Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Mehmet Açar Efsanelerin değil, emekçilerin hikâyesi
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Kate Hudson’a, en iyi kadın oyuncu dalında Oscar adaylığı getiren “Kalpten Söylenen Bir Şarkı” (Song Sung Blue), son yıllarda giderek popüler hale gelen “müzisyen biyografilerinden” biri... Ama türün farklı örnekleri arasında yer alıyor. Çünkü tüm dünyada tanınan popüler bir müzisyenin yaşamını konu almıyor. ABD’de bile birçok insanın bilmediği ya da unuttuğu Lightning & Thunder adlı müzik ikilisinin hikâyesini anlatıyor. Aslında bu iki müzik emekçisinin, kendi şarkılarıyla tanınmadıklarını baştan söylemek gerek. Hikâyeyi de buradan anlatmaya başlayalım.

        Lightning sahne adıyla tanınan ve bir vokal grubunun gitaristi olan Mike Sardina (Hugh Jackman), gündüzleri kuaförlük, geceleri şarkıcılık yapan Claire Stengl (Kate Hudson) ile 1980’lerin sonunda, Wisconsin Eyalet Fuarı’nda düzenlenen bir müzik etkinliğinin kulisinde tanışır. Etkinliğin konsepti, ünlü şarkıcıların taklit edilmesidir. Claire, Patsy Kline’a benzemek için makyajına son halini vermeye çalışırken içeri giren Mike, etkinliğin organizatörü Mark Shurilla’ya (Michael Imperioli) Hawaii’li pop starı Don Ho’nun kılığına girmeyeceğini, kendi tarzına uygun bulmadığı “Tiny Bubbles” adlı hit şarkıyı seslendirmeyeceğini söyler. “Cover” yapmaya, yani başka müzisyenlerin şarkısını seslendirmeye karşı değildir. Zaten alternatif olarak “Eye of The Tiger”ı yorumlamak ister. Belli ki, asıl derdi, tarzına uyan şarkıyı kimseyi taklit etmeden seslendirmektir.

        Bir süre sonra Claire Stengl ile Lightning & Thunder grubunu kurduklarında, hedefleri sadece Neil Diamond şarkılarını yorumlamaktır. Mike, menajerleri Tom D’Amato’ya (Jim Belushi) taklitçi olmadıklarını, amaçlarının dinleyicilere bir “Neil Diamond deneyimi” yaşatmak olduğunu söyler.

        “Kalpten Söylenen Bir Şarkı”, müzisyen biyografisi olduğu kadar bir aşk filmi aynı zamanda… Filmin başında gördüğümüz “Gerçek bir aşk hikâyesine dayanmaktadır” yazısını hiç akıldan çıkarmamak gerek. Sonuçta, baştan sona romantik bir film seyrediyoruz. Özel hayat ile işi birbirine karıştırmanın yanlış olacağını veya aşk ile iş ortaklığının birlikte yürümeyeceğini savunanlara sanki inat olsun diye çekilmiş bir film seyreder gibiyiz. Mike ile Claire için aşkı ve sahnedeki profesyonel iş birliğini birbirinden ayırmak pek mümkün görünmüyor. İlk buluşmalarında hem çıkıyor hem iş görüşmesi yapıyorlar. İlk prova, ilk öpüşme… Aşk ve iş hep birlikte ilerliyor. Aşk olmasa ikili de olmayacak.

        İkisi de evlenip boşanmış çocuk sahibi ebeveynler. Mike’ın, ayrıldığı eşinin yanında büyüyen Angelina (King Princess) isminde genç bir kızı var. Claire ise iki çocuk annesi… Evlendiklerinde birlikte yaşıyorlar. Başlangıçta Mike’a soğuk davranan Rachel (Ella Andersen) bile zaman içinde onu baba olarak kabul ediyor. Dolayısıyla, “Kalpten Söylenen Bir Şarkı” bir aile filmi aynı zamanda…

        Peki, hikâye nasıl ilerliyor? Gerçekten yaşanmış olayları anlattığını bilmeseniz, senaryoyu da yazan yönetmen Craig Brewer için sadece “Amma da uçmuş” demez; onu duygu sömürüsü yapmakla suçlayabilirsiniz. Çünkü olup bitenler bizim eski Yeşilçam melodramlarını aratmıyor açıkçası. Kaldı ki, Kate Hudson da benzer bir tepki vermiş. Senaryoyu ilk kez okurken Claire ve Mike’ın gerçekten yaşamış insanlar olduğunu bilmiyormuş Hudson. O yüzden olay örgüsünü inandırıcılıktan uzak bulmuş. Ne zaman ki her şeyin gerçek olduğunu anlamış, o zaman rolü de kabul etmiş.

        Hiçbir şeyin hayat kadar şaşırtıcı olmayacağının bir kanıtı gibi “Kalpten Söylenen Bir Şarkı…” Daha çok televizyon için çalışan, sinemada ise “Dolemite is My Name” (2019) ile tanınan Craig Brewer, senaryosunu yazarken Greg Kohs’un 2008 tarihli “Song Sung Blue” adlı belgeselinden yola çıkmış. Vakit ayırıp filmde olup bitenlerin ne kadarının gerçek ne kadarının hayal ürün olduğunu araştırdığınızda, gerçeklerin hayli ağır bastığını görmeniz mümkün. Değiştirilenler de açıkçası çok rahatsız edici değil. Tam olarak böyle tanışmamışlar mesela. Buna karşılık, Mike’ın ikili olmayı teklif ettiği ilk buluşmaları gerçekmiş mesela. Final de biraz farklı yazılmış ama “Bu kadarı da olamaz” dediğiniz bazı olaylar gerçekten bire bir yaşanmış.

