HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 14:00'den itibaren güncellenmektedir.
[javascript protected email address]
17 Şubat 2012 Cuma, 09:50:48
ÇOK az film, daha piyasaya çıkmadan böylesi bir ilgi çekiyor.
Çok geniş kalabalıklar bu filmin piyasaya çıkışını heyecanla bekliyor.
Dün ilk seansında yani meşhur 14.53 seansında izleme şansına sahip oldum.
Filmle ilgili olumlu-olumsuz görüşlerimi dile getirmeden önce bir adamın hakkını teslim etmekte fayda var.
O da Faruk Aksoy.
Aksoy çok büyük bir risk alarak, tüm zamanların ticari olarak en başarılı Türk filmi serisi olan Recep İvedik'ten kazandığı parayı ve hatta belki de daha fazlasını bu filme yatırdı.
UMARIM GİŞESİ İYİ OLUR
Günahıyla sevabıyla ortaya gelecek filmler için bir çıkış noktası teşkil edecek ya da başka bir deyişle Yeşilçam'ı büyük bütçeli filmler çekmeye teşvik edecek bir eser çıkardı ortaya.
Sırf bu bile kendisini binlerce kere tebrik etmeme yeterli. Umarım gişeden mutlu çıkar ve arkasından gelecek yapımcılara cesaret verir. Ama bu, filmle ilgili gerçek fikirlerimi söylememe de engel değil tabii.
Filmin en büyük rakibi kendisi.
Bu da çok çok uzun sayılabilecek süresinden kaynaklanıyor. 160 dakikalık süre filmi o kadar gereksiz yere uzatmış ki, normalde çok etkileyici olan savaş sahneleri tekrarlar yüzünden sıradanlaşmış.
Tanınmayan oyunculardan kast oluşturmak böylesi büyük bir prodüksiyon için bana çok iyi bir fikir gibi gelmedi.
Hele yan rollerin seçimindeki özensizlik, bazı diyalogların anlamını yitirmesine ve yer yer komik olmasına yol açmış.
Yan karakterlerin hikâyeleri atlanmış. Ve hikâyenin tüm yükü diyaloglara yüklenmiş. Kadınlar filmde çok çok arka planda.
FİLMDE HALVET YOK
Filmin tek baskın kadın karakteri ise ne yazık ki karakterin hakkını yetenek anlamında vermekten çok uzak kalmış.
Fatih Sultan Mehmed'i canlandıran Devrim Evin ise görevini layıkıyla yerine getiriyor. Ama insan film boyu istemsizce estetik ameliyatlı burnuna takılıyor.
Savaş sahnelerinde ise Ridley Scott'un Kudüs'ün Selahaddin Eyyubi tarafından fethedilmesini anlattığı Cennet Krallığı filmiyle ciddi benzerlikler var.
Son zamanlarda çok haşır neşir olmamızdan kaynaklı, insan farkında olmadan Muhteşem Yüzyıl ve Halit Ergenç'in performansını anımsamadan edemiyor.
Muhteşem Yüzyıl demişken hemen belirteyim, filmde halvet yok. Film, aşk meşk meselelerine çok muhafazakâr yaklaşmış.
Ama Faruk Aksoy, İstanbul'un fethi hikâyesini derli toplu şekilde anlatmayı başarmış.
Gerçekten de tüm hikâyeyi derli toplu ve görkemini azaltmadan filmleştirme konusunda gayet doğru bir yol tutturmuş.
Keşke filmi kısaltmak konusunda özel bir çalışma yapsaymış. Bir de savaş sahnelerine ve efektlere harcadığı eforu karakterlerin derinliği ve hikâyelerine eşit paylaştırsa çok yerinde olurmuş.
GENİŞ KİTLEYLE BULUŞABİLİR
Bana göre filmin kahramanı Ulubatlı Hasan'ı canlandıran İbrahim Çelikkol.
Elinden geleni fazlasıyla ortaya koymuş ve rolüne olan konsantrasyonu da beyazperdede göründüğü her an seyirciye yansıtmayı başarıyor.
Sonuçta eğer uzun süresi, sinemaya ilk giden kalabalığı bezdirmezse geniş kalabalıkların çok seveceği, tarihimiz ve ecdadımızla gururla kucaklaşacağı bir film var ortada. Film bu kitleyi yakalayabilirse ciddi bir gişe elde edecektir.
Ama eğer iyi bir "Hollywood işi tarihi film" hastası ve izleyicisi iseniz beklentileri çok yükseltmemekte fayda var.
***
Gülse Birsel, Zeki Demirkubuz esprisini bitirecek mi?
Açıkçası hiç ama hiç beklemediğim bir açıklamaydı. Türk sinemasının en sevdiğim, saygı duyduğum yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz geçen cumartesi Cüneyt Özdemir’in programında ilginç bir açıklama yaptı.
Gülse Birsel’in yazdığı ve başrolünde oynadığı Yalan Dünya isimli dizide isminin bir espri malzemesi olarak kullanılmasından başta çok hoşlandığını ama sokakta insanlar bu espriyi yüzüne yapmaya başlayınca rahatsızlık duyduğunu ve dizide rol alan arkadaşı Olgun Şimşek aracılığıyla bu espriye son verilmesini istediğini dile getirdi. Bunun ardından birçok köşe yazısı yazıldı ama Gülse Birsel hiç konuşmadı. Ne yapacağını, bozulup bozulmadığını çok merak ediyordum. Ve çevirdim numarasını. Bakın Gülse Birsel dizide sıkça kullandığı “Zeki Demirkubuz geldi mi?” esprisiyle ilgili ne yapacak.
“Biz Zeki Demirkubuz’la gıyaben tanışıyoruz. Ama hiç kontağımız olmadı. Köşe yazılarında olaylar biraz abartıldı ama o programı dikkatlice izlerlerse Zeki Demirkubuz’un söylediklerinde sertlik yok. Avrupa Yakası’nı da beğendiğini, benim televizyona yeni şeyler getirdiğimi de söyledi o programda.
Evet, Zeki Bey hem Olgun Şimşek hem de Nihal Yalçın ile haber gönderdi. Mesajı arkadaşları üzerinden göndermesi son derece doğal, çünkü biz hiç tanışmadık kendisiyle. Biz de mesajlaştık. Ben zaten bu espriyi bitirecektim. Ama isteği üzerine 24 Şubat’ta yayınlanacak olan 8. bölümde eğlenceli bir hikâyeyle daha erken bitireceğim. Açılay’ın Zeki Demirkubuz merakı başına çok büyük bir iş getirecek. Ondan sonra da bu hikâye bitecek. Zeki Demirkubuz’la sonra biz de karşılıklı mesajlaştık. Ona da söyledim 8. bölümde hikâyenin biteceğini. Teşekkür etti. Yani aramızda herhangi bir problem, tatsızlık yok. Zeki Demirkubuz, Nuri Bilge Ceylan gibi büyük isimleri Firuzağa’da bekleyen çok aktör var. Bu onun mizahıydı...”