Düşünemeyen toplum
KRİTİK bir dönemden geçerken, değişik fikirler üretmeye, anlamlı bir şekilde düşünmeye en fazla ihtiyacımız olduğu bir dönemde, özellikle genç beyinlerin tutarlı düşünce üretme yeteneklerini kaybetmeleri hem şanssızlık hem de son derece tehlikeli bir durumdur.
Şanssızlıktır, çünkü orijinal, ufuk açıcı fikirlerden mahrum kalacağız; tehlikelidir, çünkü düşünemeyen, iç tutarlılığı olan düşünce üretemeyen beyinler kendilerine dışarıdan "Bu doğru" diye empoze edilen fikirleri daha kolay kabul ederler ve bugün görüldüğü gibi sürü mantalitesinin içine çok daha rahat girerler.
Peki neden düşünemeyen toplum haline geldik, bu sadece Türkiye'ye özgü bir şey midir? İçinizi rahatlatacaksa hemen cevap vereyim: Hayır, Türkiye'ye özgü bir şey değil bu, ancak Türkiye'de çok daha sert, çok daha derinden, çok daha vahim yaşanıyor.
Düşünme yetenekleri zaten global düzeyde saldırı altında olan genç beyinlerin orijinal, farklı düşünmesinin neredeyse sapkınlık olarak algılandığı, çizgi dışına çıkma eğilimli kişilerin otoriter baskı ve ahlak söylemleriyle korkutulduğu, tek doğruları empoze eden güçlülerin "Doğru" dedikleri dışında düşünenlerin korkutulduğu ve susturulduğu bir ortam var bizde.
Bu da zaten saldırı altında olan beyinlerimizdeki azalmış olan düşünme yeteneğine ölümcül bir darbe vuruyor.
Ne olup bittiğini politik, sosyolojik ve Türkiye'ye özgü diye nitelendirilebilecek koşulların dışına çıkarak global trendler doğrultusunda açıklamaya çalışayım. Sonra isterseniz Türkiye'nin ağırlığını da bu zaten son derece kendiliğinden ağır olan durumun üzerine ekleriz ve Türkiye'de özellikle karşı karşıya olduğumuz felaketin boyutunu anlamaya başlarız.
Bizler yeni teknolojileri (dijital, internet, tablet, mobil telefon) ve bunlar aracılığıyla oluşan medyayı beyinlerimizde ne tür tahribat yapabileceğini hiç düşünmeden benimsedik ve kullanıyoruz.
Bize kolay geldiği, katılımcı olma imkânını açarak güç algısı verdiği, her yerden ulaşabildiğimiz ve çoğunlukla bedava olduğu için tercih ettiğimiz bu yeni medyanın beynimizde yan etki olarak yarattığı tahribat nedeniyle iç tutarlılığı olan düşünce üretme yeteneğinden tamamen mahrum kalıyoruz.
Nasıl okuduğumuz, nasıl düşündüğümüzü de belirlemeye başladı.
Dijital dünyadan önce insanlar bir metni ilk satırından başlayıp soldan sağa satır satır aşağıya inerek okuyorlardı. Bu şekilde okumaya alışmış beyinlerin rasyonel bölümlerinin de daha fazla çalışarak iç tutarlılığı olan düşünce üretebildiği artık biliniyor.
Dijital ortamlarda beyin bu şekilde okumaya karşı. Artık insanlar örneğin tablette bir sayfa açıldığında sayfada sadece yazı olsa bile bunu eski biçimde soldan sağa satır satır okuyamıyorlar. İlk satırın sol başından hemen aşağıya doğru inmeye başlıyorlar. Ve gözleri sürekli metin içinde link oluşturabilecek, yeni sayfaların açılmasını sağlayacak anahtar kelimeler arıyor.