        “Kalpten Söylenen Bir Şarkı” aşkın gücü üzerine bir film… Aşk ve mutluluk o kadar çabuk geliyor ki kötü şeyler olacağını seziyorsunuz. Aralarında büyük sevgi olmasa mesleki anlamda başarının gelmeyeceği kesin. Çıkan sorunlar da ilişkilerinden ziyade dış etkenlere bağlı olarak gelişiyor.

        “Kalpten Söylenen Bir Şarkı”nın öne çıkan bir başka güçlü teması kendine inanmak… Mike’ın iş kaybetme pahasına Don Ho taklitçiliğinden vazgeçmesiyle başlıyor bu tema. Aynada gördüğü halini beğenmiyor ve bir adım atmaya karar veriyor. Lightning & Thunder ikilisini kurması ve Neil Diamond şarkılarından oluşan şovunu tasarlamasıyla devam ediyor. Şova ABD’de nerdeyse marş gibi bilinen “Sweet Caroline” ile değil, çok daha az bilinen “Sooleiman” (Süleyman) şarkısıyla başlaması, Mike’ın yaklaşımının özeti aslında. Son derece şanssız bir organizasyon felaketi olan ilk konserlerinde hard rock seven kitleye dahi bu şarkıyla başlamak istemesi, kararlığını gösteriyor. Çünkü yaptığı işi çok ciddiye alıyor Mike ve risklere girme pahasına saygıdeğer bir “cover grubu” olmayı hedefliyor.

        Hayatın akışına teslim olmamak ve sonuna kadar mücadele etmek üzere bir film seyrediyoruz aynı zamanda. Mike’ın yakın yüz planıyla başlayan ve sürpriz şekilde sona eren açılış sahnesi de bu temanın yansıması… Film ilerledikçe Mike’ın iki doğum günü olduğunu anlıyoruz. İlki doğduğu gün, ikincisi alkolü bıraktığı gün… Aradan 20 yıla yakın süre geçmesine rağmen bir zamanlar alkolik olduğunu hiçbir zaman unutmaması ve “adsız alkoliklerin” toplantılarına gidip insanlara moral vermeye devam etmesi, onun kişiliğiyle ilgili kritik bir ipucu… Claire ile başlarına gelen trajik olaylara karşı verdiği ayakta kalma mücadelesi de önemli.

        Onun hikâyesinde, kendine inanmanın ve daha iyi bir hayat için mücadele etmenin neleri değiştirebileceğini görüyoruz. Mike sadece tutkulu bir müzisyen olarak çıkmıyor karşımıza. İşini en iyi şekilde yaparken diğer sorumluluklarını ihmal etmiyor. En zor koşullarda dahi baba ve eş olmanın sorumluluklarını yerine getirmesi, Mike’ı hayatın içinden sahici bir film kahramanı yapıyor.

        “Kalpten Söylenen Bir Şarkı” son tahlilde göz yaşartıcı bir melodram… Yönetmen Craig Brewer’in niyetinin soğuk kanlı bir art-house olmadığı çok belli. Öte yandan, gerçekten yaşanmış trajik olayları anlatırken karakterlerin üzülme ve acı çekme anlarını ölçülü şekilde kullanıyor. Sözgelimi, kaza anından sonra kesmeyle aynı gün yaşanan başka bir olaya atlaması ve sonra Claire’in uyanışıyla arada geçen uzun bir zamanı olay örgüsünden eksiltmesi, filmi gereksiz duygu istismarından kurtaran, hikâyenin özüne odaklanan bir tercih…. Öte yandan, özellikle finale doğru göz yaşartıcı anların sayısı az değil.

        Brewer, son dönemde seyrettiğimiz müzisyen biyografilerinde sık sık karşımıza çıkan klişelerden de vazgeçmiyor ve seyir keyfini artırmak için Neil Diamond hitlerinin hakkını veriyor. Video klip tarzında hızlı kurgulanmış sahneler ve zaman atlamaları yaptığı paralel kurgularla tempoyu yükseltiyor. Film, şarkılarla birlikte su gibi akıp gidiyor.

        Şarkıları bizzat seslendiren Hugh Jackman ve Kate Hudson’ın performansları filme gerçekten çok şey katıyor. Jackman her zamanki gibi yine çok iyi… Oynadığı karakter, her anlamda daha çok öne çıkıyor filmde. Hem hikâyenin gelişimi hem filmin temaları açısından… “Peki, ödül sezonunda neden o değil de Kate Hudson’ın adı geçiyor?” diye soranlara “Jackman’dan daha iyi” diye cevap verilemez. Çünkü senaryo ve oynadığı karakter, duygu geçişleri açısından ona büyük avantajlar sağlıyor. Claire, çok zor badireler atlatan ve değişim yaşayan bir karakter… Özellikle son bölümde filmin duygusunu seyirciye geçirme konusunda iyi iş çıkarıyor Hudson. Ayrıca kariyeri açısından da tam bir dönüm noktası niteliğini taşıyor. Claire Sardina rolü, Hudson için bir tür dönüş veya yeniden doğum anlamına geliyor.

        “Kalpten Söylenen Bir Şarkı”yı son dönemde Türkiye’de peş peşe gösterime giren diğer Oscar adayı filmler kadar çok beğendiğimi söyleyemem. Ama baştan sona ilgiyle izledim ve sevdim. Hikâyenin gerçek olması, benim için filmin en önemli artısıydı. Ayrıca, efsane pop starların şöhret bunalımları, bağımlılık hikâyeleri ve aile sorunlarından sonra Amerikan müzik dünyasının iki mütevazı emekçisinin hayat mücadelesine odaklanan bir film seyretmek açıkçası iyi geldi.

        6.5/10