Türkiye, Altay tankının motor ve transmisyonunu Güney Kore’den tedarik etti. Şimdi Güney Kore, İHA motoru için Türkiye’ye bakıyor. Savunma sanayiinde geldiğimiz noktayı göstermesi bakımından üzerinde durulması gereken bir gelişme.
Eylül ayında Güney Kore’nin savunma tedarik kurumu DAPA’nın, TUSAŞ’a başvurarak TEI-PD170 motorunu satın almanın mümkün olup olmadığını sorduğu haberleri yayımlandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Seul ziyareti öncesinde Kore’nin bu ilgisinden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ancak ilgiyle siparişi birbirine karıştırmayalım. Kamuoyuna yansıyan girişim henüz bir satın alma sözleşmesi anlamına gelmiyor
Buna rağmen talebin kendisi değerli. Çünkü Türkiye’nin kapısını çalan ülke, savunma sanayiinde ciddi üretim ve ihracat kabiliyetine sahip Güney Kore. Böyle bir ülkenin Türk motorunu değerlendirmeye alması, yıllardır yapılan çalışmaların hangi noktaya ulaştığını gösteriyor.
Güney Kore kendi havacılık motorlarını da geliştiriyor. 1.400 beygirlik turboprop ve 5.500 libre itki sınıfındaki turbofan motorlarının prototiplerini temmuz ayında kamuoyuna gösterdi. Bu projeler yer testleri aşamasında.
Ancak PD170’in avantajı, uçan ve kullanılan bir motor olması. TEI’nin verilerine göre Aksungur’la 45 saatlik uçuş ve 42 bin fit irtifa referansına sahip. Motor geliştirmede tasarım kadar, o tasarımın uçuşta ortaya koyduğu performans da önem taşıyor. Kore’nin ilgisini değerlendirirken bu birikimi dikkate almak gerekiyor
TEI Genel Müdürü Prof. Dr. Mahmut Faruk Akşit ve ekibinin başarısını da burada aramak lazım. Dünyanın önemli motor üreticilerine parça üretmek, uluslararası tedarik zincirinde yer almak kıymetli. Kendi geliştirdiğiniz motoru başka ülkelere satabilmek ise şirketin önüne farklı bir alan açıyor.
PD170 bu bakımdan önemli bir eşik. Akşit, ilk ihracat satışının 2023’te yapıldığını, ilk teslimatın da 2024 başında gerçekleştirildiğini açıklamıştı. Dolayısıyla Kore ile anlaşma sağlanırsa motorun ihracat geçmişine yeni bir müşteri eklenecek. Türkiye, kendi ihtiyacı için geliştirdiği motorları uluslararası pazarlara açması önemli.
Altay’ın ilk seri üretiminde Güney Kore’den alınan güç grubu kullanılıyor. Türkiye, bu alandaki ihtiyacını karşılarken kendi BATU güç grubunu da geliştiriyor. PD170 için anlaşmaya varılırsa, iki ülke arasındaki motor ticareti karşılıklı hâle gelecek. Bir tarafta tank için alınan güç grubu, diğer tarafta İHA için satılan Türk havacılık motoru…
Türkiye’nin belirli alanlarda kendi ürününü geliştiren ve sanayisi güçlü ülkelere sunabilen bir konuma gelmesi açısından da dikkate değer. Kore’nin ilgisi sözleşmeye dönüşmesi ümüdiyle, emeği geçenlere teşekkürler.
Banka değişsin IBAN aynı kalsın neden olmasın?
Çocuğunuzu okula kaydettiriyorsunuz, bir bankada hesap açmanız isteniyor. Yeni işe başlıyorsunuz, maaş için başka bir banka gösteriliyor. Ticari bir ilişkiye giriyorsunuz, çalışacağınız kurum kendi bankasını işaret ediyor. Zaten kullandığınız hesabınız olmasına rağmen yeni hesaplar açıyor, şifreler alıyor, kartlar taşıyorsunuz. Peki, vatandaşın kendi bankasını seçme hakkı nerede kalıyor?
5 Ağustos 2026 tarihli “Numarayı taşıdık, IBAN’ı neden taşıyamıyoruz?” başlıklı yazımda bu meseleyi gündeme getirmiştim. Ödemelerin kişinin belirleyeceği hesaba yönlendirilmesini önermiştim. Konuyu bu defa hesap güvenliğini ilgilendiren başka bir sorunla birlikte hatırlatmak istiyorum: Vatandaş, hesabına gelen şüpheli bir parayı neden kolayca iade edemiyor?
