Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör Türkiye süreçten güçlü çıkacak
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Terörsüz Türkiye kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında kurulan komisyonun ortaya çıkardığı rapor, kamuoyunda yeterince tartışılmasa da ülkemizin ve bölgemizin önüne yeni bir yol haritası çıkardı.

        Esasen 2024 Ağustos’unda Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan tarafından verilen “iç cepheyi güçlendirme” mesajı ve ardından Ekim ayında MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yaptığı çıkışla birlikte bu yol haritasının iç uçları ortaya çıkmaya başlamıştı. Devamında bugün peş peşe yazsak çoğumuzun “Bütün bunlar nasıl oldu” diye soracağı gelişmeler oldu.

        UNUTKANLIK

        Türkiye’de siyasetin de zaaflarından kaynaklanan önemli bir sorunumuz var. Kamuoyu bazı şeyleri kolayca unutuyor, adeta geçici hafızada tutup sonrasında gündeminden çıkarıyor. Oysa 2024 sonları itibarıyla ortaya çıkan gelişmeler, Suriye Devrimi’ni de içine alırsak hayal bile edilemeyecek noktaya geldi.

        Bugün Türkiye, Ankara’da gerçekleşen NATO 2026 zirvesinin odağında bir ülke olarak küresel ölçekte ilgi ve tartışmaların muhatabı. Bunların hepsinin dostane olduğunu ya da bir ittifak arayışı ifade ettiğini savunmuyorum elbette. Ama Türkçede kullanılan deyimle dost düşman herkes Türkiye’nin gücünü, yükselişini ve çok geniş bir alanda nüfus ve erişim kabiliyetini kabul ediyor.

        YILLARIN BİRİKİMİ

        Bütün bunlar birkaç yıllık gelişmelerin hasılası değil elbette.

        Meclis çatısı altında sağlanan geniş mutabakat, komisyon çalışmaları sırasında ortaya çıkan tablo görüş zenginliği ve nihai raporun ortaya koyduğu çerçeve, en başta Türkiye’nin özgüvenini ve bazı endişeleri aştığını gösteriyor.

        Terörle mücadeleyi askerî ve istihbarî anlamda kazanan bir ülkenin, “bu mücadele buraya kadar” deyip kenara çekilmesi, kendisine yönelik yeni tehditlerin kapısını aralamak anlamına gelebilirdi. Ankara böyle bir risk almak yerine, siyasi sınırlarının ötesindeki tehdit unsurlarını kendi avantaj ve ittifakına dönüştürmenin adımlarını attı.

        SÖZÜMÜZÜN GÜCÜ

        Bugün ABD İsrail saldırısına uğrayan İran yönetimi, kendilerinin bölünmemesinde Türkiye’nin rolünden söz ediyorsa, burada sözümüzün gücünün farkında olmak gerekiyor. Meseleyi başından beri terör örgütüyle pazarlık, ülkeyi bölmek ve parçalamak zemine de el ele alanlar bu gücün farkında olmayanlar. Daha kötüsü bir kısmı bundan rahatsız olanlar.

        PEDAL METAFORU

        Önümüzdeki hafta muhtemelen çerçeve yasa çıkacak ya da tamamlanma aşamasına gelecek. İlgili kurumların teyit ve tespit mekanizmaları raporlama yaptıktan sonra süreçler daha da hızlanacak. Burada başından beri ifade edilen pedal metaforuna tekrar atıfta bulunursak şunu söyleyebiliriz. Ankara adımlarını atarken herhangi bir pazarlık ve al-ver ilişkisiyle değil, sürecin akamete uğramadan ilerlemesi stratejisiyle yol aldı.

        KÖŞEDE BEKLEYENLER

        Bu sürece dair söylemek istediğim birkaç husus daha var. Birincisi nasıl olsa devlet ve siyaset bu işi takip ediyor kolaycılığında elleri cebinde oturup izleyenler. İkincisi daha önceki örneklere bakarak nasıl olsa bir yerde tökezleyecekler diye ellerini ovuşturanlar. Üçüncüsü süreci sabote etmek için ellerinden geleni yapanlar.

        Herkesin elini taşının altına sokması gereken bir dönemdeyiz. Bunu beylik bir laf gibi algılayanlara şunu hatırlatmak isterim. Sadece Türkiye’nin değil, bulunduğumuz coğrafyanın bütün kodları değişiyor ve bu dinamikler ancak cesurca risk alabilenlerin ilgiyle şekillenecek.

        KİMLİK SİYASETİNİN GETİRDİKLERİ

        Yıllar yılı bu meseleyi hak ve özgürlük zemininde ele alanlar elbette önemli işler. Ancak işi maalesef bir kimlik siyaseti haline getirenler ve kendileri siyaseten yer tutamadığı için bu kimlik siyasetinin içinde sürekli kışkırtıcı rol üstlenenler sorunun çözümüne katkı sağlamadılar.

        İnsanların kendi haklarına, kimliklerine sahip çıkmasıyla, kimlik üzerinden siyaset yapmak arasındaki fark Türkiye’nin önündeki temel tercihlerden biri. Biri bölmeye, öteki ise ülkemizin demokrasi çıtasının yükselmesine vesile olarak görülebilir.

        Bugün onlar için de ciddi bir muhasebe vakti. Bu çerçevede öncelikle DEM Parti’nin süreçteki kendi rolünü ve katkılarını, ama aynı zamanda negatif yaklaşımlarını da gözden geçirmesi gerekiyor. Türkiye kimlik siyasetinin herhangi bir biçimiyle yoluna devam edemez. Bu konuda ısrar edenler sadece ve sadece ayrışmaların derinleşmesine vesile olurlar.

        “HER ŞEY ÖCALAN İÇİN” DİYENLER

        Şu nokta çok önemli. Her meseleyi Öcalan’a bağlayıp, hatta her şeyi onun için yapıyoruz algısı oluşturup zihinsel olarak onun çok gerisinde kalan yapılar bu muhasebeyi yapmazsa, yol almaları mümkün değil. Özellikle de asıl ajandaları farklı olup, DEM çatısında siyaset yapanlar.

        Bu yaklaşımlarında ısrar ettikleri sürece, sabote için bir köşede bekleyenlerin tutumundan farklı bir yerde olmayacaklar.

        OKUR-YAZARLARIN KATKISI

        Hassas konuların anlaşılması ve anlatılması gereken bir dönemde, siyasetin yanı sıra akademi, medya ve tüm entelektüel hayat, oluşan güven ortamına katkı sağlamak durumunda. Elbette eleştirileriyle birlikte. Bu noktada da sadece dikkate değil, meseleyi farklı boyutlarıyla ele almaya ihtiyacımız var.

        Türkiye’nin Suriye Devrimi itibari ile yapıp ettikleri, özellikle örgüt dahil herkesin olamaz dediği entegrasyon sürecini devam ettirmesi, bundan sonra yapabileceklerine dair hepimize bir fikir vermeli.

        Önümüzdeki fırsatı tepecek, “olmazsa dünyanın sonu değil” diyecek bir yerde değiliz. Tarih özel dönemlerde, beklenmedik fırsatları cesurca risk alarak değerlendirenler eliyle yazılıyor.

        Türkiye bu süreçten kesinlikle daha güçlü çıkacak, üstelik bu gücün komşulara başlamamak üzere pek çok alanda paylaşımını da sağlayacaktır.