BUNDAN İYİSİ CAN SAĞLIĞI
Gösterge faizinde yukarı gidiş tersine döndü, üstelik enflasyonun yükselme eğilimine girdiği bir dönemde. Bu anlamda reel faiz belki de negatife dönüştü. Son açıklanan enflasyon oranı
yüzde 10.1, Hazine faizi ise yüzde 8.7. Mart ayı ikinci dönem beklenti anketine göre yıl sonu için öngörülen enflasyon yüzde 8.1. Stopaj ve vergi dikkate alındığında ortada reel bir getiri yok. Hatta negatif getiri söz konusu. Siyasi risklerin gündeme geldiği bir dönemde bu faiz düşüşü neden ve
borsa yükselişi neye dayanıyor?
SİYASİ RİSK ETKİSİ: Denilebilir ki, siyasi risklerde artış değil azalış var. Madem ki Anayasa değişikliği gündeme girdi, kapatma davasının açılması gündemden düşmüştür. Bu görüş, nereden baktığınızla ilgili bir durum. Eğer dava açılmasını bekliyorsanız daha ehveni şer bir durum söz konusu.
- Faiz düşüşü sonucu borsanın banka hisseleri öncülüğünde yükselişi beklenen bir sonuç olmalı. Nitekim olan da aşağı yukarı bu. Tam bu demiyoruz, çünkü eksik kalır, işin içinde başka faktörler de var.
GARANTİ ETKİSİ: Bir kere piyasanın en derin, en çok işlem gören ve en büyük piyasa değerine ulaşmış hisse senedinde iki ana ortaktan biri hisselerini satıyor. Bu hisseleri kim alır? Halka açık hisselerden de toplanır mı?
Asıl büyük hissedarın tutumu ne olur? Bütün bu sorular piyasanın en çok işlem gören kâğıdında spekülasyonu artırıcı ve banka hissesini tatlandırıcı nitelik taşıyor.
BİLANÇO ETKİSİ: Faiz düşüşünün bilanço dönemine rastlaması hareketin gücünü artırıyor. Faiz ne kadar düşerse üç aylık bilânçolar o kadar kârlı çıkacak.
- Ayrıca bizzat bilanço açıklama dönemine yaklaşıyor olmamız da, banka hisselerine ilgiyi artırıcı bir
neden. Çünkü bankalar bu yıl da yüksek kârlılıklarını devam ettirebilecekler. Geçen yılki kârlarını
BDDK’nın isteği ile dağıtmayıp bünyede tuttular. Kârın dağıtılmaması bizzat bu yılki kârı artırıcı bir
faktör.
- Bir de bankalar portföylerinde tuttukları devlet iç borçlanma senetlerini iç verim hesabıyla muhasebeleştiriyorlar. Yani geçen dönemden alınan yüksek faizli bono ve tahvillerin faiz düşüşünden kaynaklanan yüksek getirileri bu yıla da sarkıyor. Bu da yüksek kârlılığın
devamı demek.
- Bankaların yüksek kârlarını sürdürmelerine bir olgu daha yardımcı oluyor. O da geçen yıl artış eğilimine giren ve yüzde 5.5’e kadar çıkan tahsili gecikmiş alacak oranının düşmeye başlaması. Genel ortamın düzelmesine bağlı olarak yüzde 5’e inen oranın daha gerilemesi ve bankaları karşılık
ayırmaktan kurtararak kâr artışına yol açması beklenebilir.
TEKNİK FAİZ İNDİRİMİ: Faiz düşüşünün nedenlerinden biri Hazine’nin yılbaşında açıkladığı borçlanma programından daha az borçlanmaya gidecek olması. 2010 için borç çevirme rasyosunu yüzde 99.5 olarak almasına rağmen ortaya çıkan gelişmelerden dolayı bunun yüzde 90-95
aralığına düşürüleceği Hazine tarafından açıklandı.
- Gelişmelerin başında vergi gelirlerinin beklenenden de yüksek artışı dikkati çekiyor. Ekonomik
canlanmanın üstünde bir vergi artışı söz konusu. Gelirler Genel Müdürü”nün son açıklamalarıyla paralel bir durum var. Vergi denetimi yaygınlaştırılmış. Bu durum sürdürülebilirse Hazine dediğini
yapabilir.
- Özelleştirme gelir hedefi tutturulabilecek gibi görünüyor. Özellikle elektrik dağıtım özelleştirmeleri gündemde ve ilgi görüyor.
- Faizleri aşağı yönde gevşeten önemli bir gelişme de Merkez Bankası’nın teknik faiz indirimine gitmeye hazırlandığı yolundaki haberler. Nisan ayında böyle bir adım atılması ve Merkez Bankası’nın bankalara borç verme faizini yüzde 9’dan politika faizi olarak kabul gören yüzde 6.5’e doğru yaklaştırılması bankalara önemli bir likidite imkânı sağlayacak. Özellikle bankaların kamu kâğıdı alırken Merkez Bankası’dan yaptıkları fonlamayı kolaylaştıracak ve maliyetini düşürecek olan teknik faiz indiriminin son piyasa hareketini sürükleyen ana etken olduğu söylenebilir.
CANLANMA ETKİSİ: Türkiye piyasasının canlanması ve kriz öncesi düzeylerini yakalamasına bir katkı da bu ay sonunda açıklanacak milli gelir verilerinden gelebilir. Rakamlar geçen yılın son çeyreğini ve dolayısıyla yılın bütününü kapsayacak. Türkiye ekonomisinin dört çeyrek sonra
resesyondan kurtulması ve yeniden pozitif büyümeye dönmesi bekleniyor. Yüzde 5 civarında gerçekleşecek bir büyümenin yılın tümündeki daralmayı da yüzde 5.5 civarında tutması mümkün olabilir. Çon çeyrekten sonra bu yılın ilk çeyreğinde de büyüme hızının artarak sürmesi bekleniyor.
- Yakalanan bu büyüme hızının mali hisseler yanında reel kesim hisselerine yansıması da beklenmeli. Anayasa değişikliği ile ortaya çıkan siyasi belirsizliğin tüketim, üretim ve sonuçta
büyüme üzerinde yapacağı azaltıcı etkinin ise yılın ikinci çeyreğine yansıması beklenebilir. Buna rağmen baz etkisinin çok düşük olmasının etkisiyle ikinci çeyrekte pozitif büyümenin azalarak da olsa süreceği tahmin edilebilir.
- Bitişikte yer alan tablodan izlenebileceği gibi, reel kesim krizde kaybettiği güveni yeniden kazanmış durumda. Gerçekleşmeler bakımından kriz öncesi ekonomik düzeyi yakalamak için belki birkaç yıl gerekiyor, ama güven olarak şimdiden bunun yakalandığını söylemek mümkün. Güven artışı finansal piyasalardaki kabarmayla paralel gidiyor. Bu durum karşısında ancak “bundan iyisi de can sağlığı” denilebilir. Bazı gerçekleşmeler ise daha sonra realize olacak.
SONUÇ: “Gülün anası, dikendir.” Mevlana