Vallahi canavar diye bir şey yok
PROBLEMLERİN üzerine gidip yüzleşmek gibi bir alışkanlığımız yok.
"An"ı kurtaralım, yasak savalım, "mış" gibi yapalım, ha bir de dostlar alışverişte görsün kıvamında takılmayı seviyoruz.
Bu terör konusunda da, kadına şiddet meselesinde de, trafik terörü konusunda da böyle. Attığımız hiçbir çözüm adımı kalıcı ve istikrarlı olamıyor.
Hemen konsantrasyonumuzu yitirip bir de üzerine meseleyi çözmüşüz gibi davranınca büyük facialara kadar içimizi rahatlatmayı başarabilen bir toplumuz.
Mesela trafik konusunu ele alalım.
Hepiniz biliyorsunuz, bu ülkede terörden daha çok can alıyor trafik cinayetleri.
Her yıl binlerce insanımız, canımız, ciğerimiz birer "trafik kazası can kaybı istatistiği"ne hayat veriyor.
'TRAFİK CİNAYETİ' DİYELİM
Kuralları hiçe sayıp birbirimizi öldürüyoruz ve sonra da "Kaza oldu" deyiveriyoruz.
Oysa bilerek, isteyerek ve gaza abanarak işliyoruz o cinayetleri.
Ama ne acayip ki ülkede kökten bir seferberliğe, yıllar sürecek bir eğitim harekâtına girişilmiyor.
Vah vah, tüh deyip sıradaki habere geçiyoruz.
Tabii bunda biz medyanın da yıllardan beri gelen yanlış tutumunun payı yok değil.
Bakın ne zaman ortaya çıkmışsa "trafik canavarı" diye bir kavram üretmişiz.
Öyle bir canavar ki ne Loch Ness Canavarı ne Van Gölü Canavarı eline su dökemez korkunçlukta.
Adam tepe üstüne yaklaşırken önünü görmeden hem de içi ağzına kadar insan dolu otobüsle sollamaya kalkışıp karşı yönden gelmekte olan TIR'ı biçiyor, al sana manşet: "Trafik canavarı 20 cana mal oldu!"
İçip içip direksiyona geçiyor, aileleri paramparça ediyor: "Trafik canavarı aileyi ayırdı!"
Dün de Hürriyet yapmış bu geleneksel canavar haberlerinden.
Dördüncü sayfadaki haberin manşeti: "Mekatronik mühendisi 'canavar' kurbanı."
İnsan okuyup bir de o gencecik pırıl pırıl gencin fotoğrafını görünce Van Gölü Canavarı yuttu herhalde diye düşünüyor ama alakası yok. Karşı yönden gelen aracın sürücüsü nedendir bilinmez ters yöne girince motosikletli genci öldürmüş.
Evet öldürmüş.
Yani bu genç adam bir canavarın değil bir cinayetin, resmen kasıtlı bir cinayetin kurbanı.
Biz gazeteciler, televizyoncular hiç değilse canavar terimini, kaza demeyi bir kenara bırakıp trafik cinayeti demeyi başarabilsek, bu "canavarla(!)" mücadelede minik ama önemli bir adım olur diye düşünüyorum.
Polis yapınca fena bozuluyorum
DÜN saat 12.55 sularında Taksim'deki gazete binamıza otomobille geliyorum.
Çağlayan'dan Kasımpaşa'ya inen üç şeritli yolda seyir halindeyim.
Kasımpaşa sapağından bir önce U dönüşe izin veren bir nokta var.
Üstelik yolu tasarlayanlar dönüş için araçların sıra olmasına olanak veren bir cep de eklemeyi unutmamışlar.
Tam o U dönüşün önünden geçiyorum, yolun sağ tarafındaki otoparktan iki adet Trafik Vakfı'na ait dev çekici çıkıverdi.
Ülkemizde genel âdet olduğu üzere sola dönecek araçların arkasında kuyruk olmak yerine kuyruğun en önüne saplama yapmayı tercih ettiler.
TISLAYARAK BAĞIRDI
İlk araç girmeyi başardı.
Ama ikinci çekici o dev boyuyla giremedi ve akmakta olan trafiğin iki şeridini birden kapadı.
Ve durdu.
Tabii hurra akan trafik de durmak zorunda kaldı.
Hadi sıradan insanlar bu haltı yiyince iyi kötü hazmediyoruz ama içinde trafik polisi bulunan koca kamyon böyle durunca bastım kornayı.
Ben kornaya basınca kamyon ilerlemek yerine frene bastı.
Hani tipik "Gel de yiyorsa konuşalım" tribi.
Geçtim yanlarına açtım camı.
"Beyefendi sola böyle mi dönülür, siz polissiniz size yakışıyor mu? Hiç oldu mu bu şimdi? İki şeridi birden tehlikeye attınız" dedim.
Sürücü olana arkadaş tıslama sesleri çıkararak bağırdı.
Ne dediğini tam anlamadım.
Ama sağ koltukta oturan polis arkadaş gayet efendiydi.
"Sinyali görmediniz mi?" dedi.
"Sinyal verince yolun kralı olup iki şeridi kapatarak nizami geçiş mi yapmış oluyorsunuz?" dedim.
Ve uzaklaştım.
'34 GH...'
Sonra aracın şoförü olan arkadaş hoparlörden içinden ceza kelimesi geçen tam anlayamadığım bir cümle sarf etti.
34 GH diye başlayan plakayı kaydettim. Ama numarasını yayınlamayacağım.
Çünkü ne zaman plaka yayınlasam yazılı ifade vermeye kadar varan tatsız bir uygulamayla karşılaşıyorum Emniyet'in.
Üstelik bu ilk vaka da değil. Gazeteden birçok arkadaşım kırmızıda geçen veya hoparlörden bağırarak sizi kırmızıda geçirmeye çalışan, yasak yerlerden dönen bu çekicilerden illallah etmiş durumda.
Şöyle veya böyle trafik polisinin hiçbir kurala uymayarak hem kötü örnek oluşu, hem insanların mal ve can güvenliğini hiçe sayması, hem de polisin imajını zedelemesi çok tatsız.