Tahliye olacaklar ama masumlar mı?
NEDİM Şener ve Ahmet Şık'ın nihayet gerçekleşen tahliyeleri sonrasında yeni tahliyelerin de geleceği beklentisi var. Bazı isimlerin mutlaka tahliye edilmesi zamanının çoktan geldiğini düşünüyorum.
Onların tahliye edilmesini daima savundum, ama masum olduklarını düşündüğümden değil. Onların suçlu olduklarına hiçbir zaman inanmadım, ama ne yazık ki masum da değiller.
Onların neden masum olmadığını anlarsak neye yol açtıklarını da anlarız ve bir daha Türkiye'nin aynı süreçlerden geçmemesi için gereken şartları sağlamış oluruz.
İki medeni ve dürüst insanın tahliyelerinden hemen sonra bu konuyu açmak hiç de hoş değil, bunu
biliyorum. Ama birisinin bir aşamada bunu yapması gerekiyor ki biz kendimizle yüzleşelim ve bir daha eski yanlışları tekrarlamayalım.
*
İlk önce "Suçlu değiller, ama masum da değiller" derken neyi kastediyorum, bunu açıklamalıyım.
Türkiye bugünlerde hayli tepkisel bir geçiş dönemini yaşıyor. AKP iktidarı ve Başbakan, yakın geçmişin birçok olayına hayli tepkililer ve bugünkü adımlarını bu tepkiler yönlendiriyor. Basının bir bölümünde de bu tepki görülüyor. Bazı köşe yazarları, sanki geçmişin öcünü almaktan başka bir şey düşünmüyor gibi yazıyor.
Bu tepkilerinde çok da haksız değiller; çünkü Türkiye'nin o geçmişi çok çarpıktı, ahlaksızlaşmış bir düzenin içinden geçip bugünlere geldik.
MASUM OLMAYANLARIN DÜZENİ
O günlerin düzeni, birçok masum olmayan insan yarattı.
Bunlar o günün şartlarına göre bir suç işlemiyorlardı, ama bazıları askerin, bazıları ise polisin içindeki bir fraksiyonun yanında yer alarak gazetecilik genel kavramı altında taraf tuttular ve kullanıldılar. Bunun yanında büyük gazeteler ile iktidar ve iş dünyası arasında ahlaksız bir ilişki kurulmuştu ve gazeteciler bu ahlaksız ilişkileri de kendi kurdukları polis ve asker bağlantılarını kullanarak destekliyorlardı.
Bu çılgın bir düzendi ve bugün kendilerine "araştırmacı gazeteci" diyen ve ağızlarını her açtıklarında namuslu gazetecilikten bahsedenler, o ahlaksız düzenin önemli bir parçasıydılar.
Araştırmacı gazetecilik adı altında yaptıkları her haber, sistem içindeki bir fraksiyon tarafından destekleniyordu ve aslında haber yaparken kullanılıyorlardı. Bu düzenden patronları da çok memnundu; çünkü adamlarının kurduğu bağlantılar nedeniyle kendi düzenlerini sürdürüyorlardı.
KURULAN YENİ MEDYA DÜZENİNDE
Bu nedenle biz bugün tahliyelere sevinirken ve yeni tahliyeleri beklerken, suçlu olmasalar da aslında kimsenin masum olmadığını görüp neden masum olmadıklarını da iyi anlamamız gerekiyor. Ancak bunu anlarsak kurulmakta olan yeni medya düzeninde "namuslu gazetecilik" görünümü altında aslında hiç de masum olmayan işler yapan gazetecilerin yeniden ortaya çıkmasına izin vermeyiz.
Bugün Türkiye'de medyanın içinde bulunduğu durumdan suçlu olmayan ama masum da olmayan bu insanlar sorumludur. Onların eskideki o düzenleri olmasaydı iktidar ve Başbakan bugün tepki duyacak bir şey bulabilir miydi ve bugün basın bu durumda olur muydu? Bu soruyu hepimiz kendimize sormalıyız.
İşin ilginç tarafı, bugün iktidarın basın üzerinde kurduğu baskıdan en çok şikâyet edenler, bu baskının oluşmasına neden olan geçmişteki ahlaksız düzenin de en büyük oyuncularıydı.
O düzeni kuranlar onlardı. Onun için bugün "namuslu, dürüst gazeteci" söylemlerine bakarken geçmişi hiç unutmayalım ve bu tiplerin tekrardan belki suç olmasa bile masum da olmayan yeni işler çevirmelerine izin vermeyelim.
CHP aslında erken uyanmış
DÜN bazı davalarda zamanaşımının ortadan kaldırılmasına yönelik, "Keşke CHP önceden harekete geçseydi de bugünlere gelinmeseydi" diye yazmış ve "Bazen erken uyanmak gerekir" demiştim.
Bu yazımda bir hata var, bugün bunu düzeltmek istiyorum.
Birçok CHP'li milletvekili arayarak beni uyardı. Meğerse zamanaşımının bazı davalarda olmaması için bir yasa önerisini daha önce vermişler ve kendi deyişlerine göre AKP bir "siyasi ahlaksızlık" da yaparak bu tasarıların görüşülmesini engellemiş.
Sayın Sezgin Tanrıkulu, bana yasa tekliflerini ve Meclis tutanaklarını da gönderdi. Dolayısıyla CHP'lilerden dünkü yazımdaki yanlışım dolayısıyla özür diliyorum. "AKP bunu neden engelledi? Bunu da açıklasalar da gerekçeyi öğrensek iyi olur" diye düşünüyorum.
Davutoğlu bir lider gibi
ÇARŞAMBA gecesi Ahmet Davutoğlu ile TGRT'de uzun bir söyleşi yapıldı. Konu gayet tabii ki dış politika ağırlıklıydı, ama kaçınılmaz biçimde bazı iç konulara da girildi.
Dikkatle dinledim ve çok şey öğrendim, ama benim dikkatimi başka bir şey daha çekti. Baktım ki Ahmet Davutoğlu, kendisine çok güvenen bir lider havasında konuşuyor.
Kendi kendime, "Bu Başbakan'ın da dikkatini çeker herhalde" diye düşünürken bazı Fransız gazetelerinde Başbakan ile Dışişleri Bakanı'nın aralarının çok da iyi olmadığı yolunda yorumlar çıktığı söylendi.
"Eğer durum böyleyse yazık olur. İyi giden bir yönetim içinde, özellikle bu kritik dış gündem günlerinde böyle bir çatlak olmasa çok iyi olur" diye de düşündüm.
Ağır aday arayışı
UZUN boylu olup biraz da kilolu olanlar yaşadı; bir sonraki seçimde milletvekili olmaları garanti gibi. Liderlerin artık milletvekili adayı seçerken yapılı olup da iyi kavga edenleri tercih edecekleri kesin. Çünkü TBMM, smackdown dövüşlerinin yapıldığı arenalara döndü.
Sırf bu yüzden oğlum eğlence olsun diye, çizgi film kanalı yerine TBMM'den yapılan naklen yayınları izlemeye başladı. Şimdi düşünüyorum da CHP, iki iriyarı adamı olsaydı eğitim düzenlemesini kesin engellerdi. Ve bunun da genel başkanları tarafından not edildiğine eminim.