Türkiye’de siyasi merkezin kendini yenileme kapasitesi, karşımıza çıkan sorunların hacmi dikkate alındığında fazlaca umut vermiyor. Aksine inşâdan çok bölünmeyle, perspektif genişliğinden çok daralmayla karşı karşıyayız.
CHP’de mutlak butlan kararının ardından ortaya çıkan ayrışmanın, güncel şartlarda yeni kurulan parti lehinde olduğuna dair değerlendirmeler ağırlıkta. Özgür Özel ve arkadaşlarının kurduğu Yeni Parti’nin artık bir iktidar adayı olduğunu söyleyenler bile var.
Partiye katılan milletvekili sayısı, kamuoyunda ortaya çıkan ilgi ve esasen 2019 yerel seçimleri sonrasında ortaya çıkan siyasi arayışların devamı olan ‘propaganda mekanizması’ böyle bir algıyı besliyor.
ACELECİ DEĞERLENDİRMELER
Ancak hem tecrübe, hem de mesafe avantajıyla gelişmelere biraz daha serinkanlı bakabilenler, bu değerlendirmelerin fazlasıyla aceleci olduğunun farkında. Tekrar vurgularsak; güncel şartların getirdiği tablo yeni bir siyasi partinin gidişatına dair fikir verse bile, büyük iddiaların altını dolduracak bir öngörüye sahip olamayız.
Bu meselenin ana akımdan ayrılan partilerin akıbeti üzerinden tartışılması da geleceği okumaya yeterince katkı sağlamıyor. Tarihten verilen örneklerin çoğu, bugünün şartlarıyla benzerlikler taşımıyor. AK Parti ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan üzerinden yapılan benzetme ve değerlendirmeler için de bu durum geçerli.
GÜÇLÜ LİDERLİK VE AK PARTİ
Öncelikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 90’lı yıllar itibarıyla bir dip dalga halinde ilgi gören karizmatik liderliği tartışmasız bir özgünlük ve üstünlük olarak karşımıza çıkıyor. Yetiştiği gelenekten ayrılıp, üstelik pek çok tartışmayı arkasında bırakarak yeni bir siyasi mimariye adım atmak, aynı zamanda bir özgüven ve cesaretin ifadesi olarak okunabilir.
Kendi geleneğinden isimlerin de yer aldığı, ancak farklı kesimlerden temsil kabiliyeti yüksek aktörlerin de kadroda olduğu bu siyasi hareket, 24 yıldır Türkiye’yi yönetiyor. Erdoğan ise güçlü liderliğinin avantajlarını, sadece siyasi sınırlarımız içinde değil, bölgesel ve küresel ölçekte Türkiye’yi yeni bir role taşıyarak derinleştiriyor.
KOPYA HİKAYELER
Arka planda Ekrem İmamoğlu’nun teşvik ve planlamasıyla yola çıkan Yeni Parti’nin, kısaca aktardığımız bu hikayenin taklidi olmaktan öteye geçemediğini söylemek yerinde olur. Kaldı ki, mağduriyet üzerinden yapılan göndermelerin mevcut yolsuzluk iddiaları üzerinden bakıldığında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yaşadığı sıkıntı ve siyasi yasaklarla yan yana getirilmesi mümkün değil.
Özgür Özel, partisini kurarken üzerinde hukuki anlamda bagajları olan isimlerden vazgeçmediğinin adeta altını çizdi. Bu durum mevcut şartlarda kendisine sayısal çoğunluk sağlayabilir. Ayrıca artık sistemde böyle bir isimlendirme olmasa da “ana muhalefet” olmanın avantajlarını da sunabilir.
MUHALEFET CEPTE Mİ?
Ancak burada ortaya konulan iddia iktidar adayı olacak bir siyasi hareket ise, diğer muhalif kesimlerin bu tarz bagajlar ve bunların getireceği muhtemel sonuçlar üzerinden değerlendirme yapacağını unutmamak gerekiyor.
Kısacası, muhalefetin topyekun kurulan Yeni Parti’nin etrafına kümeleneceğini iddia etmek de pek çok bakımdan aceleci ve henüz zemini olmayan bir tez.
NE KADAR HAZIRLAR?
CHP’den ayrılış hikayelerini program, ideolojik zemin ve yeni kadrolar zemininde açıklamakta zorlanan bir parti var karşımızda. Aceleden kaynaklanan eksiklikleri olduğunu söylemek de bu durumu değiştirmiyor. Mesela daha ilk anda mevcut logoyla yollarına devam edemeyeceklerini söylediğimi hatırlatmak isterim. Parti programı için de durum bundan farklı değil. Geniş bir alanı kuşatacak farklı isimlerin kadroya katılması yönünde ise herhangi bir işaret yok.
Mevcut durumu dikkate alarak söylüyorum elbette. CHP’nin kendi çizgisinden kopup kopmadıklarını netleştiremeyen, buldukları ilk fırsatta geri döneceklerini ifade eden bir partiye, bu çizginin dışında kalan, hatta ciddi eleştiriler getiren muhalif kesimden katılım olması hiç kolay değil. Bu durumu “seçmenin önceliği bu değil, önce iktidarı değiştirip sonra o işe bakacaklar” mealinde değerlendirenler, 2023 genel seçim sonuçlarını çabuk unutmuş görünüyor.
Hedefin sadece Erdoğan karşıtlığı üzerinden tanımlandığı kısır bir siyaset anlayışı bu.