Dukan, Türkiye'ye yerleşsin
"SON günlerin en gözde diyetisyeni kim?" desem, karşıma hep iki kişinin adı çıkıyor.
Biri Canan Karatay Hocamız, diğeri de Fransız Pierre Dukan.
Canan Hoca Türk olmasının, bu toprakların yetiştirdiği bir değer olmasının karşılığında çok sert ve ölçüsüzce eleştiriliyor.
Oysa Pierre Dukan adeta diyet yapanların başının üzerinde gezdiriliyor. Fakat dün gördük ki kıymet bilmez Fransızlar, canımız, bitanemiz Pierre'imizin doktorluk lisansını iptal etmek üzereymiş.
Üstelik sebebi de biz Türklerin hiç anlamayacağı, hepimizin "Aaa, bunun için lisans iptal edilir mi?" diyeceğimiz türden.
Dukan, kendini uluslararası şöhretine hayli kaptırmış olmalı ki geçen ocak ayında "ideal kilodaki öğrencilerin Fransa Lise Bitirme Sınavı'nda ekstra puanla ödüllendirilmesi gerektiğini" söylemiş.
Bu tuhaf ve buram buram faşizm kokan öneri uzunca tartışılmış ve tabii kabul görmemiş.
Ama mesele burada kalmamış ve Fransa Tabipler Kurulu üyesi doktorlar, Dukan hakkında meslek etiğine aykırı davrandığı iddiasıyla başvuruda bulunmuş.
Ve etik kurul, Dukan'ın tabi olduğu yasanın, "Bir doktor, görüşlerinin toplumda uyandıracağı yankının farkında olmalıdır" şeklindeki maddesini çiğnediğine karar vermiş.
Dukan'ın lisansı iptal edilme tehlikesiyle karşı karşıyaymış.
Canımız ciğerimiz Pierre'imiz üzülmesin. Stres yapmasın.
Hemen Fransa'daki görevinden istifa edip ülkemize yerleşsin. Levent civarında bir villa tutup açsın dükkânı. Çünkü bu ülkede nasılsa hiçbir doktor, diyetisyen dediğinden sorumlu değil.
SAYIN DUKAN: WIN WIN
Mesela hatırlarsanız, "Şişmanlara şişko deyin" diyen ve kendisi de bir doktor olan Recep Akdağ hâlâ bakanlık koltuğunda.
Mesela tüm servetini zayıflattığı hastalarından yapan ve ayrıldığı eşine "Vıcık vıcık yağlısın, şişman şey" diyen Murat Topoğlu hâlâ diyetisyen.
Kliniğinde bir genç kızın şüpheli şekilde hayatını kaybettiği ve olay üzerine Sağlık Bakanlığı'nın kliniğin ruhsatı olmadığını "fark ettiği" Muzaffer Kuşhan, sadece 15 gün meslekten men cezasıyla kurtardı paçayı.
Örnekler saymakla bitmez. Bu ülkede ne hasta hakları uygulanır ne de doktorlar etik kurallara bağlıdır. Vallahi taşının İstanbul'a Sayın Dukan.
Burada aklınıza gelen her türlü lafı söyleyip paşa muamelesi göreceğiniz gibi dünyalığınızı da beşe katlarsınız.
Yani tam anlamıyla şöyle de ifade edebiliriz İstanbul'a göçünüzü.
Fransızca'sını bilmiyorum ama İngilizce'si bizim buralarda çok popüler:
Win win!
SAKİN OL ŞAMPİYON
ANAYASA Mahkemesi'nin -bizim de çıktığında coşkuyla duyurduğumuz- "boşanan kadınların soyadlarını çocuklarına verebilmelerine imkân tanıyan" kararını Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü yok saymış.
Şaka gibi ama bir lafıyla siyasi partiler kapanan, kimsenin onun iradesi dışında hukuken adım atamadığı Anayasa Mahkemesi'nin üstüne çıkıvermiş kurum.
Bir Yargıtay kararından yola çıkarak dondurduğu bu uygulamadan artık nasıl nefret ettiyse "Medeni Kanun hükümlerine göre annenin, velayeti üzerinde olan çocuğuna kızlık soyadını vermek için dava bile açamayacağı" şeklinde genelge yayınlamış.
İnsanların anayasal haklarının Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü vasıtasıyla bile ikinci bir emre kadar askıya alınabildiği bir ülkede yaşamak gerçekten heyecan verici.
Her gün yeni bir heyecan hem de!
Uzun süre insanların çocuklarına istedikleri isimlerini vermelerine engel olan, beğenmediği isimleri nüfusa yazmayan bir kurumun günümüzde özgüvenini bu kadar geliştirmiş olması tesadüf değil tabii ki.
Ama Anayasa Mahkemesi'nin kararları artık devlet kurumları tarafından da by-pass edilip bir de dava açma hakları dondurulabiliyorsa içimden bu kararı alan öfkeli insanlara sadece "Sakin ol şampiyon" demek geliyor.
Sanki pek olmamış
DIGITURK son günlerde iki yeni hizmet sunmaya başladı. Bunlardan bir tanesi Play, diğeri de IQ.
IQ, internet üzerinden çalışan ve dilediğiniz yayını dilediğiniz anda izlemenize olanak sağlayan bir uygulama. Güzelliği, televizyonunuzu bir anda internete bağlanabilen bir Smart TV'ye dönüştürüyor olması. Hemen heveslendim ve IQ'ya geçmek istedim.
Ancak bu hizmeti kullanabilmek için Plus kutudan vazgeçmek zorunda kalmamız gerekmesi heyecanımı yarım bıraktı. Plus'ı alıp yerine getirdikleri cihaz, bir kanalı izlerken diğerini kaydetmeye izin vermiyor ne yazık ki.
Eğer evinizde Plus kutu yoksa ve televizyondan internete bağlanmak cazip geliyorsa bu uygulamayı sevebilirsiniz. Ancak cihazın internete sadece kabloyla bağlanabiliyor olması evde kablo döşeme hazırlığı yapmanızı gerektiriyor.
Digiturk'ün diğer yeni uygulaması Play ise reklamlarda tablet, laptop gibi cihazlar üzerinden Digiturk içeriğine ulaşmanızı sağlıyor. Bu özellikler çok seyahat edenler için iyi bir özellik.
Ancak dün bu uygulamaya abone olmak için firmayı aradığımda dizi kanalları, sinema kanalları gibi Digiturk farkını yaratan hizmetlerden bu uygulama içinde faydalanamadığımızı öğrendim.
Sadece 22 ulusal kanal var. Üstelik onlara da yine para istiyorlar. Yani abone olmanız hiçbir şey ifade etmiyor. Dizi ve sinema kanalları da büyük ihtimalle telif sorunları yüzünden yok.
Onun yerine aylık 1 veya 5 liralık standart paket üzerine her film ve dizi bölümüne 0.99 lira, belgesele ise 4.99 lira vermeniz gerekiyor.
Eğer maçları canlı izlemek isterseniz bu sezon sonuna kadar 159.99 lira ödemeniz gerekiyor. Yine spor paketine üye olmuş olmanızın hiçbir önemi yok. Üstelik para karşılığı izlettikleri ulusal kanallar zaten internet üzerinden ücretsiz yayın yapıyor.
Bu fiyatlara film izlemek için güzel bir uygulama bu. Ama diğer fiyatları bir üye olarak kabullenmek zor. Üstelik Lig TV'yi yurtdışı seyahatte izlemek de mümkün değil. Android uygulaması da yok. Kendi adıma merakla beklediğim Play uygulaması biraz hayal kırıklığı gibi geldi.