ABD ile İran arasındaki arabuluculuk yeniden hareketlendi. Taraflar, arabulucularla ayrı ayrı görüşüyor; masada çatışmaların durması, Hürmüz Boğazı’nın açılması, yaptırımlar ve İran’ın nükleer faaliyetleri var.
Fakat henüz ortak bir anlaşma zemini oluşmuş değil. Önceki ateşkes girişimlerinin kısa ömürlü olması, kapsamlı bir barıştan önce sınırlı ve aşamalı bir uzlaşmayı/ateşkesi daha olası kılıyor.
MUHTEMEL SONUÇLAR
İlk ihtimal, deniz trafiğini rahatlatan ve saldırıları azaltan geçici bir ateşkes. Bu, hem Washington’a enerji piyasalarındaki baskıyı hafifletme, hem de Tahran’a nefes alma imkânı verir.
İkincisi, ateşkesi nükleer denetim ve yaptırım başlıklarına bağlayan daha geniş bir pazarlık. Trump yönetimi, yaklaşan seçim öncesi bu başlıkta ısrarlı görünürken, İran’ın henüz geri adım atacağına dair bir işaret yok.
Kötü ihtimal ise her zaman kapıda. Müzakereler sürerken sahadaki bir saldırının tarafları yeniden savaş doğru itmesi. Aylardır tablo neredeyse aynı. Savaş yeniden kapıda dururken, diplomasinin önü hiç kapanmıyor.
FAİRFORD ÜSSÜ
27 Eylül tarihinde İngiltere’deki bir ABD üssünde (Fairford) ortaya çıkan “saldırı hazırlığı”, her ne kadar ortada bir kanıt olmasa da “Acaba İran mı?” sorusunu beraberinde getirdi.
Esasen sadece analiz düzeyinde bakılırsa, İran’ın gerilimi Avrupa’ya yayma hamlesi sürpriz olmayabilir. Diğer yandan Avrupa ve Rusya arasındaki rekabet sertleştikçe böyle bir alana dokunmak İran lehine sonuçlar üretebilir.
İRAN CEPHE GENİŞLETİR Mİ?
Ancak meselenin coğrafi sınırlarına bakılınca bunun öyle kolayca cesaret edilecek bir hamle olması da mümkün değil. Evet, Avrupa’nın güvenlik gündemi Rusya etrafında yoğunlaşıyor. Washington’ın aynı anda hem Avrupa’da caydırıcılığı koruması, hem de Orta Doğu’da uzun bir savaşı sürdürmesi giderek daha maliyetli hale geliyor.
İran’ın Avrupa’yı savaşın kriz alanına çekebilmesi teorik olarak dikkate almaya değer. Ayrıca Tahran’ın Moskova’ya ne kadar yaslanacağının sınırları da hayli tartışmalı. Böyle bir kriz ateşinin ilk alevleri bile İran’la Batı arasındaki uzlaşma alanını iyiden iyiye daraltabilir.
ZAMANLAMA MANİDAR
Peki Fairford Üssü’ndeki hareketlilik, daha tam olarak ne olduğu anlaşılmadan nasıl İran’ı “olağan şüpheli”ye dönüştürdü?
İlginç bir noktaya dikkat çekenler var. Üsteki güvenlik alarmının ortaya çıkması, ABD ve İran arasındaki yoğun diplomasi trafiğiyle aynı günlere denk geliyor.
İran, Hürmüz Boğazı’nı yedi gün içinde yeniden açmayı içeren bir öneriyi aracılar üzerinden Washington’a iletiyor. Karşılığında Amerikan deniz ablukasının kaldırılmasını, dondurulmuş varlıklarına erişimi, petrol yaptırımlarında gevşemeyi ve Lübnan’ı da kapsayan bir ateşkesi istiyor.
Trump ilk öneriyi reddettiğini söylese de, ABD ve İran yetkilileri arabulucularla ayrı ayrı görüşmeyi sürdürüyor.
İKİ ARABULUCU, İKİ MİSYON
Burada Katar ve Umman’ın işlevi, iki tarafın doğrudan görüşmeden pazarlık yapabilmesini sağlamak. İlerleyen aşamalar şimdilik gündem değil.
Katar mesaj trafiğinde öne çıkarken, Umman da bölgesel temasların parçası. Görüşmelerin kapsamı yalnızca çatışmayı durdurmaya yönelik değil. Aynı zamanda Hürmüz’den gemilerin hangi şartlarda geçeceği, Amerikan ablukası ve yaptırımların nasıl kaldırılacağı, İran’ın nükleer faaliyetlerinin nasıl denetleneceği gibi başlıklar var.
MÜZAKERE KIRILGAN
Peş peşe saydığımız bu başlıklar, müzakere masasını daha güçlü kılmıyor. Aksine daha kırılgan hale getiriyor. Taraflardan biri ilk adımı atıp karşılığını alamamaktan çekiniyor. Uzun süren müzakerelerin böylesi negatif etkileri var çünkü.
Biz bambaşka gündemleri, elbette pek çoğu gündem olmayı sonuna kadar hak ediyor, yanı başımızda devam eden gerilimin böyle bir fotoğrafını sunmak istedim size.