Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nasuhi Güngör Erdoğan'ın hikayesi neden farklı?

        1 Ekim itibarıyla siyaset yeniden hareketlenecek. Meclisin yeni çalışma dönemi kadar, devam eden gündem başlıkları da var. Hoş, yaz aylarında da yoğunluk açısından durum pek farklı değildi.

        Mayıs ayında ortaya çıkan mutlak butlan kararı, CHP’deki hareketlenmeler ve ardından ortaya çıkan bölünme yaz boyunca gündemin ilk sıralarında yer buldu. Bu halkaya Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın CHP’den istifasını da ekleyebiliriz. Birden fazla güç merkezi etrafında bu tartışmaların daha da hızlanacağını söyleyebiliriz.

        ERDOĞAN’I SUÇLAMAK

        Hepsinden ilginç olan, bu süreçlerin hemen tamamında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın belirleyici olduğu ve muhalif alandaki siyaseti de onun şekillendirdiği iddialarıydı. Türkiye, 150 yılı aşan parlamento deneyimi ve güçlü demokratik tecrübesiyle bölgesinde ve İslam dünyasında ender bir örnek. Böyle bir tabloda siyasi muhalefetin bütün hata ve zaaflarını iktidara, daha doğrusu Erdoğan’a yükleyerek tepki vermesi de en hafif ifadesiyle tuhaf.

        REKLAM

        Muhalefetin kendisine sorması gereken doğru soruları üretmeden, anlık ve üzerinde yeterince çalışılmamış hamleler yapması, zaten başlı başına bir zaaf alanı. Siyasi mücadeleyi sıradan ve yetersiz hamlelerle kazanmak ise nafile bir beklenti.

        FARK NEREDE?

        Muhalefetin her durumda suçladığı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın farkı tam da burada ortaya çıkıyor. Yıllar yılı yakından takip ettiğim ve özellikle de stratejisine kafa bir parça yorduğum için bazı notlar aktarmak istiyorum sizlere.

        Cumhurbaşkanı Erdoğan, zamanı, ittifakları, gündemi ve mücadele alanını birlikte yöneten ve tüm bunları anlamlı bir bütüne ve yeni hedeflere dönüştüren bir lider. Şikayet edip rakiplerini suçlamak yerine kendi hamlelerini yapmayı tercih ediyor.

        REKLAM

        Buraya bir not. Rakibinizin sizi köşeye sıkıştırdığını ve siyaset alanı bırakmadığını söylemek, üstelik bunu bir siyaset tarzına dönüştürmek, sizi güçsüz kılar ve siyasi iradenizin yetersizliğini gösterir. Muhalefetin, özellikle de ana muhalefetin bunun farkında olmadığını düşünüyorum.

        Üstadın dizelerine atıfta bulunmanın tam yeridir: “Ey düşmanım, sen benim ifadem ve hızımsın /Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın!”

        ŞARTLARI DEĞİŞTİRME İRADESİ

        Tekrar Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın stratejisine dönersek, siyasi hayatı boyunca pek çok örnek üzerinden hamle üstünlüğünü nasıl elinde tuttuğunu görebiliriz. Güçlü olduğu yerde mücadele etmekten sakınmayan, yeterince güç sahibi olmadığı alanları ve aleyhine olan şartları değiştirerek ilerleyen bir yaklaşım.

        REKLAM

        Partisinin ilk seçiminde siyasi yasaklı olan ve listeden çıkarılan bir lider, karşı karşıya kaldığı müesses nizamla mücadelede geri adım atmak bir yana, kararlılıkla üzerine gitmeyi tercih etti. Alışılmış ve sıradan rekabet anlayışını geride bıraktı. Ekonomik krizden çıkması gereken bir ülkeyi güvenli limana taşırken, milletin temsil edilemediği vesayet odaklı siyaseti hedef aldı. Güçlü liderliğiyle, istikrarı ve hak ve özgürlükler çıtasını yüksekte tuttu. Günlük polemikler yerine, yeni bir siyasi merkez oluşturmaktaki kararlılığını ortaya koydu.

        SÜREKLİ VE TUTARLI BİR HİKAYE

        Erdoğan’ın liderliği yalnızca karar alma ve uygulama kapasitesinden ibaret olarak anlaşılamaz. Uzun yıllar boyunca seçmenine, yaşanan olayları birbirine bağlayan bir hikâye sundu. Bunları aktarırken tekrar etmekten ve defalarca vurgulamaktan sakınmadı. Hizmet, istikrar, millî irade, bağımsız hareket edebilme ve Türkiye’nin güçlenmesi. Aynı noktalara kararlılıkla değindi ve seçmenle bağını sürdürdü.

        REKLAM

        Liderlerin kitlelerle kurduğu bağı sağlamlaştıran en önemli iki unsur süreklilik ve tutarlılıktır. Seçmen yerine kitleler dememin nedeni ise şu: İnsanlar tek tek politikalarına itiraz etseler bile, liderin ülkeyi hangi yöne götürmek istediğine dair bir fikre sahip olabilirler. Bu da oy vermeyenler açısından da bir aidiyet zemini oluşturur.

        Bu konunun uluslararası politika, milli güvenlik, savunma ve Türkiye’nin bölgesindeki rolüne dair başlıkları var.

        Devam edeceğim.