Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör İsrail'in hedefi Mekke Anlaşması

        Önceki gün İsrail, sınırımıza 70 km uzaktaki İdlib’te bir hava üssüne saldırdı. Bu saldırının asıl hedefi ve mesajı belli. Nitekim iddiaya göre Netanyahu hükümeti ABD tarafına amaçlarını şöyle ifade etmiş: “Türkiye’nin askeri kapasiteni artırmasını engellemek.”

        İsrail, Suriye Devrimi gerçekleştiği andan itibaren bu ülkeye yönelik pek çok saldırı ve kışkırtıcı hamle gerçekleştirdi. Dürzileri ve Nusayrileri ayaklandırma yönündeki provokasyonlar. Suriye Kürtlerinin entegrasyonunu engellemek için gösterdikleri çabalar.

        Esasen bunlar da aynı şekilde hem yeni Suriye yönetimine, hem de bu yönetimin ortaya çıkmasında aktif rol oynayan Ankara’ya verilmiş mesajlardı.

        Ancak İsrail saldırganlığının bunların ötesine geçmek istediğinin sinyalleri de uzun zamandır ortada. İdlib’teki üs saldırısı bunun ifadesi. Suriye üzerinde geçmişte kurduğu “denge”, Ankara-Şam ittifakıyla bozulunca İsrail kelimenin tam anlamıyla çileden çıktı.

        BARRACK “GEREKSİZ TIRMANMA”

        ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Tom Barrack, kendi yönetiminin bu saldırıyı “Bölgesel istikrara katkısı olmayan gereksiz bir tırmanma” olarak değerlendirdiğini söyledi. Ayrıca Türkiye’nin bu saldırılar konusunda uyarılmadığını da ifade etti.

        Büyükelçi Barrack’ın bölgedeki dengelerin oluşumuna dair yaklaşımlarının Tel Aviv yönetimini memnun ettiği söylenemez. Ancak şu da başka bir gerçek: İsrail saldırganlığı sadece ülkedeki seçim süreciyle açıklanamayacak bir yaklaşımın ürünü.

        MEKKE ANLAŞMASI HEDEF

        Buna dair bazı örnekler aktarmak istiyorum. Saldırı öncesinde yayımlanan bazı analizler, İsrail yönetiminin Türkiye’yi hedef alan hazırlıklarının kodlarını veriyor.

        The Jerusalem Post’un 16 Ağustos’ta yayınladığı “Mekke Paktı Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’ı birleştiriyor. Peki bunun anlamı ne?’’ başlıklı analizde Türkiye, artık Ortadoğu’daki herhangi bir ülke olarak değil, bölgesel güç dengesini değiştirebilecek kapasitede bir

        ‘sistemik aktör’ olarak tanımlanıyor.

        İsrail’in Türkiye’nin Suriye’deki askeri kapasitesini ve konuşlanmasını engellemek istediğine de dikkat çekiliyor.

        ANKARA’NIN GERÇEK GÜNDEMİ

        Dikkatinizi çekmiştir. Mekke Anlaşması’nın imzalanmasının hemen ardından İsrail’de ortaya çıkan tepki ve öfke günden güne yükseliyor.

        Söylemeden geçemeyeceğim. Kötü alışkanlıklarımız devam ediyor. Mekke Anlaşması üzerine ülkemizde yapılan değerlendirme ve tartışmalar, iç gündemin sıcaklığında büyük ölçüde kaybolup gitti. Oysa içeride çözmek için çaba gösterdiğimiz pek çok sorun, kafamızı kaldırıp Türkiye’nin kurduğu ittifaklara bakmaktan geçiyor. Dünyanın tam olarak yeniden hizalandığı bir dönemde Ankara, uzun soluklu bir güvenlik mimarisinin ana aktörü olarak yol alıyor.

        İSRAİL “TÜRKİYE, ASKERİ SENARYOLARA DAHİL EDİLMELİ”

        Bir başka örnek daha aktarmak istiyorum. İsrael Hayom, 21 Temmuz tarihli “Türkiye’nin yükselen bölgesel hedefleri’’ analizinde ise açık biçimde Türkiye’nin İsrail’in askerî planlamalarında bir “referans senaryosu” hâline getirilmesini öneriyor. Özellikle Türk deniz gücünün büyüklüğüne dikkat çekiliyor ve Ankara’nın eğer isterse İsrail’in denizden erişimini ciddi biçimde kısıtlayabileceğini öne sürüyor.

        Mekke Anlaması’nın tarihi 7 Ağustos. İşte bu analizde 15 gün önce şunlar dile getiriliyor: “Asıl riskin, Türkiye’nin Suriye, Lübnan, Pakistan, Katar, Suudi Arabistan ve Doğu Akdeniz üzerinden İsrail’in bölgesel hareket alanını daraltılması.”

        Dahası da var. Analizin yazarı Gabi Siboni, Türkiye’nin Pakistan–Suriye–Türkiye güzergâhı üzerinden Hindistan’dan Avrupa’ya alternatif bir ticaret yolu oluşturmak istediğini de savunuyor. Ona göre Suriye, Türkiye’nin sadece askerî değil, jeo-ekonomik stratejisinin de bir parçası.

        Bütün mesele kafamızı kaldırıp büyük resme bakabilmek. İçerideki herhangi bir gündem başlığını hafife alıyor değilim. Sadece onların çözümünün de Türkiye’nin adım attığı yeni ittifaklar ve kurduğu oyun üzerinden ele alınmasının önemine işaret ediyorum.