Bölgemizde pek çok denge ABD ve İsrail’in İran’a saldırmasıyla birlikte alt üst oldu. Halihazırda yeni bir dengenin oluşup oluşmayacağına dair belirsizlikler devam ediyor.
Savaşın özellikle enerji alanında ortaya çıkardığı krizler, bölgesel dengelerin geleceğine dair belirsizliği besleyen en önemli dinamik. İran’ın savaşın ilk günlerinden itibaren stratejik bir kart olarak öne çıkardığı Hürmüz Boğazı, bu sorunların adeta kesişme noktası.
HÜRMÜZ’DEKİ BİLEK GÜREŞİ
Hürmüz, savaşın iki ana aktörü tarafından tüm dünyayı yoran, yaralayan ve zarara uğratan bir bilek güreşine dönüşmüş durumda.
Coğrafya, stratejik açıdan üzerinde bulunan devletlere sadece imkan ve kapasite sağlamaz. Aynı zamanda bunu nasıl değerlendireceği konusunda bir ölçü ve denge sağlaması noktasında sorumluluk yükler. Her ülke sahip olduğu coğrafi üstünlük ve avantajları kendi güvenliği, geleceği ve varoluşu için kullanır. Bu bir başka ifadeyle caydırıcılık unsurudur.
AŞIRI GÜÇ KULLANIMI
Ancak bu gücün kullanımında denge unsuru gözetilmezse iki sonuç ortaya çıkabilir. Birincisi ona sahip olan ülkenin zararına sonuçlar üretmeye başlar. İkincisi, bu gücü üzerinde kullandığı ülkenin daha farklı arayışlarla hamle üstünlüğünü elde etmesine yol açar.
İLK AŞAMADA AVANTAJ SAĞLADI
İran’ın Hürmüz kartını kullanma tarzı ve üzerine inşa ettiği politikalar, ilk aşamada kendisi için önemli avantajlar doğurdu.
Boğaz üzerindeki nüfuz kapasitesi, askeri ve ekonomik anlamda kendisine üstünlük sağladığı gibi, kendisine saldıran tarafın da hesaplarını bozdu. Küresel enerji akışını alt üst etti. Dahası sadece rakiplerini değil, Körfez ülkelerini, onlarla enerji bağı anlamında Asya’daki güçleri, Avrupa’daki pek çok ülkeyi, deniz taşımacılığının mevcut dengelerini, hata küresel ölçekte sigorta şirketlerini etkiledi.
ABD’NİN ISRARI
Gerçekten jeopolitik kavramı etrafında üzerine tezler yazılacak bir süreç çıktı karşımıza. Ancak devamında ABD’nin kilit haline gelen Hürmüz konusundaki ısrar ve kararlılığı, kendisinden başka ülkelerin uğradığı zararları dikkate almayan yaklaşımları meseleyi çok farklı zeminlere taşımaya başladı.
İran’ı savaş sürecinde haklı bulan, hatta destekleyen ülkeler bile Hürmüz konusundaki aşırı güç kullanımı ve uğradıkları zararlar üzerinden yeni yollar aramaya ve ittifaklar kurmaya yöneldiler.
İRAN ZARAR GÖRMEYE BAŞLADI
Kaldı ki meselenin belki de en önemli noktası, İran’ın kendisinin de bu süreçten ciddi zararlar görmeye başlaması. Elinizdeki bir güç unsuru, kapasitesi ne kadar olursa olsun sürdürülebilir sitesi sonuçlar üretemez. Galibiyetin garantisi olamaz.
Baskı için kullandığınız aracın/güç unsurunun zarar verme kapasitesi ile karşı tarafın iradesini değiştirme gücü birbirinden farklıdır. İran bu anlamda elde ettiği üstünlüğü taşımakta giderek zorlanıyor.
İran, enerji akışlarını ve fiyatları etkileyebildi, sarsıntılar oluşturdu. Fakat ortaya çıkan kriz, Tahran’ın siyasi hedeflerini beklediği ölçüde gerçekleştirmedi. Üstelik boğazdaki uzun süreli kesinti İran’ın kendi petrol ihracatını, ticaret yollarını ve Çin’le ilişkilerini de olumsuz etkiledi. Şunu tespit edebiliriz.
Bir baskı aracı, sahibine de zarar vermeye başladığında stratejik faydası tartışmalı hale gelir.
ENERJİ MODELLERİ DEĞİŞİYOR
Bu tablo Türkiye’nin merkezinde olduğu coğrafyada pek çok gelişmeyi tetikliyor. Enerji güvenliği ve akışına dair modelleri değiştiriyor. Ucuz ve kısa güzergah aramanın yerini alternatif olabilecek seçenekler alıyor. Türkiye açısından meselenin gidişatına bir sonraki yazıda değinelim.