Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Mehmet Açar Bu da kült olur mu?
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        1997 yılında gösterime giren “Anaconda”, yıldız oyuncuları, kendi dönemine göre hiç de fena olmayan 35 milyon dolarlık bütçesi, pazarlaması ve tanıtımıyla A sınıfı bir Hollywood seyirliğiydi. Ama hikâyesine baktığınızda, korku macera türünde eski usul bir B filminden farksızdı ve B filmlerinin post modern yaklaşımla yeniden ele alındığı, eğlenceli şekilde yapısökümüne uğratıldığı 1990’lı yıllar için hayli demode duruyordu. En önemli sorun da kendisini çok ciddiye almasıydı. O yüzden eleştirmenlerin yerden yere vurduğu bir film oldu.

        Seyirciler içinse durum farklıydı. Onlar daha fragmanı seyrederken buram buram gelen o kötü film kokusunu çok çekici bulmuşlardı. Nehirden çıkan dev yılanla ilgili bir filmin kendini ne kadar ciddiye alırsa, en az o kadar eğlenceli olabileceğini tahmin ediyorlardı. Haklı da çıktılar ve filme gittiklerinde hiç hayal kırıklığına uğramadılar. O yıllarda herkesin dalga geçtiği, parodisini yaptığı türden eski usul bir B filmi, nerdeyse otantik haliyle karşılarında duruyordu. Çünkü prodüksiyon kalitesi ne kadar yüksek olursa olsun, hikâyesi ve olay örgüsü, 1950’lerin ucuz korku maceralarını hiç aratmıyordu. Post modern B filmlerinin cirit attığı bir çağda, gerçek bir B filmi seyrediyorlardı. Üstelik karşılarında Jennifer Lopez, Ice Cube ve Jon Voight gibi Hollywood yıldızları vardı. Dürüst bir filmdi. Fragmanında neyi vaat ediyorsa onu veriyordu. Asıl hedef, dev yılanın estirdiği terördü ve gerisi bahaneydi…

        Böylece 1990’lı yılların en popüler kült filmlerinden biri doğmuş oldu. Kült olmasının nedeni “eğlenceli derecede kötü” olmasıydı… Sadece sinema salonlarında 136,8 milyon dolar hasılat yapmış, DVD satışları gayet iyi gitmişti. 1997’de en kötü filmlerin aday gösterildiği Altın Ahududular’a 6 dalda adaydı. En komik adaylığı ise Jon Voight ile animatronik anakondanın “En Kötü Beyazperde Çifti” dalında aday olmasıydı. Üstelik aynı anakonda “En İyi Yeni Star” kategorisinde de adaydı. Gerçi Kevin Costner’ın “Postacı” (The Postman) gibi güçlü rakipleri karşısında “Anaconda” tek dalda dahi Altın Ahududu alamadı ama kötü film olarak kazandığı şöhreti hiç kaybetmedi. Daha sonra 4 devam filmi çekilse de hayranlarının kalbinde hep ayrı bir yeri oldu.

        İlk filmin kült olma hikâyesini bildiğinizde, 2025 yapımı “Anakonda” (Anaconda), daha anlamlı bir yere oturuyor. Karşımızda 28 yıl önceki öncüsünün önünde saygıyla eğilmeyi ihmal etmeyen, yeni karakterlerle yeni bir anakonda hikâyesi anlatmayı hedefleyen bir film duruyor.

        Kült hale gelen 1997 yapımı ilk film, hikâyenin parçası çünkü karakterler o filme hayranlar ve aynı mekânda yeni bir anakonda filmi çekmek için harekete geçiyorlar. İlk filmin de Amazon’un kayıp yerli halkları üzerine belgesel çekmek isteyen bir ekibi konu aldığını düşündüğümüzde, Amerikalıların filme neden esprili şekilde “meta reboot” dediği anlaşılıyor. Filmin ortalarına doğru, serinin telif haklarını elinde bulunduran Sony’nin yeni anakonda projesinin devreye girmesiyle ortalık iyice karışıyor. Ama kafamız hiç karışmıyor. Çünkü filmin yönetmeni Tom Gormican’ın Kevin Etten’le birlikte yazdığı hikâyede kafa karıştırıcı hiçbir şey yok. Tam aksine, her şey çok açık ve net. O yüzden biz hikâyeyi en baştan en basit haliyle anlatalım.

        Düğün videoları çekerek hayatını kazanan Doug McCallister’in (Jack Black) aklı, çocukluğundan beri çok sevdiği korku filmlerinde kalmıştır. Müşterilerini korku temalı düğün videoları için ikna etmeye çalışır ama sonuç alamaz. Televizyon dizilerindeki yan rollerden figüranlığa kadar gerileyen çocukluk arkadaşı Ronald "Griff" Griffen Jr. (Paul Rudd), çılgın bir teklifle çıkar karşısına. “Haklarını satın aldım, hadi gel yeni bir Anakonda filmi çekelim” der ona. Doug, o kadar da hayalperest değildir. Geçindirmesi gereken bir ailesi vardır ama eşinin desteğiyle gaza gelip Griff’in teklifini kabul eder. Yıllar önce çocukken yazıp yönettiği “dev orman kemirgeni filminin” kameramanı Kenny Trent (Steve Zahn) ve oyuncusu Claire Simons (Thandiwe Newton) ile yeniden anlaşır. “Dörtlü çete” yıllar sonra bir araya gelir. Çok az paraları vardır, kredi de bulamazlar ama filmi çekmekten vazgeçmezler. Amazon’a gittiklerinde eksantrik yılan terbiyecisi Santiago (Selton Mello) ve onun evcil anakondasıyla ekip tamamlanır. Teknelerinin kaptanı ise filmin ilk sahnesinden beri tanıdığımız, peşindeki adamlardan kaçmak için kimliğini gizleyen esrarengiz genç kadın Ana Almeida’dır (Daniela Melchior).

