Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BAŞBAKAN Erdoğan ABD gezisinde Silikon Vadisi'ni ziyaret ettikten sonra gördüklerini çok beğendiğinden "Çok çalışmamız lazım, çok" diyerek duygularını ifade etmiş. Başbakan'ın duygularına aynen katılıyorum ve onu, bu ziyaretiyle gösterdiği modern tavrı için de bütün kalbimle alkışlıyorum.

        Bence 21 'inci yüzyılı yakalamaya çalışan bir Türkiye'nin başbakanının ABD'de gideceği yer Beyaz Saray değil Silikon Vadisi olmalı.

        Ancak bazı düzeyleri yakalayabilmemiz için korkarım çok çalışmak yetmeyebilecek. Hatta Başbakan'ın yaptıklarını söylediği yeni teknolojik yatırımların da fazla bir faydası olmayacak ne yazık ki.

        Bunu söyleme nedenimi anlatacağım ve bu konularda çalışan bir insan olarak dikkat çekeceğim noktanın uzun vadede Başbakan'a yardımcı olacağını umuyorum.

        Daha çok çalışma, yeni teknolojilere ulaşmak, tabletler filan önemlidir de her şeyin temelinde "beyin" var.

        Çağımızın esas sosyolojik sorunu olan medya araştırmaları bağlamında insan beyninin nasıl düşündüğü, nasıl kararlar verdiği ve beynin nasıl tıkladığı üzerine birçok araştırma yapıldı.

        Beynin hangi bölümlerinin neye tepki verdiği artık çok iyi biliniyor. Bunu bilenler hem pazarlama yaparken hem de internet sitelerini popülerleştirmeye çalışırken beyni manipüle edebiliyorlar.

        Ve hepimizin çevresini saran dijital ortamlar insan beyninde okumak ve rasyonel düşünmek gibi bazı fonksiyonları azaltabiliyor. Artık bu bilgiler kesin. Hepsi de kanıtlanmış durumda.

        Ancak bu çalışmaların önemli bölümünün yapıldığı ABD'de bir şey daha biliniyor: Yaratıcı olmak sadece farklı olmak ve yanlış yapma riskini alan insanlar tarafından başarılıyor.

        İşte bu yüzden Başkan Obama adına "BRAIN" (beyin) dediği bir büyük proje başlattı ve insan beyninin nasıl daha yaratıcı olmaya yönlendirilebileceğini, Amerikan bilim adamlarına araştırtıyor. Keşke Başbakan Beyaz Saray'dayken Obama ile daha az Suriye konuşsaydı da bu beyin projesiyle ilgili biraz bilgi alsaydı. Çünkü bu, Türkiye'nin geleceği açısından Suriye'den çok daha önemi bir konu.

        Şu artık kesin biliniyor; sadece hayatında risk almaktan korkmayan, tepki görmekten çekinmeyen, hayatı ve görüşleriyle farklı olmaktan korkmayan insanların beyni yaratıcı çalışabiliyor.

        Hazır ziyaret etmişken Başbakan keşke Google, Microsoft ve Apple'ın işyerlerini/kampuslarını da biraz detaylı dolaşsaydı iyi olacaktı. Dolaşsaydı; o kampusta insanların nasıl çalıştığına, gün içinde nasıl davrandıklarına, ne yiyip içtiklerine, hayat tarzlarına hiç karışılmadığını görecekti. Oralarda insanlar çalışma saatlerini de kendileri, belirliyor. Tek tip düşünmek, yaşamak orada yok. Vasat olmak orada yasaklanmış gibi. Herkes kendi tarzını ortaya koyuyor, "Yanlış mı yaparım yoksa düşündüklerim nedeniyle eleştiri mi alırım?" diye düşünmeden serbestçe hayal kurabiliyor. Ve böyle davranıp yaşayan insanlarla dolu olan kampuslardan daima yaratıcı ve çok parlak fikirler çıkıyor.