Telefon numaramızı kaybetmeden operatör değiştirebiliyoruz. Bankacılıkta da benzer bir kolaylık istemek fazla mı? Elbette aynı IBAN’ı başka bankada kullanabilmek ortak altyapı ve düzenleme gerektiriyor. Ancak bunun zaman alması, kişinin mevcut hesabını kullanma hakkının ertelenmesine gerekçe olmamalı.
Okulun tahsilatını kolaylaştıran sistem velinin hayatını neden zorlaştırıyor? İşverenin maaş anlaşması, çalışanın banka tercihini neden ortadan kaldırıyor? Ticari ödemelerde hesabın sahibinden çok hangi bankada bulunduğu neden önem kazanıyor? Bankaların kurumlarla anlaşmaları olabilir. Fakat hesabı kullanacak kişinin tercihinin de dikkate alınması gerekmez mi?
Önceki yazımda Avrupa’daki IBAN ayrımcılığına değinmiştim. Hollanda Merkez Bankası’nın verdiği örnek açık: Hollanda’da işe giren kişinin Almanya’daki euro hesabına, sırf IBAN’ı Hollanda’ya ait olmadığı için maaş ödenmesinin reddedilmesi, yasaklanan ayrımcılık kapsamında değerlendiriliyor. Bu hak, AB ve Avrupa Ekonomik Alanı içindeki ilgili euro ödemelerini kapsıyor. Kendi ülkemizde biz neden bu konular tartışamıyoruz?
İkinci örnek İngiltere’den. Current Account Switch Service aracılığıyla hesap değişikliği yedi iş gününde tamamlanabiliyor. Ödeme talimatları aktarılıyor, eski hesaba gelen ödemeler yeni hesaba yönlendiriliyor. Hesap numarası korunmuyor ama banka değiştirmenin vatandaşa çıkardığı iş azaltılıyor. Türkiye de kişinin tercih ettiği hesabı esas alan, banka değişikliğinde ödemelerin devamlılığını sağlayan bir model geliştirebilir. Aynı IBAN’ın korunması için gereken altyapı da ayrıca çalışılabilir.
Hesabınıza beklemediğiniz bir para geliyor. Göndereni tanımıyorsunuz, ödemenin mahiyetini bilmiyorsunuz. İşlem detayında isim maskeli, IBAN açık görünmüyor. Parayı kullanmak istemiyor, iade etmeye çalışıyorsunuz. Bu defa da “Kime, nasıl iade edeceğim?” sorusuyla karşılaşıyorsunuz. Bu sorun, güvenli iade yolunu banka veya ödeme kuruluşu sağlayarak çözülmeli. İnsanlar istemedikleri bir bedeli iade edebilmek için uğraşmamalı…
Mobil uygulamalarda çok sayıda işlem yapabiliyoruz. Gelen transferin yanında da “Bu ödemeyi tanımıyorum” ve “İade talebi oluştur” seçenekleri bulunmalı. İade, ilk işlemle bağlantılı yürümeli; vatandaş, kendisine telefonla veya mesajla bildirilen başka bir IBAN’a para göndermek zorunda kalmamalı. Çünkü bir hesaba para kabul ettirip ardından başka hesaba aktartmak, suç gelirlerinin dolaştırılmasında kullanılan yöntemlerden biri. Kısacası vatandaşın şüpheli işlemi bildirmesi ve güvenli iade istemesi kolaylaştırılmalı.
BDDK, TCMB ve Türkiye Bankalar Birliği’nin bu konuları acilen gündemine alması gerekir. Vatandaşın okulda, iş hayatında ve ticari ilişkilerinde kendi seçtiği hesabı kullanabilmeli, tanımadığı transferler karşısında güvenli iade ve gönderici engelleme imkânına kavuşmalıdır. Bankalar yeni ürün sunmakta oldukça hızlı. Aynı hızı müşterinin tercihini ve hesap güvenliğini koruyarak da göstermeliler. Özetle bu çağda vatandaş bankasını seçebilmeli, hesabımıza gelen şüpheli parayı da uğraşmadan iade edebilmelidir.
