Dünya nereye gidiyor?
10 milyarıncı bebeğin doğumunu kutlayamayabiliriz!
HABERTURK.COM DIŞ HABERLER SERVİSİ
Bütün dünya medyasında dünya nüfusunun 7 milyara çıkması manşetlere taşındı, 7 milyarıncı bebekler ekranlarda boy gösterdi. Fakat uzmanların endişesi o ki, nüfus artışıyla dünyadaki kaynaklar arasındaki ters orantı nedeniyle, 10 milyarıncı bebeğin doğumunu kutlayamayabiliriz!
BÖLGELERE GÖRE FARKLI SORUNLAR
El Cezire'de yayınlanan Inside Story adlı programda da bu konu tartışıldı. Dünya nüfusunun nereye gittiğinin konuşulduğu haber programa katılan finansal stratejist Ali Khan Satchu dünya nüfusundaki artışın bölgelere göre farklı sorunlar yaratacağının üzerinde duruyor.
Avrupa Birliği Kalkınma Komitesi başkan yardımcısı Nirj Deva ise bu derece olumsuz düşünülmemesi taraftarı. Sürdürülebilir tarım politikları, işlenmiş topraklar, teknolojik yatırımlar, yerel pazarların oluşturulması ile Afrika'nın da Brezilya'nın elde ettiği başarıyı yakalayabileceğini düşünüyor Deva.
Yiyecek fiyatlarının Doğu Afrika'da yüzde 30'lara kadar fırladığına işaret eden Satchu, bütün Afrika'da nüfusun artması, büyük bir genç kitlenin işgücüne katılması ile birlikte daha iyi bir hayat yaşama talebinin arttığını ve bunun sonucunda da Kuzey Afrika'da çok ama çok kısa bir süre içerisinde üç rejimin devrilmesi ile hızlı bir dönüşüm sürecine girildiğini söylüyor.
'BU BÖLGELERDE HERKESE PASTADAN PAY VEREN BİR SİSTEM KURULMALI'
Nüfus artışı ile birlikte ortaya çıkan en kötü senaryolar olaraksa güvenlik sorununu, kaynaklar için mücadelei ve iç savaş gibi unsurları sayıyor. Bu yüzden bir yandan giderek daha fazla insanın bu pastadan pay almak istediğini gördüğümüz bu dönemde, herkese pastadan pay veren bir sisteme yönelinmesinin zorunlu olduğunu ifade ediyor Satchu.
'BÖYLESİ BİR ORTAMDA MEZHEP TARTIŞMALARI YERSİZ'
Satchu, "Bu muazzam nüfusun artan taleplerini karşılamak için yeterince hızlı davranabileceğimiz konusunda ikna olmuş değilim" dedikten sonra, bu hükümetlerin ve rejimlerin bu insanların mümkün olduğunca daha iyi bir yaşam sürmelerine imkan sağlamayı başarabilmesi için yöntemler, metodlar bulmalarına yardım etmeliyiz vurgusu yapıyor. Böylesi bir ortamda mezhepler, insanların Hıristiyan yahut Müslüman olup olmadığı üzerinden yapılan tartışmaların yersiz olduğunu çok hızlı bir şekilde bütün insanlara iyi bir hayat sağlanması gerektiğini söylüyor.
Şimdi bir de uzmanlara bu yorumları yaptıran rakamlara bakalım...
1800 YILDA 1 MİLYARDAN ON YILDA 1 MİLYARA
0-1800 yılları arasında dünya nüfusu 1 milyara çıktı. 1900-1999 arasında ise bu sayı 1.6'dan 6 milyara fırladı. Bundan sonra ise sadece on yıl içerisinde, 2000-2011 yılları arasında, 6 milyardan 7 milyara ulaştı.
ARTIŞIN YÜZDE 97'Sİ AZ GELİŞMİŞ ÜLKELERDE
Şu andaki büyüme hızıyla yeryüzü nüfusuna her yıl yaklaşık 78 milyon insan ekleniyor. TÜİK rakamlarına göre, Türkiye nüfusunun 31 Aralık 2010 itibariyle 73,7 milyon olduğu düşünülürse, küresel nüfus her yıl en az bir Türkiye kadar artıyor. Bu büyümenin neredeyse tamamı, yani nüfusa eklenen her 100 kişiden 97'si, az gelişmiş ülkelerde görülüyor.
