Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        CLINT Eastwood müthiş bir zamanlamayla efsanevi FBI Direktörü J.Edgar Hoover'ın hayatının filmini yaptı.

        Zamanlaması çok iyiydi; çünkü tüm zamanların en büyük komplosu olarak nitelendirilen olayın 48'inci yıldönümü yaklaşıyor.

        Amerikan başkanı J.F.Kennedy, 22 Kasım 1963 tarihinde Dallas şehrinde kurşunlanarak öldürüldü. Yaşı tutmayanlar bile bu olayı çok iyi bileceklerdir; çünkü bu olayın saniyesi saniyesine dokümanteri çekildi.

        Olay esnasında o alanda bulunan Zapruder adındaki bir vatandaş, başkanı kamerasıyla çekeyim derken tüm suikastı baştan aşağıya filme çekti.

        Olay olur olmaz neredeyse bir komplo teorileri endüstrisi kuruldu. "Bunu kim yaptı" sorusu üzerine sayısız komplo üretildi.

        Eldeki film kare kare incelendi. Başkanının adıyla "Warren" olarak adlandırılan bir komisyon, olayı yıllarca inceledi. Birçok cevap sunuldu ama ortada bir komplo olduğuna inananlar bir

        türlü tatmin olmadı.

        BİR KOMPLO KESİN VARDI

        Bir komplo olduğuna inananların da haklı yanları vardı. Çünkü JFK'ya ateş ettiği gerekçesiyle tutuklanan Sirhan Sirhan adındaki adam da hapse nakledilirken canlı yayında vuruldu.

        Bu olayla ilgili olabilecek daha çok kişi şüpheli koşullar altında öldüler.

        Suikastı çözme arzusu ve komplo teorileri çılgınlığı aradan onca yıl geçmesine rağmen azalmadı. Şimdi olayın 48'inci yıldönümüne giriyoruz ve komplo teorileri 50. yıla doğru artarak sürecek.

        Öylesine çılgın komplo teorileri var ki bu konuda, örneğin bu suikastın komplo teorisyenleri tarafından kendilerine saygınlık kazandırmak için yapıldığını söyleyenler bile var.

        STEPHEN KING'İN YENİ KİTABI

        StephenKing, 11.22.63 başlığını attığı romanını da bugünlerde çıkardı. Tarihten anlayacağınız üzere roman JFK suikastıyla ilgili ve zaman seyahati yapan bir kişinin bu suikastı önlemesini anlatıyor. Romanın komplo teorisyenlerini kızdıracak yönü, Stephen King'in o gün ateş edenin resmen verilen isim olduğunu söylemesi olacak.

        Bu komplo teorisyenlerini çıldırtacak bir tavır ve bundan sonra önümüzdeki birkaç yıl JFK suikastının yeniden çok tartışıldığını göreceğiz. Yepyeni teoriler ortaya atılacak ve yeni suçlamalar da yapılacak. Stephen King'e de çok saldıracaklar ve ünlü romancı "Buna hazırım" diyor.

        KARANLIĞIN YÖNETİCİSİ HOOVER

        Clint Eastwood'un filminin zamanlaması da bu yüzden çok iyi; çünkü bu film en ciddi komplo teorisinin anlattığı olayların tam göbeğinde olan o dönemin FBI Direktörü J.Edgar Hooover ile ilgili ve filmde bu suikast da yer alıyor.

        Ancak film, Edgar Hoover'ı insan yüzüyle vermek amacında olduğu için bu konuya fazla konsantre olmuyor.

        Bunu başka bir yönetmen zamanında yapmıştı. Oliver Stone, JFK adlı filminde bence gerçek olması ihtimali büyük olan komplo teorisini konu edinmişti.

        SUİKASTTA MAFYANIN ROLÜ

        Ben o gün JFK'ya ateş ettiği söylenen Sirhan Sirhan'ın orada olduğunu düşünüyorum. Ama o tek başına değildi, yakında bir yerde Amerikan mafyasının gönderdiği bir keskin nişancı da vardı.

        Mafya neden JFK'yı vurdurmak istesindi. Çünkü o, Küba'da büyük kumar otelleri ve büyük para çıkarları bulunan mafyaya yardımcı olmamıştı. Onların örgütlediği Küba'daki Domuzlar Körfezi çıkarmasına askeri desteği sonuna kadar vermemişti ve mafyanın çok büyük para kaybına neden olmuştu.

        Amerikan mafyası bu nedenle başkanın öldürülmesi kararını aldı. JFK suikastını Carlos Marcello ve Sam Giancana adlı mafya liderlerinin hayatını bilmeden anlayamazsınız.

        Onların hayatını bildiğinizde ise karşınıza FBI Direktörü Hoover çıkar. Çünkü Hoover komünizme karşı mücadelesinde mafyayı kullanmaya başlamıştı ve Küba'yı kaybetti diye JFK'ya da kızıyordu. Elinde JFK'nın seks kasetleri de vardı.

        Marilyn Monroe ile ilişkisini de o başlattırdı ve yıllar sonra onun da ölümüne neden olduğu ciddi bir şekilde söyleniyor.

        Mafya liderlerini de dinletiyordu ve onların JFK'nın vurulması kararını aldıklarını bildiği halde müdahale etmedi. Hatta mafyanın önünü açarak onlara dolaylı şekilde yardımcı da oldu.

        Başkanın Adalet Bakanı olan kardeşi Robert Kennedy, bunun öcünü kendisine bağlı olan FBI Başkanı'ndan almak istedi ama Hoover'ın elinde Kennedy'lerin babalarının mafyayla çalışan bir gangster olduğunu belgeleyen kanıtlar vardı. Yıllar sonra Robert Kennedy de vurularak öldürüldü.

        Hoover'ı ise FBI Başkanlığı'ndan almayı kimse beceremedi.

        Amerika'nın o yılları çok karanlıktı ve bu karanlığın prensi de Hoover'dı. Eastwood'un filmi, Hoover'ın insan yüzünü verecek ya, yıllardır söylenen eşcinsel olduğu iddiasını vurguluyor, annesiyle olan bağlılığını ortaya döküyor. (Filmin bu yönü bana Sapık filmindeki Norman Bates'i hatırlattı.)

        Ama Hoover'ın bir de şeytan yüzü vardı ki onu bir gören bir daha iflah olmuyordu. Bunun filmi ise hâlâ yapılmayı bekliyor. O filmin senaryosu bence James Ellroy'un birbirine bağlı iki kitabına (American Tabloid ve The Cold Six Thousand) dayanılarak yazılmalı.

        Cin çıkarmak

        SON zamanlar duyduğum en tuhaf ve bir o kadar da ürkütücü olayı bu akşam yayınlanacak "Alt Üst Muhabbetler" programında Alişan'dan dinledim.

        Öyle şeyler anlattı ki, Esin Övet neredeyse çekimden kaçıp gidecekti korkudan. Bu akşam bizi seyretmenizi tavsiye ediyorum. Konu ise başlıkta ima ediliyor.

        Post Amerikan dünyası

        ÖNÜMÜZDEKİ yıllarda post Amerikan dünyası gibi yeni kavramları sıkça kullanmak zorunda kalacağız. Çünkü Amerika'nın tartışılmaz yönlendiricisi olduğu dünya artık yok ve bu dünyaya nasıl adapte olunacağını sorgulayan kitapları da okumak gerekiyor.

        Benim bu konuda tavsiyem, Fareed Zakaria'nın "The Post American World" (release2.0) adlı kitabıdır. Post Amerikan dünyada kimin etkili olacağı da Time Dergisi'nin son kapağında görülebilir.

        Diğer Yazılar