Başbakan, köşe yazarları hakkında haksız mı yani
BAŞBAKAN Erdoğan, köşe yazarlarına yine kızdı ve özetle "Bilip bilmeden yazıp duruyorsunuz" dedi. Bu lafta genelleme hayli fazlaydı, ama iğneyi Başbakan'a batırırken çuvaldızı da kendimize batırmamız gerekiyor.
Herkes aynada kendisine bir baksın ve "Başbakan eleştirisinde tamamen haksız mı?" diye sorsun ve en azından kendisine dürüst cevap versin.
Bugün ben aynanın karşısına geçtim ve soruya sadece kendimin duyabileceği şekilde değil, tüm köşe yazarlarına seslenerek cevap vermek istiyorum.
EGO BALONLARI
Köşe yazarlığı, insanın egosunu şişiren bir meslektir. Siz bir süre sonra hemen her şeyi herkesten çok daha iyi bildiğinizi sanmaya başlarsınız. Bu her yazınızın, her gün herkes tarafından okunduğu ve beklendiği varsayımıyla birleşince ortaya tahammül edilmesi çok güç olan bir egolu yaratık ortaya çıkar.
Bu yaratık, toplumun karşı karşıya olduğu her sorunun çözümü için doğru fikirleri olduğunu düşünür ve bunları sadece yazmakla kalmaz, her fırsatta anlatmaya da başlar.
TRAJİK YAŞAMLAR
Bazı anlatma girişimleri, bir süre sonra kelimenin tam anlamıyla trajediye dönüşür.
Ben şahit olduğum birkaç örneği anlatayım: Aynı şeyler Başbakan'la ilgili de oldu, anamuhalefet partisi başkanıyla da.
Siz karşısına oturduğunuz lideri dinlemeniz ve ona öğrenmek için sormanız gerektiğini düşünüp ona göre davranmaya başlarsınız. Ama sonra bir başka meslektaşınız söz alır ve karşısındaki lidere sorunları nasıl çözeceğini, "Çözümü ben biliyorum" edasıyla anlatmaya başlar.
Onun liderliğindeki yanlışları da sayar. Çünkü o gazeteci, hayatının her anında bu konular üzerinde yoğun düşünen ve bu yüzden lider olabilmiş kişiye dersler verebileceğini düşünür.
Bu tür insanlarda mütevazılık katiyen yoktur.
Kimse, "Karşımdakine ders vermek benim haddim değil" diye düşünmez. Siz üçüncü bir kişi olarak bu olayı seyrederken meslektaşınızın bu davranışı nedeniyle utanırsınız, ama yapacak da bir şey yoktur. Çünkü o konuşurken kendisiyle o kadar dolmuştur ki, kendisini o kadar beğenir ki, sizin utancınız daha da artar.
Ve evet bugün dünyada hiçbir gazetecinin elinde, ülkeyi yönetenler kadar doğru bilgi yoktur. Herkes megalomanik krizlerini bu eksik bilgiyle yaşar.
Yani Başbakan, "Belki elimizde başka bilgiler vardır da öyle davranmışızdır" derken sonuna kadar da haklıdır.
GAZETECİ SADECE ELEŞTİRİR Mİ?
Bir de gazeteci, içinde bulunduğu bu korkunç ego megalomani sarmalında kendisini sadece eleştirmek için var olduğuna da inandırmıştır.
İyi olana iyi demek, beğendiğini açıkça söylemek ve alkışlamak ona zül gelmeye başlar. Böyle davrananlara damgalar vurur ve eleştirme hakkının arada bir güzel olanı da söyleyenlere daha çok yakıştığını görmezden gelir.
Bütün bunlar genelde gazetecilik mesleğinin sorunları, ama bu sorunu Türkiye koşullarında çok daha acil ve önemli kılan yön, bu ülkenin, sorunlar üzerinde gerçekten düşünebilen, doğru olana doğru, yanlışa da yanlış diyebilen ve egosunun hâkimiyetine teslim olmayan gazetecilere çok ihtiyacı olmasıdır
Başbakan'ın eleştirisi kendi aramızda bu yönde bir tartışma başlatırsa çok da hayırlı olur.
Karakter törpüleyen meslek
GAZETECİLİĞİN, egoları şişiren ve temelde tahammül edilmesi çok güç insanlar oluşturduğu, demokratik ülkelerde sıkça tartışılır. Hatta gazetecilik mesleğinin ahlaki olmadığı bile yazılmıştır. Janet Malcolm "Gazeteci ve Katil" adlı kitabında bu düşünceyi kapsamlı irdelemiş ve büyük tartışmaya da neden olmuştur. Bizde köşe yazarları kendilerini bu tür düşünce tartışmalarının tamamen dışında tutuyor ve öğrenmeye ihtiyaç duymadan kafalarına koyduklarını bildikleri gibi yapmakta ısrar ediyorlar.
Afganistan'da tabii ki olacağız
"NEDEN Afganistan'dayız?" diye soranlar bence cehaletlerini gösteriyorlar. Bugünkü iktidarın Osmanlı emperyal vizyonunu bir kenara bırakın, bugünün dünyasında global yeni düzen kuruluyor. Bu yeni düzende hangi ülkenin lider konumda olacağı henüz belli değil.
Liderliğe namzet ülkelerin arasında Türkiye de var. Türkiye bu potansiyeli gerçekleştirmek ve şansını kullanmak için başka ülkelerin sorunlarının çözümünde var olmak zorunda.
Bunu Başbakan ile Dışişleri Bakanı çok da iyi görüyor, anamuhalefet de istese görebilir ama şimdilik iç politik kaygıları nedeniyle görmezden geliyorlar.
Babama hazırlık
ÜÇ haftalık hastane arasından sonra babam yakında eve dönecek. Bu haber hastane personeli arasında yayıldıktan sonra herkeste belirgin bir rahatlama olduğunu hissettim. Belki o kapıdan çıktığı an hastanede
büyük bir kutlama bile yaparlar.
Asıl benim işim zor; şu aralar üç haftadır ağzına içki ve tütün değmemiş bir bağımlıya hasret gidermesi için yetecek miktarda içki ve tütünü evde stoklamakla meşgulüm. Fabrikayla anlaştım, eve TIR'larla yolluyorlar malzemeyi.
Bu arada uykusuzluğuna çare olsun diye yeni ilaç karışımlarını da deniyorlar. Son karışımı, hastane dışında bulup getirdikleri bir deve üzerinde denediler. Deve hemen mışıl mışıl uyudu, babama da verdiler aynı ilacı, adam sabaha kadar cin gibi oturdu.