Antalya’da Sıfır Atık’ın ikinci adımı atılabilir
9–20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31, Türkiye için iklim diplomasisinin ötesinde bir fırsat. Sıfır Atık ile kazandığımız tecrübeyi sanayiye, teknolojiye ve mühendislik kabiliyetine dönüştürecek önerileri de gündeme getirebiliriz.
Sıfır Atık, topluma çöp atmamayı, atığını ayırmayı ve değerlendirmeyi öğretebilecek değerli bir proje. Şimdi bu birikimi bir adım ileri taşımanın zamanı. Topladığımız atıktan ne kadar hammadde, kullandığımız sudan ne kadar yeniden kullanım, yaptığımız araştırmadan ne kadar teknoloji elde ediyoruz? Antalya’da bu soruların cevaplarını ortaya koyabiliriz.
Sanayici, üniversite, kamu ve sivil toplumun gönüllü iş birliğiyle farklı sektörlerde model fabrikalar seçilebilir. Üretim hattından bacasına, yemekhanesinden atık su çıkışına kadar bir işletmenin bütün atıkları incelenebilir.
Hangi atığın oluşması önlenebilir? Hangisi yeniden kullanılabilir? Hangi kimyasal ayrıştırılarak üretime dönebilir? Bir fabrikanın atığı, başka bir işletmenin hammaddesi olabilir mi? Her atığı geri dönüştürmek mümkün olmayabilir. Fakat geri kazanılabilecek malzemeyi de bilgi, teknoloji veya organizasyon eksikliği sebebiyle kaybetmemeliyiz. Güvenli bertaraf edilmesi gerekenle ekonomik değere dönüştürülebilecek olanı doğru ayırmalıyız.
Üniversitelerin ilgili bölümleri bu fabrikalarla birlikte çalışmalı. Öğrenciler gerçek sorunlarla yetişmeli, araştırmalar üretimde karşılık bulmalı. Vergi avantajları ve Ar-Ge destekleri de ölçülen tasarrufa, doğrulanan geri kazanıma bağlanmalı. Teşvik sisteminin istismara açık tarafları baştan kapatılmalı.
Bu çalışmanın en stratejik başlığı temiz su olacaktır. Boya, kozmetik, temizlik, tekstil ve metal işleme tesislerinde kullanılan suyun ne kadarını yeniden değerlendirebiliyoruz? Organize sanayi bölgelerinde, atık suyun niteliğine uygun ortak arıtma ve geri kullanım projeleri geliştirilebilir. Benzer üretim yapan işletmelerin ihtiyaçları birlikte ele alınabilir. Ancak farklı kirleticiler için farklı yöntemler gerektiği unutulmamalı.
Arıtılan suyun nerede kullanılacağını, ulaşılan kalite belirlemeli. Sanayide yeniden kullanım, sulama veya temizlik için gereken şartlar ayrı ayrı sağlanmalı. Hedefimiz, temiz suyu bir defa kullanıp kaybetmek yerine güvenli biçimde yeniden değerlendirmek olmalı.
Otomobil hurdalarından ve beyaz eşyadan metal toplamak önemli. Ancak elektronik kartların, katalizörlerin ve çeşitli parçaların içindeki kıymetli maddeleri geri kazanmak daha fazla uzmanlık gerektiriyor. Paladyum, platin ve rodyum gibi metallerin bulunduğu parçaları ayrıştırmak, uygun teknolojiyle işlemek ve ekonomik ölçekte değerlendirmek için bir sanayi ekosistemi gerekiyor. Ahşapta, tarımsal artıklarda ve organik atıklarda da mevcut çalışmaların kapsamı genişletilebilir.
Buradan kazanacağımız yalnızca satılabilir malzeme olmayacak. Kimya, metalürji, mikrobiyoloji ve arıtma teknolojilerinde yetişen uzmanlar, geliştirdikleri yöntemlerle başka sektörlere de hizmet verecek.
Türkiye, COP31 ev sahipliği vesilesiyle Sıfır Atık’ın sanayideki devamı olacak bir model önerebilir. Seçilmiş fabrikalarda uygulanacak, üniversitelerce desteklenecek, sonuçları bağımsız biçimde ölçülecek bir çalışmaya ihtiyaç var.
Antalya’da dünyaya sunabileceğimiz güçlü bir katkı bu olabilir. Sıfır Atık tecrübemizi, kaynaklarını korurken kendi teknolojisini de geliştiren bir sanayi anlayışıyla tamamlayabiliriz.