        Şimdi Başbakan'ın tavsiyesine uyup ne kadar daha çok çalışsak da bu başarıyı tekrar etmemiz mümkün değil. Çünkü Türkiye vasatı düşünen insanların ülkesi haline geldi. Vasatı tutturanlar kendilerini başarılı sayıyorlar ve onlar yükseltiliyorlar. İktidarın sevip desteklediği insanların çoğu da vasat düşüncenin dava insanları.

        Şu da biliniyor; insan beyni bulunduğu ortamlara uyum gösterebiliyor. Bu yüzden Türkiye'de çoğunluğun beyni de vasatlaşmaya başladı. Sıradanlık artık salgın hastalık gibi yayılıyor. Artık beyinlerimiz farklı düşünce üretebilecek takata sahip değil. Bu durum belki iktidarın hoşuna gidiyordur ve belki de Türkiye'nin yönetilmesini daha kolay hale getiriyor olabilir ama bu ortamda farklı ve yaratıcı düşüncenin ortaya çıkmasını beklemek mümkün değil.

        Yukarda, Silikon Vadisi'ni anlatırken orada genç insanların serbest düşünüp serbest yaşadıklarını ve yaratıcı düşüncenin de bu yüzden orada doğduğunu söyledim.

        Türkiye'de yaratıcı olana farklı düşünüp farklı davranana iyi bakılmıyor. Hâkim sosyal ortam böyle oldu. Bu ortamın oluşmasında iktidarın uygulamalarının, tavrının da etkisi olduğu muhakkaktır. Ve bunun yanında toplumun her alanının dinselleşmesi ve bunun katı kurallarının norm haline getirilmesi durumu da var. Bunların da serbest düşünüp serbest yaşayan genç insanların var olabilmesine elverişli olmadığı kesindir.

        Yaratıcı düşüncenin oluşabilmesi için hayat tarzı seçimlerine karışılmayan, ne yediği ne içtiğine sürekli müdahale edilmeyen, ağzından çıkan her farklı düşünce ya suç ya da günah olarak görülmeyen ve serbest düşünmekten korkmayan insanlar gerekiyor.

        Bence Türkiye'nin en önemli sorunu bu ortamın olmamasıdır. Hatta olmadığı gibi zar zor var olanın da çeşitli uygulamalar yasaklar ve söylemlerle geriye götürüldüğü de bir gerçektir.

        Başbakan isterse, söylemlerini biraz farklılaştırarak farklı düşünmekten, farklı davranmaktan korkmayan bir genç nüfus yaratabilir. Türkiye'nin geleceği bunun olabilmesine bağlı, ama iktidar gündelik siyasi kaygılar nedeniyle bu gerekeni, yapabilir mi bilemiyorum. Günü kurtarmak için geleceği yok etmek yoluna gidecekler mi, bakalım göreceğiz.

        Sürücüsüz araç

        EVET belki bilgisayarlı ve sürücüsüz yola çıkabilen araçlar kaza yapmıyor olabilir, ama şunu da düşünün bu araçlar Türkiye'ye geldiklerinde ve İstanbul sokaklarına, trafiğine çıktıkları zaman ya sürücülerimiz gibi irrasyonel davranmaya, birden trafik canavarı kesilmeye başlarlarsa o zaman biz ne yaparız, bunu dünyaya nasıl anlatırız bence bu olasılığı da düşünmek gerekiyor.

        Alkol tüketimi

        TÜRKİYE'deki alkol tüketiminin kişi başına 1.5-2 litre kadar olduğu söyleniyor. Bu bence mümkün değil; babam hayatta olduğu sürece düzeyin bu kadar düşük olmasına imkân yok. Çünkü o, bu miktarı sabah kahvaltısıyla birlikte alıyor. İstatistiklerde bir yanlışlık olmalı.

        Hasan Cemal

        TÜRKİYE'den çıkan tüm PKK gruplarının içinde Hasan Cemal de mutlaka yer alıyor. Şimdi eğer PKK liderleri bir aşama sonra Avrupa'ya gidip oralarda yerleşmeye başladığında Hasan Cemal de onlarla gidip Paris'e filan yerleşirse doğrusu o zaman onu kıskanırım. Yoksa istediği kadar Kuzey Irak'a gidip gelsin işin o yönü beni hiç ilgilendirmiyor.

        Diğer Yazılar