Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        TWITTER bugünlerde ilginç bir görev üstlendi.

        Malum, ülkemiz tarihi mahkeme günleri yaşıyor.

        Birçok insan uzun tutukluluk süreçlerini bitirme umuduyla heyecanlı savunma metinleriyle belki de hayatlarının en büyük sınavını verirken, bizler Twitter üzerinden mahkeme salonlarında olanları canlı izliyoruz.

        Şimdi kişisel gündemimde Leyla Yalçınkaya'nın tam dokuz yıl cezayla yargılandığı dava var.

        Leyla bir HES, yani Hidroelektrik Santralı mağduru.

        Tortum İlçesi'ne bağlı Bağbaşı, Serdarlı ve Pehlivanlı beldeleriyle Dikmen, Uzunkavak köylerinden geçen Ödük Çayı üzerine kurulması planlanan HES'e karşı onurlu bir mücadele veren kadınlı erkekli grubun simge ismi.

        Onu ilk kez tek geçim kaynağı olan organik tarım biteceği için ağlarken görmüştüm televizyonda.

        Sonra aldığı tüyler ürpertici para ve protestoya katılanlarla görüşmeme cezası var.

        KÖYÜNE SAHİP ÇIKTI

        17 yaşında ve büyük bir ihtimalle henüz tüm dünyası olan köyüne HES yapıldığı için karşı çıkmasının neyi kötü anlamakta zorlanıyorum.

        Yaşadığı köye, karnını doyuran toprağa sahip çıkmanın neresinde bu kadar utanç verici bir ceza alma sebebi var bilmiyorum.

        Ama sistem, Leyla ile uğraşmaya devam edeceğe benziyor.

        Bir erin ifadesiyle "hakaret", "görevi yaptırmamak için direnme, kasten yaralama" suçlarıyla yargılanıyor.

        9 yıl alması muhtemelmiş.

        Twitter'dan biri "Leyla titreyerek ifade veriyor" yazdı.

        Eminim Tortum Bağbaşı'nda ağaçlar, çiçekler, elmalar, kuzular ve Ödük Çayı da titriyordu o dakikalarda.

        Kendilerini kurtarmak için çabalarken kendini çok başka fenalıkların içinde bulan 17 yaşındaki kız çocuğu için ellerinden başka bir şey gelmediğine de kahroluyorlardır.

        Eminim...

        Çocuklara şiddet uygulamış mıdır?

        PSİKOLOJİDE davranışçı yaklaşımın öncüsü John Broadus Watson, şu sözleriyle tanınır:

        "Bana rastgele bir bebek verin, soyu-sopu, yetenekleri, eğilimleri, becerileri vs. ne olursa olsun, ondan istediğim şeyi yaratayım: Bir doktor, avukat, tüccar, hatta bir hırsız, bir katil."

        John Broadus, 1914 yılında yayınladığı "Bir Davranışçının Bakış Açısından Psikoloji" isimli kitabında kendi hayatından da yola çıkarak içgüdü gibi kavramları reddetmiş ölçülebilen davranışları, uyarıcı-tepki ilişkilerini, öğrenilmiş davranışları ve şartlandırmayı öne çıkarmış.

        Sene 2012.

        Erzurum Dumlupınar İlköğretim Okulu Müdürü Mustafa Aydın, "Emniyette suçluların kanını alıp gen haritası çıkarsınlar. Çocuk doğduktan sonra analizi yapılsın. Vatana, millete, bu ülkeye zararlıysa yürümeden yok edilsin" diyerek çocuklar ve gençlerin psikolojik gelişiminde genlerin payı konusuna yeni bir boyut kazandırdı.

        Ve tüyler ürperten faşizan yaklaşımıyla insanın midesini bulandıran bu adam yerinde bir kararla hemen açığa alındı. Umarım biz konuyu unuttuktan sonra yeniden bir yerlere atanmaz.

        Ama bu konu açığa almayla kapatılmamalı.

        AÇIĞA ALMAK YETMEZ

        Hem konuşurken yaptığı jest ve mimiklerden hem de ağzından çıkan kelimelerin bir araya geldiğinde oluşturduğu anlam bütünlüğünden bu adam fena halde şiddete meyilli gibi görünüyor.

        Dediğim gibi açığa almak yerinde bir karar olmuş. Ama yetmez.

        O okulda hem öğretmenler hem de öğrenciler arasında çok detaylı bir araştırma yapılmalı.

        Çünkü yeni doğmuş bebeleri öldürmekten ağzından tükürükler fışkırarak bahseden bir adam bana sanki günlük hayatında şiddete meyilliymiş gibi görünüyor.

        İlkokulda öğretmeninden şiddet görüp bunu ailesine bile anlatamayan biri olarak böyle adamlardan çok ama çok korkuyorum!

        Aklımız fikrimiz rant olmuş

        BAHÇEŞEHİR, İstanbul'un en ilginç projelerinden biridir.

        İstanbul'a vizyon kazandırmış ve üzerine inşa edildiği bölgeyi değerli kılmıştır.

        Hayatımda ilk kez gördüğümde gezinti alanları, bahçeleri ve tabii ki yapay gölüyle beni ne kadar etkilediğini unutamam.

        Bahçeşehir bölgesi şimdilerde ciddi bir cazibe merkezi haline gelmiş durumda.

        Bahçeşehir projesi bu ülkede yapılan benzer site tasarımlarına da örnek olmuş bir model.

        Ancak bölgede giderek artan rant yaratma çabaları her zamanki gibi yaşam kalitesini hedef alıyor.

        PARA HIRSI

        Şimdi bölgede yaşayanlar, Şelale Parkları'nın yıkılıp bir kafeye dönüştürülmesinden mustarip. Huzurları kaçmış durumda.

        Parkı yıkıp yerine kafe dikmek alışık olduğumuz bir harekettir biz Türklerin.

        Değer korumayı, yaşam kalitesini yükseltmeyi bilmeyiz. Bina dikmek, daha çok para, daha çok para kazanmak isteriz.

        Mesele sadece Bahçeşehir'le de kısıtlı değil.

        Bu Kemerburgaz'da da aynı, Çekmeköy'de de.

        Eskiden kurulmuş plansız şehirlerden ders almayız.

        Yeni uydu kentler yaratırken, ne kadar ezberlenmiş hata varsa hepsini tekrarlarız.

        Projelerin ilk halindeki yeşil alanlar, otoparklar, sosyal mekânlar ya pratiğe geçmez. Ya da birkaç yıl hizmet verdikten sonra binaya dönüşür.

        Aklımızı almış bizim rant.

        Bunun da değişeceği yok.

        Üstelik ne fena ki istediğiniz kadar uzağa kaçın gelip sizi bulurlar iş makineleri ve bitmek bilmeyen hırsları ile!

        Diğer Yazılar