Kuşkusuz ortaya çıkan tablo ABD Başkanı Donald Trump açısından ağır bir yenilgi. Ara seçimlerdeki bu kayba dair her tartışma, istesek de istemesek de dünyanın geleceğini ilgilendiriyor. Söz konusu ülke, küresel sistemin pek çok açıdan merkezi. Üstelik uzun zamandır sancılı ve nereye verileceği belli olmayan bir değişim yaşıyor.
Trump’ın ikinci dönemi itibarıyla başlattığı hamleler, kelimenin tam anlamıyla göz koyduğu ülke, toprak ve kaynaklar olarak da ifade edilebilir. Kanada, Grönland, Panama Kanalı ve fiilen müdahale ettiği Venezuella. İsrail’le kol kola girerek saldırdığı İran. Bu saldırıyla birlikte ortaya çıkan Hürmüz’den Bab-ül Mendeb’e kadar uzanan tıkanma ve krizler. Fırlayıp giden petrol fiyatları, enerji krizleri.
İRAN’A SALDIRI ETKİLİ OLDU
Mevcut seçim yenilgisinde İran’a yönelik saldırının ve ortaya çıkan sonuçsuzluğun, kayıpların ve “itibar” kaybının büyük rolü olduğu çok açık. Ülkesini büyük yapma iddiasıyla seçilen bir başkanın, özellikle gelir dağılımındaki tablo yüzünden fatura ödediği de bir başka gerçek.
Trump, Avrupa’daki müttefiklerine “Elinizi taşın altına sokun, sorumluluk alın ve savunmanıza gerçek anlamda kaynak ayırın” mesajı verdiği günden itibaren özellikle Kıta Avrupa’sında istikrarsızlık sinyalleri ortaya çıktı. Kuşkusuz kıtanın kendi zaaflarıyla da birleşince sokaklar yangın yerine döndü.
DOĞUDAN ÇEKİL, BATIYA YÖNEL POLİTİKASI
Türkiye’nin merkezinde bulunduğu coğrafyadan çekilme kararı ise, İran savaşıyla birlikte çelişkiler yumağına dönse de, ABD’nin başta Irak olmak üzere belli alanlardaki askeri güçlerini çekme kararı farklı dengeler oluşturmaya başladı. Bu dengeler ve elbette belirsizlikler doğrudan Türkiye’yi ilgilendiriyor.
Neticede ikinci dönemin ilk yılları, Batı yarımküre ile ilgilenip, Doğu’dan çekilme iddiasının istikrar bir yana, özellikle Venezuella’yı işgal girişimiyle birlikte yeni kaoslara neden oldu. Trump’ın büyük ve yeni bir düzen yaratma iddiası; kural tanımazlık ve uluslararası hukukun ayak bağı olduğunun ilanıyla “yeni düzensizlik” haline geldi.
TRUMP NASIL HAREKET EDECEK?
Saldırganlık, işgal, rejim devirme, kaynaklara el koyma iddialarının zaman içinde yeni bir sistemin zemini olacağına dair tezler, ara seçimde ortaya çıkan bu tabloyla geride mi kaldı? Bu sorunun cevabı birden fazla yerde aranabilir.
Trump’ın büyük ölçüde gücünün sınırlandığı dönemde nasıl hareket edeceği önemli. İlk verdiği mesajlarda belli düzeyde bir uzlaşma sinyali olsa da, bunun ekonomi ve bütçe başlıklarıyla sınırlı olacağını bekleyenlerin sayısı az değil. Dış politikada ise başlattığı hamleleri devam ettirme arayışında olmasını bekleyenler de. Kuşkusuz gücünü sınırlayan unsurlar, sistemin ana dinamikleri. Dolayısıyla Kongre’nin buna ne kadar izin vereceği de hayli kuşkulu.
Başkanın diplomasi ve askeri operasyonlarda geniş yetkileri bulunsa da savaşın finansmanı, yaptırımların kaldırılması ve uzun vadeli uluslararası taahhütler, artık daha yakın Kongre’yle çalışmak zorunda olduğu başlıklar. Artık mesafeyi ve sınırları belirleme gücünü büyük ölçüde yitirmiş durumda.
TÜRKİYE AÇISINDAN NE İFADE EDİYOR?
Bizim açımızdan asıl soru ve stratejik başlık ise şu: Trump'ın zayıflaması Amerika'nın Orta Doğu'dan çekilmesini mi hızlandıracak, yoksa tekrar bölgede Amerika’nın varlığını ve müdahale gücünü artıracak mı?
Bu sorunun cevabı, merkezinde bulunduğumuz coğrafyada şekillenmeye başlayan dengeleri doğrudan etkileyecek. Bunların her birinde gayet açık biçimde çıkarlarımız ve fırsat alanlarımız var. Aynı zamanda da risk alanları.
Türkiye, bu yeni dönemde ABD’nin tercihlerinin iniş çıkışlarına göre değil, kendi bölgesel güvenlik yaklaşımını ve mimarisini güçlendirmek durumda. Washington, bölgedeki yükünü (askeri, siyasi, diplomatik) azaltmak istiyorsa Türkiye gibi aktörlere her zaman ihtiyaç duyacaktır.
Bu bizim açımızdan baktığımızda, bölge politikalarını etkileyecek düzeyde bir kapasite ve nüfuz gerektiriyor. Zorlukları olan, belirsizliği bol, ama aynı zamanda yönetebildiğimiz takdirde ciddi fırsatlara açık bir dönemin eşiğindeyiz.
Türkiye üzerinden devam etmek üzere şimdilik bu kadar.