Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        1 Ekim tarihinde yeni yasama dönemine giren TBMM’de son derece ilginç kareler ortaya çıktı. Yeni Parti’nin Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın konuşması öncesinde salonu terk etmesi bunlar arasında en tuhaf olanıydı. Kemal Kılıçdaroğlu, konuşmayı dinledi, ancak ayağa kalkmadı.

        O kareleri tek tek aktaracak değilim. Ancak biraz daha farklı bakmayı denersek, ortaya çıkan tablonun muhalefetin dağınık ve parçalı halinin yansıması olduğunu söyleyebilirim.

        MUTLAK BUTLAN VE SONRASI

        Şöyle okuyalım dilerseniz. Mutlak butlan kararının ardından Kemal Kılıçdaroğlu yeniden CHP’nin genel başkanlık koltuğuna oturdu. Özgür Özel ve milletvekillerinin üçte ikisi buna itiraz etti. Mecliste grup konuşmasını kim yapar, kim yapamaz tartışmaları yaşandı. Çok geçmeden ve son derece hızlı bir kararla Özel ve arkadaşları adı da ‘yeni’ olan yeni bir parti kurdu.

        REKLAM

        Böylece CHP bölünmüş oldu. Bu, partiler üzerinden baktığımızda yaşanan bölünme. Oysa fiili durum bundan daha fazlasını söylüyor.

        ÇERÇEVE YASA AYNA OLDU

        İki parti meclis çatısı altındaki ilk ciddi sınavlarını Çerçeve Yasa oylaması sırasında verdi. CHP yönetimi teklife imza atarak destek verirken, Yeni Parti’de Özgür Özel tercihinin destek vermek yönünde olduğu açıklamasını yaptı.

        Peki sonra. CHP’de çok sayıda milletvekili parti yönetiminin verdiği imzaya rağmen evet oyu kullanmadı. Yeni Parti’de ise bundan fazlası ortaya çıktı. Milletvekillerinin üçte ikisi yasa teklifine hayır oyu verdi. Genel başkanlarının beyanının hilafına.

        REKLAM

        Böylece ortaya çıkan bölünmeden daha fazlasının olduğuna, başka bir deyişle iki çatı altında da kritik zamanlarda bütünleşemeyen ayrışmaların varlığına tanık olduk.

        BÜYÜK İDDİALAR VE SONRASI

        Bu bölünmelerle sınırlı değil CHP’de yaşananlar. Şöyle düşünelim. Kısa süre öncesine kadar CHP’nin, daha doğrusu Özel ve ekibinin adaylaştırdığı Ekrem İmamoğlu, artık bizzat kendisini aday gösterenler tarafından kaderine terk edildi. Yani bir başka büyük iddia daha denklem dışında kaldı.

        Çok yakın tarihe kadar CHP çatısı altında olan, burada kalmak istediğini, ancak ayrışmalara taraf olmayacağını beyan eden Mansur Yavaş da artık orada değil. CHP’den istifa etti. Onu istifaya CHP yönetimi mi zorladı, yoksa zaten kendisi mi istiyordu? Bu sorunun bendeki cevabı, her ikisinin de bir parça doğru olduğu.

        REKLAM

        Yavaş’ın o çatı altında kalması zor görünüyordu. Kendisi de bunun farkında değildi. Tuhaf bir “paslaşma” sonucunda Yavaş istifa etti. Bu da CHP içindeki bir başka gücün kopuşu oldu. Kaç parça oldu, yukarıdan itibaren sayabilirsiniz.

        GERÇEKTE KAYBEDEN KİM?

        Şimdi daha ilginç bir yere ilerleyelim. Az önce ifade ettiğimiz ayrışmaların hemen her birinde ayrılan tarafın iktidara yürüdüğü veya kuvvetli bir cumhurbaşkanı adayı olacağı gibi tezler ortaya çıktı. Sandıkta sınanmadan buna söylenecek söz yok diyenler olabilir. Ancak sandıktan önce de bu iddiaların teraziye çıkacağı günler çok uzakta değil.

        Siyasetin, doğru analizler etrafında yol almasının ne denli hayati olduğunu bir önceki yazımda ele almıştım. Hesap hatalarının bedelinin ağır olacağını da.

        REKLAM

        Doğru sorular sorarak ilerlemek iyi bir başlangıç olabilir. Güncel örnek. CHP’den seçilip sonra istifa ederek bağımsız kalan Cemil Tugay, büyük ihtimalle AK Parti’ye katılacak. Burada Tugay’ın bir başka partiye katılması üzerinden yapılan eleştiriler, gerçeğin büyük bir bölümünü kuşatacak düzeyde değil.

        DOĞRU SORULAR SORMAK

        Oysa CHP açısından soru şu olmalıydı. “Neden benim pusulamla, üstelik İzmir’de seçilen bir başkan partide kalmadı. Niçin engel olamadım.”

        Kurulduğu günden itibaren iktidara yürüdüğü söylenen Yeni Parti için soru şu olabilirdi. “Neden CHP’den ayrılan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı bize katılmadı.” İtirazı olanlar Tugay’ı kimin aday yaptığına baksın.

        REKLAM

        Cemil Tugay örneğinde olduğu gibi hep başka partiye katılanın karşı tarafa ne kazandırdığı ya da kaybettirdiği tartışılıyor. Peki ayrıldığı tarafın ne kaybettiği niçin değerlendirme dışı. CHP, kendi başkanını partisinde tutamıyor. Yeni Parti onu saflarına katamıyor.

        Bu soruları Mansur Yavaş için de ortaya koyabiliriz.

        DAĞINIKLIK VE PARÇALANMIŞLIK

        Manzarayı tekrar özetlersek, karşımızda ikiye değil, çok daha fazlasına bölünmüş bir muhalefet var. Bu parçaların kendi içinde bile bütünlükleri yok.

        Her ayrılanı iktidar adayı olarak görenlerin bakması gereken şurası. Bu ayrışmalar siyasi irade üretme kapasitelerini zayıflatıyor. Seçmende güvensizlik ortaya çıkarıyor. En azından büyük bölümü aynı geçmişten gelen aktörler; liderlik, siyasi kimlik ve geleceğin nasıl kurulacağı konusunda birbirinden uzaklaşıyor. Çerçeve yasada olduğu gibi. Bir çatıdan diğerine gitmek, sizi bir ve bütün kılmıyor.

        REKLAM

        AK Parti’nin bu tarz katılımlardan zarar göreceği tezinin ise siyasi gerçeklikle bağı çok zayıf. Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefetin bu dağınıklığını ve siyaset üretme kapasitesinin giderek azaldığını görüyor.

        Seçime en fazla 18 ay kaldı.

        Tablo böyle.