"Babamla 12 Eylül mağduruyuz"
Show TV'nin sevilen dizisi 'Benim İçin Üzülme'nin Niyazi'si Tansel Öngel babasının 12 Eylül döneminde suçsuz yere hapis yattığını söyledi
Zafer AKBAŞ/ HT Magazin
zakbas@htgazete.com.tr
Show TV’de salı akşamları ekrana gelen ve reyting listelerinin zirvesinde yer alan ‘Benim İçin Üzülme’ dizisinin Niyazi’si Tansel Öngel ile dizinin çekildiği Hopa’da konuştuk. Öngel dizinin başarısının sırrını anlatırken sorularımıza da içtenlikle yanıt verdi...
‘Benim İçin Üzülme’ dizisi reytinglerde hep zirvede yer alıyor. Bunun sırrı nedir?
İlk 3 bölümümüz sinema filmi tadındaydı.Mahsun Kırmızıgül, “Karadenizliler Temel, Dursun, İdris dışında tanıtılacak” demişti,bizi öyle fethetti. Dizi, “Karadenizlilerin yaşantılarına kamera tutacağız, yaşantılarını sergileyeceğiz,yaşantılarını anlatacağız” samimiyetiyle başladı. Seyirci bu samimiyeti daha ilk 3 bölümde sezdi ve sahip çıktı. 2’nci bölümden itibaren 1’inciydik. Bu samimiyet bugünlere dek sürdü.
‘ZOR AŞK HİKÂYEM YOK’
Dizide güçlü ve derin bir aşkı olan Niyazi’yi canlandırıyorsunuz. Bir röportajınızda “Ben Niyazi gibi olmam” demiştiniz. Niye?
Benim için dizinin 2 kısmı var. 42’nci bölüm öncesi ve 42’nci bölüm sonrası. 42’nci bölümde senaryoyu Rüya İşçileri adlı senaryo grubu yazmaya başladı. 42’nci bölümden itibaren Niyazi başka bir karaktere dönüştü. Ben o röportajı geçen sene vermiştim. Geçen sene çok tutuk, edilgen, bir şey yapamayan bir Niyazi gördük. 42’nci bölümden itibaren artık Karadenizlilerin hırçın ve bir anda parlayan tavrı oluştu.Yaşadıklarının ve biriktirdiklerinin ışığında yarı deli bir tavrı oldu. Şimdi oynadığım karakterle geçen seneki arasında fark var. Bunu seyirci de çok sevdi, geçen yılkinden daha fazla benimsedi.
Değişen Niyazi size daha mı çok benziyor?
Niyazi’nin çok zor bir aşk hikâyesi var, benim öyle bir aşk hikâyem yok. Alışkanlıklarımız, her şeyimiz farklı. Bu Niyazi’de sevdiğim özü sözü bir olması. Yapması gerekeni sezip yapıyor ve geri durmuyor. Bu özelliklerimiz biraz benziyor.
Aslen nerelisiniz?
Babaannem Selanik göçmeni, anneannem Mısırlı, dedem Lübnanlı. Annem ve babam öğretmen. Antep’te doğdum, Ankara’da büyüdüm, konservatuvarı Ankara’da bitirdim. 12 yıl İstanbul-Trabzon hattı arasında yaşadım. Bu Karadeniz’deki 14’üncü yılım.
Kendinizi nereye ait hissediyorsunuz?
Zor bir soru. Hiçbir yere ait hissetmiyorum ama her yere de ait hissediyorum. Bu, oyunculuk için avantaj.
‘ATATÜRK’LE HEMŞERİYİM’
Her bölgenin bir karakterini rahatlıkla canlandırabilirsiniz herhalde gözlemlediğim kadarıyla...
İnşallah öyle olur. Ben de öyle hissediyorum. Her bölgeye aynı mesafede olmak, bazı bölgeleri biraz daha sindirmiş olmak avantajlı bir şey bir oyuncu için. Bir yere ait olmayı isterdim. Seçseydim doğacağım yer Karadeniz olurdu. Ama bir tarafın Balkanlar’dan gelmesi de çok önemli benim için.Babaannemin Selanik’ ten gelmiş olması, Atatürk’le hemşeri olma durumu da çok hoşuma gidiyor. Bundan sonra Balkan işi yapmayı çok isterim. Balkan bir komutan rolü gelse çok zorlanacağımı sanmıyorum ya da Güneydoğulu kaçakçı gelse. O anlamda avantaj olduğunu düşünüyorum bir yere ait olmamanın. Ama bu arada bu topraklara aidim, bu topraklar dışında bir yerde yaşayabileceğimi zannetmiyorum.