        1997 yapımı filmin aksine, kendini ciddiye alan bir hikâye yok ortada. Baştan sona her şeyiyle hafif bir komedinin içinde olduğumuzu biliyoruz. Oyunculuklar dahil abartılı bir mizah var hiç şüphesiz. Ama hikâyenin bütünündeki ince ironi duygusunu ihmal etmemek gerek. Sözgelimi, kötülüğüyle meşhur ilk filme duydukları hayranlık ve onun gibi bir film çekmek istemeleri… Kenny’nin “dev canavar metaforunu” analiz ettiği ve diğer üçünün duyduklarını anlamak için ona baktığı sahne… Sadece anakonda filmi yapma tutkusundan yola çıkıp hikâye, tema ve karakterleri en sona bırakmaları da yine aynı incelikli mizahın örneği. Çünkü durumun farkındalar, seyirci için önemli olanın anakonda olduğunu biliyorlar.

        Gerçekten de “Jaws” (1975) gibi bir başyapıtı ve tek tük birkaç nitelikli örneği bir yana bırakırsanız, su canavarlarını konu alan filmlerin çoğunun hikâyesi zaten çok kötüdür. Ayrıca, Amazon nehrindeki hangi yılan, yiyecek başka bir şey kalmamış gibi işini gücünü bırakıp insanların peşine düşer ki? Tam tersine, insanların olduğu yerden uzaklaşırlar. Her şey bir yana, Yeryüzü’ndeki doğal hayatı sistematik olarak yok eden insanların canavar ruhlu hayvanların kurbanı olduğu bir hikâyeyi artık kim, nasıl ciddiye alabilir ki zaten? Özetle, seyirci bu filmlere hikâye ve karakterlerden ziyade su canavarını görmek için gider. O yüzden ekibin amacı zaten başka bir şey değildir. Özel efekte paraları yetmediği için kiraladıkları anakonda dışında gerisine çok önem vermezler.

        Hikâyenin eğlenceli yanlarından biri, anakonda filmi çekmek için geldikleri Amazon nehrinde anakondanın hedefi olmaları elbette… Bu açıdan baktığınızda 2025 yapımı “Anakonda”, seyircilerin bir anakonda filminden beklediği her şeyi fazlasıyla veriyor. Dev yılan sudan bir çıkıyor pir çıkıyor. Ondan sonrası her şeyiyle saf anakonda terörü… Gülüyorsak anakondaya ve yaptıklarına değil, ekibin düştüğü durumlara gülüyoruz. Yani, sadece bir komedi filmi seyretmiyoruz. Anakonda gerçekten saldırıyor, parçalıyor, yiyor ve öldürüyor. O yüzden, “Ankonda”nın “ucuz estetik” açısından bence orijinal filmden hiçbir eksiği yok, hatta fazlası var. Ayrıca daha eğlenceli. Ne kadar matrak olursa olsun sonuçta seyircinin beklentilerini karşılamayı hedefleyen bir korku macera filmi seyrediyoruz.

        Endüstrinin dışında kalsalar da tutkuyla film çeken ve büyük hayallere sahip olan amatör ruhlu sinemacılarla ilgili bir film aynı zamanda “Anakonda”. Çocukken video kamerayla çektikleri dev kemirgen filminde olduğu gibi yine aynı saf sinema aşkıyla bir araya geliyorlar. Hollywood’a meydan okumuyor, kıyısından köşesinden onun parçası olmak istiyorlar. Film boyunca yaşadıkları olaylar ne kadar akıl dışı ve matrak olsa da Doug’ın canavar filmi tutkusu ve Griff’in iyi oyuncu olduğunu ispat etme çabası gerçek ve inandırıcı duruyor.

        2022 tarihli “Yetenekli Bay Cage”i (The Unbearable Weight of Massive Talent) düşündüğümüzde, her iki filmi de yazan ve yöneten Tom Gormican’ın üst kurmaca özellikler taşıyan anlatılar konusunda ısrar ettiğini görmemiz mümkün. Böyle giderse kendi alanında bir ekol olabilir. Her iki filmin de tür parodisine farklı bir yaklaşım getirdiği söylenebilir. “Anakonda” da “Yetenekli Bay Cage” gibi hafif ve iddiasız bir film. Hedefi tür sinemasının gereklerini yerine getirirken seyirciyi güldürmek, klişelerle dalga geçmek…

        2025 yapımı “Anakonda”nın en hoş yanı, sahicilikten uzak bir hikâye anlattığının bilincinde olması… O yüzden, film giderek daha komik hale geliyor. 1997 yapımı ilk filme yapılan göndermeler, hikâyedeki paralellikler, Jennifer Lopez – Eric Stoltz karşılaştırmasıyla ilgili espri ve sonlara doğru Sony’nin yeni Anakonda projesiyle bizimkilerin ultra düşük bütçeli filminin fiziksel anlamda iç içe geçmesi, hoş ve eğlenceli fikirler. “İlki gibi kült olur mu?” sorusuna olumlu yanıt vermem zor. Ama bana sorarsanız, en iyi Anakonda filmi olabilir.

        Nehirden çıkan dev yılanla ilgili film çekme fikri size komik geliyorsa, bence kaçırmayın. Eğlenebilirsiniz. “Öyle meta kurmaca zıpırlıklarla ilgim olmaz” diyorsanız da uzak durun. Sonuçta, mizah özneldir. Film boyunca birçok sahnede güldüm ama herkesin her şeye gülmeyeceğini de biliyorum.

        6/10