanımaması gerekir. Müslüman kimliğinde olumlu manada yenilenme, değişim ve gelişme vardır. İman eden, teslim olan, takva sahibi, muhsin, iyiyi, güzeli, doğruyu, hakkı hayata geçiren, ihlas sahibi sıfatlarını alan bir yenilenme, değişim ve gelişme basamaklarından geçmektedir. Sosyal ilişkilerin içinde olumlu manada yoğrulmayan kişi takva sahibi, muhsin ve ihlas sahibi olamaz. Bu sosyal ilişkiler, Müslüman’ın Allah ile ilişkiler sisteminin temelleri üzerinde cereyan etmelidir. Müslüman’ın yenilenme, değişme ve gelişme basamaklarında kendi iç âleminden gelen boyutları da vardır. Onun içsel dinamikleri gelişim basamaklarında yol alırken hep yenilenir, değişir ve başkalaşır. “Ham gönül”den “doyuma ulaşmış gönül”e doğru giderken; kaynaşan, selim, sükûnet bulmuş, huşu duyan, sadece Allah’a yönelmiş, yumuşak, takvanın doldurduğu, titreyen ve akleden gönül basamaklarından geçmelidir. Zihin, gönül ve nefis paralel olarak yenilenir, değişir ve gelişir.

        Gelişimin her basamağında Müslüman’ın şahsiyeti, Allah’la ve toplumla ilişkileriyle gelişir ve farklı kimlikler kazanır. Allah’la ve sosyal hayatla ilişkiler değişim ve gelişim basamaklarının sebebi olurken, bu basamaklar da ilişkilerin olgunlaşmasına yol açmakta ve böylece karşılıklı etkileşimle birbirinin sebep ve sonucu olmaktadırlar. Müslüman’ın kazandığı şahsiyetin ve kimliğin hangi ilişkiler sisteminden doğduğunu Kuran’ın gösterdiği şekilde ele aldık. “Kuran üniversitesinin yetiştirmek istediği Müslüman şahsiyeti ve kimliği ne gibi özelliklere sahiptir?” sorusunu, yine onun öğretilerinden çıkarma gayretinde olduk.

        BAYRAKTAR HOCA YANITLIYOR

        Erkeklerin kaş aldırmasında, saç ektirmesinde ve saçını boyatmasında bir sakınca var mı? K.B.

        Kaş aldırmakta ve saç ektirmekte bir sakınca yok. Boyamada da bir engel yok, ancak saç boyasının suyu alta geçirmeyecek bir şekilde olmaması lazım. Mesela kına, suyun geçmesine engel olmadığı için bununla saç boyanabilir.

        Araf gerçekten var mıdır? Y.M.O.

        Araf, cennet ile cehennem arasında yüksek bir yerdir. Orada kaliteli Müslümanlar bulunacak. Onlar cennetliklerdir. Bulundukları yerden her iki tarafı da seyredecekler. Araf Suresi’nde bu durum anlatılmaktadır.

        Şeytan farklı, cin farklı mıdır? N.C.

        Şeytanın bir kısmı cinlerdendir, bir kısmı ise insanlardandır. Bunu Nas Suresi’nde ve Enam Suresi’nde görürüz. Cinlerin hepsi şeytan olmayabilir. Çünkü onların da Müslüman’ı vardır.

        Hocam sabretmek ne demektir? Mesela komşum üst kattan pislik atıyor, işyerinde haksızlıklar oluyor. Sabretmek haksızlık karşısında susmak mıdır? N.T.

        Sabretmek, hiçbir şey yapmamak değildir. Sorunu çözmek için gayret sarf etmektir. Yanlış bir iş yapılıyorsa onu usulünce söylemek gerekiyor.

        Diğer Yazılar