Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör Devlet dışı aktörlerin sonu

        Henüz ortada sadece bir imza olduğunu düşünsek de, Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan üçlüsünün Mekke İttifakı sonuçlar üretmeye başladı. Bu arada küresel ölçekteki bazı tartışmalarda “İslam Natosu” gibi tanımlar kullanılsa da, Mekke İttifakı giderek daha kalıcı bir isim olarak öne çıkabilir.

        “Bu üç ülkeden biri saldırıya uğradığı takdirde diğerlerinin de saldırıya uğramış kabul edileceği”nin ilanı, NATO benzetmelerinin kaynağı bir bakıma. Bu işbirliğinin özellikle savunma boyutuyla ortaya çıkması, aynı zamanda bulunduğumuz bölgenin sınırlarını aşan bir güvenlik mimarisinin habercisi.

        Dolayısıyla da etkileri, başta ABD ve Çin üzerinden olmak üzere küresel ölçekte ortaya çıkacaktır.

        TÜRKİYE’NİN FARKI VE GÜCÜ

        İttifaktaki üç ülkenin birbirini tamamlayan özellikleri olduğuna daha önce dikkat çekmiştik. Ancak Türkiye’nin her iki ülkeden çok daha geniş alanda bir etkinliğe sahip olduğunun da altı çizilmeli.

        Tarihsel hafıza ve imparatorluk geçmişinin refleksleri Ankara’yı pek çok bakımdan öne çıkarıyor. Dahası yakın tarihe kadar bizzat müttefikleri eliyle beslenip büyütülen tehditlere maruz kalan Türkiye’nin savunma sanayii başta olmak üzere attığı büyük adımlar, bulunduğu her ittifakta kendisini güçlü kılan avantajlar.

        İTTİFAK GENİŞLEYECEK

        Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın başta Mısır olmak üzere, Mekke İttifakı’na yeni katılımlar olabileceğinin işaretini vermesi, ortaya çıkan gücün özgüven ve erişim kabiliyetine işaret ediyor.

        Pakistan çok özel olarak ele alınması ve tartışılması gereken özelliklere sahip bir ülke. Kendi içinde ciddi sorunları var. Bulunduğu coğrafyada çok büyük bir güç olan Hindistan’la kısa süreli bir savaş yaşadı.

        İran’la sınır komşusu, ülkesinden 25 milyondan fazla Şii nüfus var. Tahran yönetimin bu ülke üzerinde de ciddi nüfuz politikaları var. Ancak buna rağmen ABD ve İran arasındaki arabuluculukta önemli rol oynadı. Bu durumu sadece İran’da ortaya çıkacak bir istikrarsızlığın kendisini etkileme potansiyeli üzerinden okuyamayız. Pakistan, bu ittifakla birlikte daha geniş bir alanda rol oynamaya hazırlanıyor.

        DEVLET DIŞI AKTÖRLERE KARŞI

        Her üç aktörün de devlet dışı aktörlerin varlığı ve oluşturdukları tehditler karşısında giderek daha güçlü bir işbirliği halinde olacaklarını öngörebiliriz.

        Türkiye, kendisine yöneltilen ve aslında gerçek anlamda bir beka sorunu olan tehditler karşısında Terörsüz Türkiye sürecini inşa ederken, aynı zamanda devlet dışı aktörlerin ortaya çıkardığı istikrarsızlığa da dur diyen bir yaklaşıma sahip. Dolayısıyla erişim kabiliyetinin bulunduğu alanlarda, bu tür aktörler inşa etmek yerine, mevcut devlet yapısıyla işbirliği ve karşılıklı çıkar dengesi kurarak ilerliyor.

        BAĞDAT-ERBİL HATTI

        Bağdat yönetimi ve Erbil arasında kurduğu denge de bu yaklaşımın bir diğer örneği. KDP’nin bağımsızlık ilanı için referandum arayışına girdiği dönemde Ankara’nın gösterdiği sert tepkinin ortaya çıkardığı sonuçları da hatırlamakta yarar var. İşbirliğine evet, devlet içinde devlet olma arayışına hayır.

        ESED’LE OTURDUNUZ SUÇLAMASI

        Şu sıralar yeniden hararetle konuşulmaya başlayan “Daha düne kadar Suriye’nin eski rejimiyle oturup konuşuyordunuz, şimdi ne değişti” başlıklı tartışma, gündeme getirenlerin iyi niyetli olmayışının yanı sıra, aslında Ankara’nın Esed rejimine verdiği şansı ifade ediyor.

        Ancak aynı zamanda da şunu söylüyor: Türkiye bir komşu ülkeyi ele geçirme ve mesela o dönemde Tahran-Şam hattında olduğu gibi bir el koyma politikası izlemiyor. Tehditleri bertaraf etmek ve bunların bir daha ortaya çıkmayacağı bir denge oluşturmak. Yaptığı bu.

        MEZHEPÇİLİK BELASI

        Hala İsrail’in Suriye’ye yönelik saldırılarını görmezden gelip Şam yönetimini ABD-İsrail hattında sayanların, “direniş ekseni” hikayeleri, mezhepçiliğin bir adım ötesine geçebilmiş değil. Terörsüz Türkiye, bölgedeki kimlik siyasetlerine, mezhepçi yaklaşımlara ve bunlar üzerinden kurulan uydu yapılara dur diyen bir irade olarak şekilleniyor.

        Kandil’de ve Süleymaniye’de gözünü kırpmadan Türkiye aleyhine terörü destekleyen Şam’da yönetimi ele geçirdiği andan itibaren ülkenin kuzeyinde aynı yönde işbirlikleri yapanların görmediği bir şey daha var. Ankara, İran’a yönelik saldırılar devam ederken, gerek ABD’nin, gerekse de İsrail’in bazı Kürt grupları silahlandırma ve ayaklandırma teşebbüslerinin önüne geçen hamleler yaptı.

        O nedenle Mekke İttifakı’nı bir kuşatma veya kendisine yönelik bir güç birliği olarak görenler öncelikle kendi geçmişlerine bakmalı.