Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör Mekke İttifakı ve İran -2-

        İmzalandığı andan itibaren sadece bölgemizde değil, küresel ölçekte tartışmalara konu olan Mekke İttifakı, 26 Ekim günü kritik bir hamle yaptı. Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan yetkilileri Tahran’a giderek önemli temaslarda bulundu.

        Türkiye’yi MİT Başkanı İbrahim Kalın, Suudi Arabistan’ı Savunma Bakanı Halid bin Selman, Pakistan’ı Genelkurmay Başkanı Asım Münir temsil etti. İran tarafında ise Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai, Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ve Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi yer aldı.

        MEKKE İTTİFAKI DİPLOMASİ ÜRETİYOR

        Tahran ziyaretinin belki de altı çizilmesi gereken ilk mesajı, Mekke İttifakı’nın sadece bir savunma işbirliği boyutunun olmadığı. İttifak, aynı zamanda ortak bir diplomasi üretebilme kapasitesine sahip. Elbette bu görüşmelerin ardından hemen bir anlaşma metni veya yeni bir katılım beklemek acelecilik olur. Dört ülkenin diyaloğu sürecek. Bu bile önemli bir kazanım olarak not edilmeli.

        REKLAM

        Bu tür zeminlerde stratejik değeri olan sonuçlar elde etmenin sabır, zaman ve büyük emek istediğini hatırdan çıkarmamak gerekiyor. İttifak üyesi üç ülkenin ortak hedefler oluşturma gayretinin, daha geniş bir alanda karşılık bulması da öyle. Karşılık bulma boyutunu sadece ittifaka katılım düzeyinde ele almak da yanıltıcı olacaktır.

        İRAN’LA KONUŞMANIN ZORLUKLARI

        Bu ziyaret ve süreçten bağımsız şu notu iliştirmek istiyorum. İran’la konuşmak ve müzakere etmek kolay, ancak sonuç almak fazlasıyla zor ve bir o kadar da karmaşık.

        Resmi metinler her şeyi ifade etmez. Ancak onları dikkate almadan analiz yapmak da doğru bir yaklaşım olamaz. Tahran’da ortaya çıkan metinde dört ülkenin barış ve güvenlik dahil bölgesel işbirliğini güçlendirmesinin altı çiziliyor. İttifaka katılımla ilgili bir husus yer almıyor.

        REKLAM

        Riyad tarafında ziyaretle ilgili ortaya çıkan değerlendirmeler, özellikle ABD ile yaşanan gerilimin düşürülmesi, askeri açıdan tekrar bir çatışmaya dönüşmemesi ve özellikle de Katar-Pakistan hattının yürüttüğü müzakereye katkı sağlanması yönünde. Diğer yandan Suudi Arabistan, Husilerle mücadele ederken İran’la kurulacak bir dengenin önemli olduğunun farkında.

        ANKARA’NIN İLGİ ALANI GENİŞ

        Ankara’nın gündemi kuşkusuz ABD-İran geriliminin azaltılması yanında daha farklı başlıklar da içeriyor. Hürmüz ve Yemen de bunlar arasında. İlgi alanı açısından baktığımızda Türkiye o masadaki tüm ülkelerden çok daha geniş bir coğrafyada işbirliği ve ittifak alanları oluşturuyor. Dolayısıyla hangi zeminde olursa olsun bu başlıkları ajandasında taşıyor.

        REKLAM

        Sözgelimi Libya'da aldığı sonuç yılların çabası ve sabrının sonucu. Düne kadar Libya'nın yarısı tanımıyor denilen kritik bir anlaşma, artık çok daha geniş bir meşruiyet elde etmiş durumda.

        ÖNERİ PAKİSTAN’DAN

        Şu notları da aktaralım. İran tarafı görüşme önerisinin Pakistan’dan geldiğini açıkladı. Ayrıca aynı kaynaklar bölge güvenliğinin bizzat bölge ülkelerinin katılımıyla ve karşılıklı güveniyle sağlanacağını belirtti. Bölgenin sorunlarına bölge dışı aktörlerin müdahalesi olmadan çözüm aramak esasen Türkiye’nin temel tezleri arasında yer alıyor.

        Açıkçası Tahran şu an için bu ittifaka hem tümüyle dışında kalmayayım kaygısıyla yaklaşıyor. Hem de üzerindeki askeri baskıyı hafifletmenin yollarını arıyor. Başka bir ifadeyle, İran ve Mekke İttifakı üyelerinin bölgesel güvenlik kavramı tanımında aynı yerde olduklarını söylemek zor.

        REKLAM

        HUSİLER İÇİN DESTEK

        Reuters’ın Pakistanlı yetkililere dayandırdığı haberin vurguları dikkat çekici: “Saldırmazlık düzeni, Husi saldırıları, Hürmüz ve ABD ablukası konuşulan başlıklar arasında.” Aynı haberde “Pakistan Genelkurmay Başkanı Münir’in bir uzlaşma önerisi sunduğu, kabul edilirse üç ittifak üyesiyle Katar’ın garantör olabileceği” de aktarılıyor.

        Bu toplantıya dair elimizde hiçbir kaynak olmasa bile ittifak üyelerinin Husilerle ilgili İran’dan destek istediğini söyleyebiliriz. Nitekim The National, dünkü haberinde “İran tarafının, Husileri durdurabilecek ölçüde nüfuzu bulunmadığını söylediğini” aktardı.

        REKLAM

        Bu tam bir Pers tarzı “diplomasi” elbette. İran’ın Husiler üzerinde mutlak bir gücü olduğu tezi abartılı. Ama saldırılarda rolü olduğu da herkesin malumu.

        Yine bu haberde ikinci tur görüşmelerin Türkiye’de yapılma ihtimalinden söz ediliyor. Böyle mi gerçekten sorumuza şimdilik aldığımız cevap şu: “Olabilir, üzerinde çalışılıyor.”

        ÖNCELİKLE ZEMİN OLUŞTURMAK

        Tahran ziyareti, ABD-İran hattındaki gerilimi çözüp bir anlaşma noktasına taşıyacak bir iddiayla ortaya çıkmadı. Müzakere zeminini güçlendiren, İran’ın da krizi tırmandırdığı alanlarda adım atması gerektiğini söyleyen bir zemin olarak okumak daha gerçekçi olur.

        REKLAM

        Ankara ve İslamabad, Riyad’ın uğradığı saldırılar karşısında böyle bir hamlenin etkin olabileceği üzerinde mutabık. Suudi Arabistan zaten bunu istiyor. Dolayısıyla bu açıdan ittifak, Tahran’ın önüne diplomatik seçenekler getirmiş durumda.

        Mekke İttifakı, kendisine yönelik ucuz komplo teorilerine rağmen yeni diplomatik kanallar, müzakere zeminleri ve tarafları etkileme kapasitesiyle harekete geçmiş durumda. Tahran’ın buna kayıtsız kalmak gibi bir seçeneği de yok.