HİNDİSTAN'DA DAKİKADA 43 ÇOCUK DOĞUYOR
Dünya genelinde ortalama yaşam süresi 1950'de 48 iken, bu rakam bugün 69'a çıktı. Birleşmiş Milletler'in (BM) nüfus dairesi verilerine göre eğer mevcut nüfus artış hızı devam ederse dünya nüfusu 2050 yılında 9 milyarın üzerine çıkacak ve yüzyılın sonunda da 10 milyarı aşacak. 2040 yılına gelindiğine Hindistan'ın 1.4 milyar ile dünyanın en kalabalık ülkesi olacağı öngörülüyor. Bu ülkeden bir çarpıcı rakam daha: Hindistan'da dakikada 43 çocuk doğuyor!
Fakat 2050'den sonra toplam nüfus artışında hızlı bir düşüş öngörülüyor. Yani bir yandan nüfus artmaya devam ederken öte yandan nüfus artış hızı yavaşlayacak.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERDE DE ARTIK NÜFUS ARTIŞI HIZLA DÜŞÜYOR
Pek çok ülkenin ülke düzeyinde nüfus sayımını geçen sene yaptığı söyleyen BM nüfus dairesine göre, veriler doğurganlık oranının çoğu üllkede düştüğünü gösteriyor. Zaten belirli bir süredir gelişmiş ülkelerde doğum oranlarının düşük seyrediyor olması bilenen bir vaka fakat artık gelişmekte olan ülkelerin çoğunda da hızlı bir düşüşün olduğu görülüyor.
Çin, Rusya ve Brezilya artık nüfus olarak yerinde sayıyor. Hindistan'da artık daha az çocuk var. Aslında küresel doğurganlık on yıldan kısa bir süre sonra ikame oranı düzeyine inecek. Yani doğumlar küresel nüfusun sayı olarak kendini yenilemesine yetecek.
TOPLAM DOĞURGANLIK ORANI NÜFUS İKAME ORANINA DOĞRU GERİLİYOR
Toplam doğurganlık oranı, kadın başına düşen canlı doğum sayısının ortalaması ile ölçülüyor. Bu oran uzun vadede ikame oranı düzeyine gelirse nüfusun artamaması yahut düşmeden aynı düzeyde kalması söz konusu oluyor. Bu oran şu anda bütün dünyada 2.3'ün biraz üzerinde seyrediyor, gelişmiş ülkelerde ise bu oran 2.1 civarında, bu da onların doğum-ölüm oranlarının düşüklüğünü yansıtıyor.
Tabii ki dünya nüfusunun kaderini belirleyecek olan ülkeler dünyanın en kalabalık nüfusuna sahip Çin ve Hindistan. 1950'de toplam doğurganlık oranı sırasıyla 6.1 ve 5.9 idi. Şu anda ise bu oran Çin'de, yetkililerin sıkı uyguladıkları tek çocuk politikası ile 1.8 düzeyine inerken Hindistan'da hızlı şehirleşme ve sosyal tutumlardaki değişimlerle, 2.6 düzeyine gerilemiş durumda.
CİNSİYET DENGESİZLİĞİ BELİRLEYİCİ OLACAK
Buna ilaveten cinsiyet dengesizliği Çin ve Hindistan'ın gelecekteki doğum oranlarını baskılayabilir. Çin nüfus sayımı her 100 kız çocuğa karşılık 118.6 erkek çocuğun doğduğunu gösteriyor. Benzer şekilde Hindistan'da da her 100 kız çocuğuna 110 erkek düşüyor. Bu da gelecekte bu ülkelerde kadın kıtlığından ötürü etkili üreme kapasitesinin düşük olacağı anlamına geliyor.
NÜFUSUN KENDİNİ İKAME ETMESİ ZORLAŞIYOR
Cinsiyet dengesizliği hesaplamaya katıldığında Çin'in etkili doğurganlık oranı yaklaşık 1.5, Hindistan'ın ki ise 2.45'e düşüyor. Bu da Çin nüfusunun kendisini ikame etmekten oldukça uzak olduğu anlamına geliyor, Hindistan'da ise ikame oranın biraz üzerinde bir durum söz konusu.
NÜFUS ARTIŞINI DOĞUM DEĞİL YAŞAMA SÜRESİ BELİRLEYECEK
Etkili doğurganlık oranı dünyanın tümünde yaklaşık 2.4 ancak ikame oranını geçiyor. Bu eğilimler bize 2020 başlarında insan ırkının kendini yeniden ikame etmeyeceği söylüyor. Bundan sonra nüfus artışı doğumdan ziyade insanların daha uzun yaşamasına bağlı olacak.
Fakat yakın döneme bir projeksiyon yaptığımızda önümüze Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkeleri'nde dünya ortalamasının üzerinde seyreden genç nüfus geliyor. Ki uzmanlara göre asıl risk de burada...