Bulur bulmaz da onu tıklayıp sayfadan çıkarak başka sayfaya gidiyorlar. Bu yeni "okuma" biçimine, okurken çıkan şekil dolayısıyla "F tipi okuma" deniliyor. Beyni bu şekilde çalışan insanların her sayfada kalma zamanı ise ortalama 20 saniye civarında. Yani hiçbir fikir sonuna kadar okunamıyor, sadece bazı kelimelere veya kısa cümlelere bakılıyor.
Eğer sonra bu şekilde okumaya alışmış beyinlere, "Haydi bana okuduğunu anlat ve düşünce üret" derseniz ortaya bir felaket çıkıyor. O insan belki birçok şey yazmaya, anlatmaya çalışıyor ama içinde tutarlı, iç bağlantıları olan tek bir düşünce bulunmuyor. Sadece arada doğru kavramlar ve birkaç doğru cümle de olsa bunlar birbirinden kopuk, neden orada bulundukları belli olmayan anomaliler olarak yer alıyorlar.
Global dünyada genç insanların düşünme biçimi ne yazık ki böyle. Bu bir tür entelektüel Armageddon'dur. Türkiye'de daha ölümcül, çok daha ağır hale gelen özel koşullarımızı yukarıda saydım. Bugün Türkiye'de en basit konuda bile rasyonel, iç tutarlılığı olan düşünce üretmek imkânsız hale geldi. Bazı insanlar kendilerini zorlayıp bunu başarsalar da etrafta anlayabilecek insan artık kalmadı.
Bugün bazıları "Barış süreci hakkında iyice tartışmıyoruz, sadece güçlülerin dediğini kabul ediyoruz" diyor ya. Ben de "Haklı olabilirsiniz, belki de bu duruma dua etmeniz gerekebilir; çünkü bu beyinlerin barış süreci hakkında anlamlı iç tutarlılığı olan fikir üretmelerini beklemek felaketi davet etmek de olabilirdi" diyorum.
Bizler ne yazık ki bu global trende tarihimizin kritik bir aşamasında yakalanmış durumdayız. Bugünlerde farklı fikirlerin tartışılmasına, düşünceler üretilmesine çok fazla ihtiyaç var. Türkiye orijinal bir süreçten geçiyor. Aynı derecede orijinal fikirlere, aykırı düşüncelere ihtiyaç varken Türkiye vasatı tutturmayı meziyet olarak gören, düşünemeyenlerin ülkesi haline dönüşmüş durumda. Bunun sonunun iyi olacağını da hiç sanmıyorum.
Asıl sentezi ben yapacağım
SENTEZLERE ihtiyaç olan 21'inci yüzyılın bugünlerinde asıl büyük sentezi ben başarmak üzereyim galiba. Mr. Gurme için Hint yemek kültürünü hazırlarken, bir yandan Japon yemek kültürünün yazılarını, diğer yandan da bir gün sonra çekeceğimiz Karadeniz yemeklerini düşünmeye çalışıyorum.
Bir aşamada kafamda yemekler ve kültürleri karışıyor. Suşiye bakarken hamsi düşünüyorum. Bu gidişle özellikle yemek kültürleri dünyasında kafamda muhteşem bir sentez mutlaka oluşacaktır. Bunun alternatifi, inanılmaz bir kafa karışıklığı, bir tür anarşi de olabilir.
Bugün Mr. Gurme'de
HABERTÜRK kanalında saat 17.15 civarında Mr. Gurme'ye bekliyorum herkesi. Lübnan mutfağının muhteşem lezzetlerini pişirip yiyeceğiz ve üzerine de sohbet edeceğiz. Çok renkli, çok lezzetli bir program oldu bence. Düşüncelerinizi yazın, biz de gereken ayarları yapalım.
Siz barış sürecini tartışırken
BEN bugün "Dünden bugüne geleneksel Türk mutfağı" konulu panelde moderatörlük yapmak için İzmir'de olacağım. Barış süreci tartışmaları çok daha hayati olabilir, ama benim gündemimin çok daha zevkli olduğu bir gerçek.