AfD (Almanya İçin Alternatif) aşırı sağcı olarak tanımlanan bir siyasi parti. Almanya’daki yükselişi hız kesmeden devam ediyor. Ayrıca aşırı sağ tanımından çok daha fazlasını içeriyor.
6 Eylül’de Almanya’nın doğrusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde oyların yüzde 43,8’ini alarak birinci parti oldu. Bu kesinlikle sıradan bir yerel seçim başarısı değil.
AfD, 2021’deki oyunu neredeyse ikiye katlarken, eyaleti 2002’den beri yöneten Hristiyan Demokrat Birlik’i (CDU) yüzde 17,2’ye kadar geriletti. Mutlak çoğunluğu elde etmek için yalnızca üç sandalye eksiği kaldı seçim sonunda.
SİYASİ MERKEZE İLERLEYEN DİP DALGA
Bu tablo AfD’ye gelip geçici bir öfkenin ve tepkinin yansıması olarak bakanları çoktan yanıltmış durumda. Artık bir yapısal dönüşümden söz edenler öne çıkmaya başladı. Doğudan batıya doğru ilerleyen dip dalganın siyasi merkezi değiştirecek güce kavuştuğunu söylemek için belki erken. Ama ilerlediği çok açık.
Aslında 2025 federal seçimlerinde de bu tablonun işaretleri ortaya çıkmıştı. CDU/CSU yüzde 28,6’yla birinci, AfD yüzde 20,8’le ikinci olmuş; Almanya’nın savaş sonrasındaki iki büyük partisinden biri olan SPD (Sosyal Demokrat Parti) yüzde 16,4’le üçüncü sıraya gerilemişti. İkinci Dünya Savaşı’nın ardından ilk kez CDU ve SPD’nin birinci ve ikinci sırayı paylaştığı tablo bozulmuş oldu böylece.
6 Eylül 2026’daki AfD yükselişi ise, federal seçimlerden sonra geçen bir buçuk yılda merkez partilerinin güven ve itibar kaybetmeye devam ettiğini gösteriyor.
AfD NEDEN YÜKSELİYOR?
AfD’nin yükselişini yalnızca göçmen karşıtlığıyla açıklamak bize gerçeğin önemli bir parçasını verebilir. Ancak bundan fazlası var. Göç ve göçmenler, bu yükselişi ortaya çıkaran tepkinin en fazla öne çıkan nedeni. Fakat ekonomiden kimlik tartışmalarına, egemenlikten ve temsil krizine kadar pek çok dinamik var.
Partinin çıkış noktasını hatırlayalım. 2013’te avro karşıtı kimi iktisatçıların öncülüğünde kuruldu. Başlangıçta şöyle bir itiraz yükseliyordu. “Almanya’nın mali disiplini, Güney Avrupa ülkelerinin borçlarını finanse etmek için kullanılmasın.”
Ancak zaman içinde küreselleşmeden, göçten, teknolojik değişimden ve ilerlemeci kültür politikalarından rahatsız olan kesimlerin toplandığı geniş bir taban oluşturmaya başladı.
"SAFLIĞI BOZMAK"
Bir tarafta belirli bir kök ve geleneğe bağlı olanlar. Diğer yanda büyük şehirlerde yaşayan, eğitimli, hareketli ve kozmopolit kesimler var. Kozmopolit burada” üzerinde durulması gereken bir kavram. Zira göçmenlerle birlikte bir dünya tasavvuru oluşturanlara yönelik bir suçlama olarak kullanılıyor. “Saflığı bozmak.”
AfD, kendisini birinci grubun, yani “geride bırakıldığını” düşünen insanların sesi/temsilcisi olarak sunuyor. Ancak bunu söylem haline getiren elit bir kadroyla hareket ediyor.
KAPILARDA “YABANCI İSİMLER”
Son eyalet seçimi AfD’nin bu tezlerinin geniş karşılık bulduğunu gösterdi. Özetlersek, AfD seçmene daha sıkı/sert göç ve göçmen politikaları, geleneksel değerlerin korunması, Alman kimliğinin yeniden öne çıkarılması, kamu yayıncılığının değiştirilmesi ve Brüksel/AB karşısında milli egemenliğin güçlendirilmesini vaat ediyor. ABD merkezli pop kültüre tavır, evlerin kapısında “yabancı isimler”in yazılmasına duyulan tepkiyle harmanlanıyor.
Peki buradaki dayanağı nedir diye sorarsak karşımıza çıkan hikaye “geçmiş”. Yani tüm bu vaatlerin taşıyıcı motivasyonu e duygu dünyası şuna dayanıyor: Geçmişte daha güvenli, güçlü, disiplinli ve öngörülebilir bir Almanya vardı. (Bu konuda derli toplu bir okuma için https://www.atlanticcouncil.org/in-depth-research-reports/report/the-right-wing-takes-aim-at-the-eus-linchpin/ )
DUVAR YIKILSA DA DÜNYALAR AYRI
AfD’nin asıl güç alanı eski Doğu Almanya olarak tanımlanıyor. Berlin Duvarı’nın yıkılışı, hala modern tarihin en önemli hadiselerinden biri sayılıyor. Ancak duvar yıkılsa da ve iki Almanya birleşse de doğu ile batı arasındaki farklar ortadan kalkmadı.
Doğudakiler daha düşük gelire ve servete sahip. Birleşmeden sonra önemli işletme ve kurumların yönetiminin daha çok batıdan gelen kadrolara verildiği düşüncesi hâlâ güçlü. Bu nedenle sorun ekonomik olduğu kadar ruh haliyle de ilgili. Doğu, hala batının kendisine tepeden baktığına inanıyor.
Bu fay hattı, AfD’nin siyaset zemininin önemli taşlarını oluşturuyor. Bir yanıyla da kimlik inşasının. “Biz gerçekten sizi temsil ediyoruz, size tepeden bakmıyoruz.”
SADECE İÇ DİNAMİKLER DEĞİL
AfD’nin Almanya’yı yeniden böldüğüne inananlar hatırı sayılır düzeyde. Soğukkanlı yaklaşımlar bu bölünme halinin esasen hiçbir zaman tamamen ortadan kalkmadığını ifade ediyor.
Tüm bunlar Almanya’nın kendi içinde yaşanıyor. Ancak dış etkenlerden uzak değil. Hatta bunların da en ez iç dinamikler kadar etkili olduğunu söyleyebiliriz.
O dinamiklerin başında Rusya geliyor. Bu apayrı bir yazı konusu.