12 Eylül mültecisi bir ailenin kızı. Annesi darbe gecesi hamileydi; sendikacı anne-baba aynı trende ayrı kompartımanlara binip Türkiye’den çıktı. Münih’te iltica beklerken üç kişi tek odada yaşadı.
Elif Eralp 1981’de orada doğdu.
Aile Dortmund’dan sonraHamburg’a yerleşti. Elif, hukuk okudu, sığınma dosyalarının içinde büyüdü, sonra Berlin-Kreuzberg’de kiralık bir evde, iki çocuklu bir hayatın içinde siyaset yaptı.
Sandık onu birinci çıkardı ama Rotes Rathaus (Berlin’in Kırmızı Belediye Sarayı) hâlâ boş.
Pazar gecesi Die Linke (Sol Parti) yüzde 25,7 ile sandıktan birinci çıktı; SPD ve Yeşiller masaya şartlarla oturacak. Zentralrat der Juden (Almanya Yahudiler Merkez Konseyi) Başkanı Josef Schuster daha şimdiden “bu partiyle belediyeye girmeyin” dedi, İsrail’in Berlin Büyükelçisi Ron Prosor da aynı endişeyi dile getirdi. Yani Eralp’in zaferi aritmetikle sabit ama iktidar hâlâ pazarlık masasında.
SIĞINDIĞI ÜLKENİN TABULARINA DİL UZATAN GÖÇMEN
Klasik göçmen öyküsünde çocuklar geldikleri ülkenin izini silikleştirir, gittikleri yerin tabusuna yaklaşmaz, sisteme yaslanır. Eralp’i özel yapan bunun tersini yapması. “Aman kimseyi ürkütmeyelim” koridoruna girmedi o. Netanyahu’nun uluslararası hukuk önünde hesap vermesini savundu; Gazze’deki yıkım karşısında Alman siyasetinin sessizliğini, Berlin polisinin Filistin gösterilerine müdahalesini sert biçimde gündeme getirdi.
CDU’lu Kai Wegner’i, yakınlarını kaybeden insanlara bir kez olsun empati göstermemekle suçladı.
En sert sözlerinin bir kısmı ailesinin geldiği ülkeyle değil, yaşadığı ülkenin kendi tarihiyle ilgiliydi.
Oysa göçmen çocuklarından beklenen çoğu zaman uyumdur. Elif Eralp’intercihi Almanya’nın konuşmak istemediği başlığı masaya geri koymak oldu. Bu mühim ve değerli.
Çünkü ilginç olan aldığı oy kadar, o oyu alırken hangi konularda “susmamayı” tercih ettiği.
Ve bu bizi New York’a, Zohran Mamdani’ye götürüyor. İki şehir aynı değil ama ikisinde de aynı kuşak refleksi var: büyük kent siyasetini evin eşiğine ve kiraya indirmek.
ELİF ERALP’İN KONUT ÇÖZÜMÜ
Berlin tam anlamıyla bir kiracı şehri; ev sahibi oranı yalnızca yüzde 17 civarında. Eski sözleşmesi olan hâlâ nefes alabiliyor, aynı daireye bugün girmeye çalışan öğretmenin, hemşirenin, memurun maaşı ise 17-19 euroluk metrekare bandında kemiriliyor. Konut artık gayrimenkul dosyası değil, şehirde kalabilme meselesi.
Eralp’in cevabı komşunun evine el koymak değil. 2021’de seçmenin yüzde 58’inin desteklediği Deutsche Wohnen & Co. enteignen (Deutsche Wohnen ve benzerlerini kamulaştırın) referandumu, Berlin’de 3.000’den fazla konutu olan şirketleri hedef almıştı; karar yıllardır sürüncemede. Vaat, yaklaşık 220 bin dairenin Anayasa’nın 15. maddesindeki Vergesellschaftung (toplumsallaştırma) yoluyla kâr amacı gütmeyen bir Anstalt des öffentlichen Rechts’e (kamu hukuku kurumuna) aktarılması. Tazminat piyasa değerinin altında hesaplanacak, tahviller kira gelirinden ödenecek.
ALMANYA’DA MERKEZ ERİYOR MU?
CDU yüzde 18,8’de kaldı, AfD yüzde 16,3 aldı, Yeşiller yüzde 14,3’e, SPD yüzde 12,1’e düştü. Aynı Almanya’da Sachsen-Anhalt’ta AfD yüzde 43,8’e, Mecklenburg-Vorpommern’de yüzde 38,2 ile birinci oluyor.
“Uçlar kazandı, merkez eridi” tespiti doğru; “Almanya AfD oldu” ya da “Almanya Elif oldu” demek ise aynı ölçüde hatalı. Bir tarafta Doğu’da kimlik üzerinden büyüyen aşırı sağ, diğer tarafta Berlin gibi kozmopolit bir kiracı kentinde barınma hakkını, sınıf siyasetini ve Filistin meselesini aynı çerçevede tutmaya çalışan bir sol. Merkez bu iki basınç altında küçülüyor.
Seçim kazanıldı; şehir henüz kazanılmış değil. Koalisyonun nereye varacağı, kamulaştırma yasasının Karlsruhe’de nasıl duracağı, Filistin çizgisinin pazarlığa nasıl yansıyacağı asıl hikâye orada başlıyor. Fakat şimdiden görünen bir şey var. Berlinliler sandıkta yalnızca bir parti seçmediler; kendilerini dışarı iten kiralara ve konuşmaktan korkan resmi dile de cevap verdiler. O cevabın yüzlerinden biri Elif Eralp oldu. Tek odalı sığınma evinden yüzde 25,7’lik bir oya uzanan bu hikâyede kira da var, Gazze de, göçmenlik de, sınıf siyaseti de, karşı kıyıda yükselen AfD de. Onu izlemenin ve başarısıyla gururlanmanın nedeni bu.