Görevini yapmak ne zamandır ayıp?
DÜN dikkatime çeken bir Türkan Şoray haberi vardı. Milliyet'te yer alan habere göre Şoray, geçtiğimiz hafta uçmak üzere Atatürk Havalimanı'na gitmiş.
Bir devlet sanatçısı olduğu için de hakkı olan VIP kapısını kullanmak istemiş. Ve görevliyle aralarında bir tatsızlık yaşanmış.
Habere göre görevli, Şoray'ın devlet sanatçısı olduğunu bilmediği için, "Burayı sadece VIP hakkı olanlar kullanabilir" demiş.
Türkan Şoray da devlet sanatçısı olduğunu belirtmiş.
Görevli de "Ben sizin devlet sanatçısı olduğunuzu nereden bileceğim hanımefendi, birçok devlet sanatçısının unvanı iptal edildi" demiş.
Türkan Hanım, unvanının iptal edilmediğini söyleyince de görevli bu durumu ispat eden kartı ibra etmesini istemiş.
Ancak nedense Türkan Şoray, görevlinin yani görevi o kapıdan sadece kurallar çerçevesinde hak edenlerin geçtiğinden emin olmak olan insanın bu tavrına sinirlenerek karşılık vermiş.
Buraya kadar yine hikâye o kadar kötü değil.
Ama sonrası daha da fena, olayı haber alan görevlinin amiri hemen olaya el koymuş ve Şoray'dan özür dilemiş.
Bir amirin, altında çalışan ve işini sıkı kurallar çerçevesinde yapan bir çalışanın işini doğru yaptığı için ona kızan taraftan özür dilemesi acayipleştiriyor bu hikâyeyi.
Olaylar bu kadarla da bitmiyor.
Görevliler bu sorun çözülene kadar uçağı da bekletiyorlar.
UÇAK ŞORAY'I BEKLEMİŞ
Yani bir uçak dolusu insan, Türkan Şoray'ın VIP kapısındaki probleminin çözülmesini bekliyorlar.
Görevini doğru yapan ve Türkan Şoray dahil hiçbir ünlü insanın ricasını görmezden gelen ve amirlerinin emirlerini uygulayan o görevli, eminim bu olaydan sonra büyük hayal kırıklığı yaşamıştır.
Ama eğer Atatürk Havalimanı VIP bölümünün yöneticilerinin içinde birazcık adalet duygusu varsa, yanında kimliği olmayan birini VlP'ten geçirmeyen memuru ezip kapıyı kullandıran ve uçağı bekleten bu amir hakkında işlem yapması gerekir.
Biliyorum biz bu şarklı tarz işleri çok seviyoruz, ama kim bilir belki bu kez işini Batılı normlarında yapan taraftan yöne kayar adaletin terazisi.
Yiyin birbirinizi, taraftara iyi geliyor!
FENERBAHÇE-Galatasaray derbisinin ardından iki takımın da ileri gelenleri birbirine girdi. Galatasaray Kulübü Başkanı Ünal Aysal ile Fenerbahçe Asbaşkanı Ali Koç karşılıklı saydırıyorlar.
Ünal Aysal, sahaya atılan ve Fatih Terim'in de yaralanmasına yol açan yabancı maddelerle ilgili yaptığı açıklamada, "Anlaşılan o ki Fenerbahçeli taraftarlar, Galatasaray taraftarlarının ulaştığı kültürel spor ahlakının uzağındalar" deyince olanlar oldu.
Ve Ali Koç çok sert bir açıklamayla karşılık verdi bu cümlelere. Koç, Lig TV'de katıldığı programda tek tek geçmişte yaşanan olaylı maçları saymış.
TT Arena'da 18 Mart'ta oynanan maçta Volkan'ın kafasını sıyıran rakı şişesinden girmiş ve diğer olaylı maçları saymış.
KAYIKÇI KAVGASI
Anneciğine küfür etmeleri dahil geçmişi dökmüş ortaya. Vallahi ikisine de bravo.
Sakın geçmişi unutmasınlar, birbirlerini ve tabii ki aslında taraftarı tahrik edici açıklamalarına karşılıklı devam etsinler.
Versinler coşkuyu, bassınlar ateşin altına odunu. İyice yansın taraftar. Gerilsin, sinirlensin, öfkeden deliye dönsün.
Belli ki "Ama siz de bizim kafamıza bunu atmıştınız" tadında geçmişin üzerine sünger çekip yeni bir taraftar anlayışı oluşturma yolunda tek bir adım atmayacak olan bu kayıkçı kavgasında ısrarlılar. Çok da şanslılar.
İntikam için gelecek sezonu beklemek zorunda değiller. Play-off sezonunda karşılıklı kan akıtılmaya devam edilir.
Belli ki iki takımın da tepe yöneticileri birbirlerinin kanlarından adak adadılar. İkisine de yakışmıyor bu karşılıklı tahrik amaçlı konuşmalar. Hiç mi ders almadılar geçmişten?
Şiddetin daha büyük şiddet getirdiğini ve onlar şeref tribününde purolarını tüttürüp korumaları eşliğinde stadı terk ederken taraftarın birbirini paraladığını bilmiyorlar mı?
İkisi de bu şiddeti sona erdirmek için bir küçük adım atmanın erkekliklerine zarar mı getireceğini düşünüyor?
Hiç ama hiç yakışmıyor.
Bamyacılar hem haklı hem haksız
SİNEMADA erkek egemen sistemi eleştirmek için her yıl dağıtılan Altın Bamya ödüllerinin 4'üncüsü önceki akşam yapıldı.
Bu yıl Altın Bamya'yı Tolga Örnek'in "Kaybedenler Kulübü" isimli filmi almış.
Erkek Karakter Altın Bamya Ödülü ise "Behzat Ç: Seni Kalbime Gömdüm" filmindeki Behzat Ç., Harun ve Hayalet karakterlerine verilmiş. Her iki filmi de izledim. Ve evet bu filmler, karakterler gerçekten de izlerken bile insanı çok rahatsız ediyor. Kadına, ilişkilere, hayata bakışları ciddi problemli. Bu açıdan bu ödülü veren arkadaşlarıma hak veriyorum.
Ama öte yandan bu durum ve insanların günlük hayatta varlığı ve sinemaya bu kadar sahici aktarılabilmiş olmasını da yok saymamalıyız diye düşünüyorum.
Altın Bamya ödülleri cinsiyetçiliğe dikkat çekmeyi başaran bir ödül sistemi. Ama farkında olmaksızın RTÜK gibi davranıyor. Günlük hayatımızda hiç cinsiyet ayrımcılığı, seksist yaklaşımlar, eşitsizlik yokmuş gibi davranılmasını ve bu alt metnin sinemada yer bulmasını öğütlüyor. Sinema, hayat değil midir?
O beğenmediğimiz karakterler birçok insana örnek olurken birçoğumuzun da bu meseleler karşısında bilinç sahibi olmamızı sağlamıyor mu?