Dindar yurttaşlık ödülü
Dindar yurttaş yetiştirme iddiası (hedefi) siyasi olarak tartışıldı.
Peki, ahlaki ölçülerde tartışılsaydı durum nasıl olurdu?
Evrenselliğin terbiyesinde yeri ve önemi kabul edilmiş bir kavramın derin anlamını, sadece bir inanış sisteminin içeriğinde değerlendirmek, adalet ahlakını zorlar.
İsabeti gözden uzak tutar, elden kaçırırsınız.
Bu konuda Diyanet Başkanlığı görev üstlenirse çare olur mu? Olmaz!
Ya da laik bir ülkede Diyanet Başkanlığı kendisini tarif ettiği “ahlak hocalığı göreviyle” toplumsal adaletin mümessili olabilir mi?
Olamaz.
Hele meseleye toplumun ahlak ilklerini kendi tarifleri içinde en uygun hareket olarak örnekleyebilir mi?
Örnekleyemez!
Peki, ya bu konuda toplum içinde yarışma açabilir mi?
İşte burada verilecek cevap tektir:
“Güldürmeyin milleti...”
Diyanette “gerekçe pratiğinden örnek” alınabilir mi? Elbette alınır...
Ve bu pratik başkalarına “emsal” gösterilebilir. Bu mantıklı ve âdil bir uygulamadır. Sadece İslamiyet’te değil, bütün dinlerde ve inanışlarda mevcuttur.
“Gerekçe pratiğinden ilham” alınabilir mi? Elbette alınır... Çünkü zihnin ufkuna sınır konulamaz... İyi niyetle diyelim ki Diyanet Başkanlığı da bu “örnek ve ilham” ilişkisinden hareketle bu bahislerde halka ve inananlara açıklamalar yapabilir. İlham ve örnek aldığı pratikleri örnekleyerek telkinlerde bulunabilir.
Bunları, vaazlarda, hutbelerde, tavzihlerde, tefsirlerde rahatça kullanabilir.
Peki, bunu ödül konusu yapabilir mi?
Tartışma burada başlıyor.
Hatırlayacaksınız, bir yaşlı kadın 100 bin liralık altın bulmuş; kendisi kirada oturmasına rağmen sahibini bulup altını vermişti.
Bunun imanla, dinle ilgisi yoktu.
Bir Müslüman teyze olduğu gibi, Hıristiyan veya Yahudi de olabilirdi.
Egemen unsur, “hakkın sahibine teslimi” idi ve insanlığın en eski ahlaki değeri ve terbiye ölçeği idi.
Diyanet Başkanlığımız, ahlaki davranışı ödüllendirmenin ilhamını işte bu yaşlı teyzenin fazilet idrakinden almış...
Diyanet Başkanlığımız dini değerler konusunda bir strateji belgesi hazırlamak istemiş. Bu stratejinin “Ahlaki Yozlaşmaya Karşı Alınacak Tedbirler“ diye bir de bölüm açmışlar. İşte tam bu sırada, Diyanet Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özafşar “ahlaki yozlaşmaya dur demek” için yaşlı teyze faziletinden aldığı mutlulukla, her yıl bir “Diyanet Ödülü” konulmasını önermiş. Şimdi bu yolda girişim başlatılmış. Bundan böyle tıpkı ‘yılın annesi’ gibi ‘yılın ahlaklı ve dindarı’ seçilecekmiş. Amaç, ibadetin yanı sıra sosyal sorumluluk ve ahlaki ilkelere uygun “örnek vatandaş” seçiminde rol oynamakmış.
Diyanetin Başkan Yardımcısı Mehmet Emin Özafşar ‘Nasıl ki ‘Yılın Annesi’, ‘Yılın Sanatçısı’, belirleniyorsa, biz de ahlaki bakımdan ismi ön plana çıkmış kişileri ödüllendirmek, takdir etmek istiyoruz” diyor.
Böylece dindar vatandaş yetiştirme konusunda Diyanet Başkanlığı “durumdan kendine vazife” çıkarmış olacak.
Meseleye ikna edici bir isim bulunacağından hiç endişe etmeyin.
Nitekim Özafşar Hoca ödülün adının da henüz belirlenmediğini söyledi.
“Mesela ‘İyi Vatandaşlık Ödülü’ olabilirmiş... Tayyip Bey bu hedefi kısa bir süre önce örnek olarak vermişti.
Eminim kendisi bile bu kadar hızlı çözüm üretecek bir Diyanet Başkanlığı olduğunu düşünmemiştir..
Hocam daha iyi bilir ama İslam’da buna “ciâle“ denir... Ciâlede ödül vaat edenin “ehil” olması gerekir. Kurumlarda “ehliyet” görev tarifiyle başlar... Acaba Diyanet’in görevleri arasında “dindar yurttaş etvarını taltif” diye bir tarif var mı?