Türk halkı neden 15 Euro'ya telefon alamıyor?
BARCELONA'da yapılan Mobil Dünya Kongresi haberlerini merakla takip ediyorum.
Ancak evde benden başka merakla takip edenler de var.
Teknolojiden hiç hazzetmeyen, hatta yer yer ödü kopan annem iki gündür Nokia'nın 15 Euro'luk yeni cep telefonunu dilinden düşürmüyor.
Annemin cep telefonlarıyla olan ilişkisini doğru anlatabilmek açısından şunu belirtmem gerek ki, kendisinin telefon çaldığında açma düğmesini bulması çok da makul olmayan bir zaman tutarken, rehberde Z harfinden bir arkadaşını bulmak içinse her seferinde a harfinden yavaş yavaş aşağıya inmesi gerekiyor.
BİR ŞARJLA 30 GÜN
Bugünlerde Nokia'nın artık ülkemizde satışa sunulmayan küçük ama teknolojiyle arası olmayanların hâlâ mumla aradığı modellerinden birini kullanıyor.
İki gündür ise yeni bir kahramanı var: Nokia 105.
Dört bir yanımızı akıllı, dokunmatik ekranlı telefonlar sarmışken Nokia 105, temel telefon özellikleriyle yetinen kullanıcılar için tasarlanmış.
Haberlere göre şarjı 30 gün dayanıyor, radyosu ve led aydınlatması var.
Anneme göre bu telefonun adı "15 Euro'luk Nokia".
Hesabını da yapmış.
Nakliyesi, şusu busu derken 50 liraya satın almaya hazırlanıyor.
Annem Paris'te yaşıyor olsaydı belki bu hayali mümkün olabilirdi.
Ama ülkemizdeki tuhaf vergi sistemi nedeniyle 15 Euro'luk bir cep telefonunun ne yazık ki o makul fiyatlarla satışa sunulmasına imkân ihtimal yok.
Nokia 105 İstanbul'da gümrüğe girdiği anda önce % 25 ÖTV ile muhatap olacak.
Normalde 15 Euro ile çarpıp bölerek rakamı hesaplamak mümkün.
Ancak yasaya göre bu vergi 100 liradan düşük uygulanamıyor.
Yani 1 liraya da telefon ithal etseniz ÖTV sonrası fiyatınız 101 liraya geliyor.
Ama tabii ki daha bitmedi.
Eğer telefonun radyosu varsa ve cihazın çipseti üzerine monte ise yüzde 6 da TRT payı var.
Daha bitmedi. Sırada yüzde 18 KDV var.
Ama çok ilginç şekilde KDV, kendinden önceki vergilerin toplamının telefonun fiyatına eklenmesi üzerinden hesaplanıyor.
Bu toplam fiyat üzerinden yüzde 18 KDV var.
Hâlâ bitmedi.
SÜRÜMDEN KAZANILSIN
Yüzde 3 ila 5'i bulan gümrük vs. masrafları var.
Yüzde 6-10 civarı distribütör kârını ve yine aynı oranlarda bayi kârını da unutmamak gerek.
Böyle olunca ithalatçı firmalar, halkın büyük bir kısmının kolaylıkla erişebileceği, kullanımı kolay makul fiyatlı telefonlar yerine hesaplandığında ÖTV'si 100 liraya gelen 400 lira alt fiyattan cihaz getirmeyi tercih ediyorlar.
Böylece de annemiz, dedemiz hem ucuz hem de kullanması kolay cep telefonu erişiminden mahrum kalıyorlar.
Bu vergi sistemi vatandaşın lehine yeniden gözden geçirilse hiç fena olmaz gibi geliyor.
Keşke devlet arada sürümden kazanmayı da göze alabilse.
Sevdik PSY keratasını
UZAKTAN da belliydi ama PSY hayli sıcakkanlı, sempatik biri çıktı.
Konseri bir yana, Yetenek Sizsiniz'de sergilediği performans gerçekten çok etkileyiciydi.
Bence Acun'un programlarına getirdiği en sıcakkanlı dünyaca ünlü isim oldu.
İşin acayibi, sanki biraz kanıksadık bu ünlü isimlerin bir şekilde Acun'un prodüksiyonlarına gelmesini.
Çıtayı öyle yüksek tuttu ki, hangi ismin geleceğine şaşırmıyoruz artık.
İyi ki İlber Ortaylı var!
GAZETEMİZDE en sevdiğim sayfalardan biri Polemik sayfamız.
Karşıt görüşlerin çarpıştırılması çok hoşuma gidiyor.
25 Şubat'ta konu yeniden yapılacak olan İnönü Stadyumu idi.
Hatırlarsanız birkaç kere buradan kaygılarımı paylaşmıştım.
Özellikle de stadın tasarımının bir türlü kamuoyuyla paylaşılmamış olmasının bende yarattığı endişe üzerine yoğunlaşmıştım.
Tam da umduğum gibi inşaat başladı ve proje ancak paylaşıldı.
İTHAF OLSUN
İlber Ortaylı'nın bu konuda Polemik sayfamıza verdiği yorum, tüm çokbilen "suskunlara" ithaf olsun.
"Bu Türkiye için utanılacak bir konu. Artık bu ülkede tarihi dokuya saygı da yok. Mevcut stadyumun büyütülerek orada tutulması bu şehre, bu tarihe, bu çevreye karşı vahim bir saygısızlık, hatta cinayettir. Stadyumun bu müstesna kulübe çok daha gelir getirecek bir biçimde yeniden inşası gerekir. Aklı başında hiçbir kurul, hiçbir belediye, hiçbir şehirci, hiçbir mimar İnönü Stadı'nın yıkılmasına, yerine daha büyük bir stat yapılmasına onay veremez."
Bu kentin şehircilik anlayışının gidişatından tüm kaygı duyanlar altına imzasını atar bu cümlelerin.
Peki ya Ortaylı'nın bahsettiği o aklı başında kurumlar nerede?