Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nihal Bengisu Karaca Halep'in ortasına kanton barikatı kurmak...
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Suriye denilince zihnimizde beliren o kadim, tozlu ama mağrur siluet, bugünlerde yine bir varoluş sancısıyla sarsılıyor. Halep; sadece taşın ve mimarinin değil, iç içe geçmiş kimliklerin, Arapça duaların, Türkçe türkülerin ve Kürtçe ağıtların birbirine karıştığı o muazzam Ortadoğu şehri.

        Fakat bugün bu mozaiğin parçaları, Paris’in diplomatik koridorlarından Şeyh Maksud’un dar sokaklarına uzanan bir "egemenlik" sınavından geçiyor.

        Şehrin ruhu kolektif bir nefes beklerken, birileri kalkıp o ruhun tam ortasına inat duvarları örüyor.

        Geldiğimiz nokta, bir siyasal zihniyetin sahadaki sert kayalara çarpışı.

        SDG/YPG, Halep’in kuzeyindeki Şeyh Maksud ve Eşrefiye mahallelerinde yıllardır sürdürdüğü fiili özerkliği, Esad sonrası Şam’da kurulan yeni geçiş yönetimiyle yapacağı pazarlıkta en kıymetli "koz" olarak masaya sürmek istedi. Ancak Ocak 2026 itibarıyla görüyoruz ki; Halep’i Fırat’ın doğusundaki kazanımların bir kaldıracı yapma stratejisi, artık son kullanma tarihini doldurmuş durumda.

        “Entegrasyon" sözü verip, "İmtiyazlı Adacıklar” peşine düşmek?

        Sürecin neden tıkandığını anlamak için SDG’nin o meşhur "entegrasyon" okumasına bakmak lazım. Mart 2025’te imzalanan mutabakatla SDG, merkezi hükümet kurumlarına eklemlenmeyi kabul etmişti. Fakat meğer, bu kabul bir "bütünleşme" değil, kendi yerel asayişini ve askeri yapısını koruyan "federal" bir zırh kuşanma beklentisiymiş.

        Geçtiğimiz günlerde Paris’te gerçekleşen ve Hakan Fidan’ın da çözümün ana paydaşı olarak ağırlığını koyduğu toplantıdan yükselen ses netti: "Ağır silahlardan arındırılmış, sivil idareye devredilmiş tek bir Suriye."

        Şam’daki Ahmed el-Şara liderliğindeki geçiş hükümeti, Paris’teki mutabakatın rüzgarıyla Halep gibi bir metropolün kalbinde devlet otoritesini parçalı hale getiren formüllere doğal olarak "hayır" dedi.

        Şam yönetimi haklı olarak "tek devlet, tek ordu" ilkesini savunurken; SDG, 10 Mart ve 1 Nisan anlaşmalarının aksine, bu mahalleleri Fırat’ın doğusundaki varlığını garanti altına alacak birer "rehine" gibi tutmaya çalıştı.

        Hep aynı maksimalizm

        Kürt siyasi koridorlarında yankılanan cümlelerin satır aralarını okuduğumuzda, karşımıza çıkan manzara hep bir "maksimalizm" beyanıdır.

        Bu mantığın süzgeçten geçmiş hali aslında şudur: "Kürtlerin yoğun olduğu yerleri biz yöneteceğiz, Kürtlerin olmadığı yerleri ise beraber yöneteceğiz."

        Bu formül, eşit vatandaşlık değil, asimetrik bir "etnik imtiyaz" tasarımıdır. Kimse kusura bakmasın; Suriye’nin bütününde azınlık olan bir grubun, ülkenin en stratejik şehir merkezlerinde "burası benim kırmızı çizgim, buraya kimse giremez" demesi, ne uluslararası meşruiyete ne de yeni Suriye’nin bir arada yaşama iradesine sığar.

        Bu yaklaşım, sadece Şam ile barışmayı zorlaştırmıyor, aynı zamanda bölgede filizlenmeye çalışan o hassas "terörsüzleşme" umutlarının da üzerine gölge düşürüyor.

        Meşru Hedef ve Realite Check

        8 Ocak 2026’da Şam yönetiminin sabrı taşmış görünüyor.

        SDG’nin mahalleleri boşaltıp güvenliği sivil polise devretmemesi üzerine bu bölgeler "meşru askeri hedef" ilan edildi.

        Suriye ordusunun başlattığı kuşatma ve operasyonlar, aslında SDG’nin "pazarlık kartı" stratejisinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Türkiye destekli unsurların da SDG’nin şehirde herhangi bir varlık göstermesine duyduğu tepkisellik Şam’ın elini daha da güçlendirdi. Ankara ise burada hem insani koridoru kollayan hem de Suriye’nin bir "kantonlar federasyonu"na bölünmesini engelleyen rasyonel bir denge kuruyor.

        Sonuç Yerine...

        Adalet, sadece kendi hakkını istemek değil, başkasının hakkının başladığı yeri görebilmektir. Halep, bir kanton deneyi için çok büyük, bir ayrışma projesi için ise çok yorgundur.

        Eğer Kürt siyaseti Suriye’nin asli bir unsuru olarak huzur bulmak istiyorsa, Paris’in ve Şam’ın sunduğu o sivil entegrasyon kapısından geçmek zorundadır. Aksi takdirde, mahalle aralarına çekilen o kanton barikatları sadece o mahalleleri değil, bir halkın gelecekteki huzurunu da kuşatacaktır.

        Halep bize şunu bir kez daha hatırlatıyor: Demografik gerçekleri yok sayan hiçbir "koz", on bir yıllık iç savaşın ardından merkezini tahkim etme konusunda hassas olan bir yönetime dayanamaz.