Karadeniz bölgesinde 10 kilometrede 1 şive değişiyor. Mahsun Kırmızıgül “Şiveleriniz diziyi izleyen herkesin ‘Bu Hopa’ya ait bir hikâye’ diyeceği şekilde oluşturun” demiş. Bunun için ön hazırlık yaptınız mı?
Ben de Trabzon şivesi vardı yoğunlukla. Trabzon’un Faroz bölgesinin şivesini iyi konuşurdum. Bir şeyi bildiğiniz zaman onu unutmanız gerekiyor. Sıfırdan başlamak daha kolay olurdu. En basit örneğini söyleyeyim; Hopalılar “Yapaceğiz”, Trabzonlular “Yapazaaaz” diyor. “Yapazaaaz” dersen bu dizi Hopa’da değil Trabzon’ da çekiliyor olur. Ben Mahsun Kırmızıgü l’e ve Murat Tokat’a çok soru sordum. “Normalde dizi yapmıyordum, beni ikna ettiler” gibi bir hava yaratmak istemiyorum. Her salı günü birilerinin evine konuk oluyorsun, bunun sorumluluğunu taşımak istiyorum. Genel bir oyuncu kaygısı var, “Biz diziyi para kazanmak için yapıyoruz” filan diyorlar. Benim şu ana kadar yaptığım dizilerin hiçbirinde para kaygısı birinci planda olmadı. Bu işten önce Osman Sınav’ın ‘Kılıç Günü’ adlı hikâyesinde baş rol oynadım, Ondan önce ‘Bu Kalp Seni Unutur mu?’da oynadım, bir 12 Eylül hikâyesiydi. Babam 12 Eylül mağdurlarından, ben de 12 Eylül mağdurlarından biriyim.
‘ÖNCELİĞİM PARA DEĞİL’
Ne açıdan?
Babam öğretmendi. 13.5 ay hapis yattı, idamla yargılandı sonra beraat ettirdiler. Delil yetersizliğinden “Pardon, yanlışlık yaptık” dediler. İçeriden çıktığında kalp romatizması ve kronik astım bronşit olmuştu. 8 yılını yarı hastanede, yarı evde geçirdi. 2005’te onu kaybettim. Şimdi ‘Bu Kalp Seni Unutur mu?’nun bendeki manası Tomris Giritlioğlu’nun ve Sis Yapım’ın bana biçtiği ücret değil ki. O benim babamın hikâyesiydi. Ondan önce ‘Elveda Derken’ diye bir iş vardı, orada bir öğretmeni oynuyordum. Babam da öğretmen. 52 bölüm oynadık. O da benim için özeldi. Bir işte profesyonelce maddi bir karşılık olacak ama öncelik olamaz. Öncelik olursa bizim gidip kabzımallık yapmamız lazım. Bunu aşağılamak için söylemiyorum.Ticaret yapmamız gerekir.
‘MESLEĞİM ÜNLÜLÜK DEĞİL'
Anladığım kadarıyla bir proje geldiğinde onunla duygusal bağ kurmaya çok önem veriyorsunuz...
Kesinlikle. Ondan sonra top sizde oluyor; o rolü seviyor musunuz? Projeye inanıyor musunuz? Orada müthiş bir paslaşma lazım. Yapımcı, yönetmen, yazar, uygulayıcı yapımcı, ekip... Magazin basınında yer alan bir oyuncu değilim, magazin fiyatım yok. Çünkü ünlülük gibi bir mesleğim yok, benim mesleğim oyunculuk.Oyuncu olarak iyi bir şeyler yaparsak ünlülük de neyse tırnak içinde gelir. O zaten bu işin doğasında var. Ben oyunculuk yapmazsam ünlülük yapamam. Ama ünlülük mesleğine sahip olan insanlara da saygı duyuyorum.
‘Hopa’ya yeni bir kütüphane geliyor’
Hopa'daki Kazım Koyuncu Sanat Atölyesi’nin yöre halkını, özellikle de çocukları sanatla tanıştıran faaliyetlerinin devam ettiğini belirten Öngel, ekledi: “Hopa’ya bir sinema-tiyatro binası kazandırmak için çalışıyoruz. Hopa ’ya bir de kütüphane kazandırmak istiyoruz. O da naçizane benim projemdi, daha sonra Bülent Makar da sahip çıktı. Ben sadece roman ve masal kütüphanesi olmasını istiyordum. 09.00 18.00 saatleri arasında faaliyet göstersin. Sürekli klasik müzik yayını yapsın, bir çay kahvemakinesi olsun, çocuklar gelsin orada kitaplarını okusunlar, internetten araştırmalarını yapsınlar istiyoruz. İnşaata 1 hafta içinde başlayacağız.Sadece bir dizi yapıp Niyazi ile hatırlanıp gitmek istemiyorum buradan. Böyle kaygılarım var buraya ilişkin.