Terörsüz Türkiye sürecinde önemli bir eşik daha aşıldı. Meclis’e sunulan “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”, AK Parti, MHP, CHP, DEM Parti, HÜDA PAR ve Yeni Yol Grubu'ndan yaklaşık 360 milletvekilinin imzasını taşıyor.
Önce kısa bir özet: Teklif, belirli şartlar altında hem devam eden yargılamalar hem de kesinleşmiş cezalar bakımından erteleme mekanizması getiriyor. Ancak kasten öldürme ile 2005 öncesinde müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanları kapsam dışında bırakıyor.
Yürürlüğe girmesi ise tek bir siyasi iradenin beyanına değil, MGK’nın PKK/KCK ile bağlantılı bütün yapıların kendini feshettiğini ve silahların tamamen bırakıldığını tespit ve teyit etmesine bağlanıyor.
Dolayısıyla ortada bir af değil; belirli şartlara bağlanmış bir hukuki ve siyasi tasarım var.
TEKLİFİN EN DİKKAT ÇEKEN YANI İÇİNDE YER ALMAYANLAR
Öcalan’a herhangi bir statü tanınmıyor. Bir koordinasyon rolü verilmiyor. Bir dönem siyasi tartışmaların merkezine oturan pek çok ihtimal, metnin dışında bırakılmış durumda. Bu yüzden radikal Kürt milliyetçisi çevrelerden sert itirazlar da geldi. Buna rağmen ne DEM Parti ne de Öcalan bu itirazların baskısıyla geri adım attı. “Barışın azı da çoğu da iyidir” dediler.
Bu tavır, siyasetin uzun zamandır yanaşmadığı sade ve güçlü bir duruş içeriyor.
Bu süreçte belki de en dikkat çekici değerlendirme Meclis sıralarından değil, cezaevinden geldi.
HÜCREDEN GELEN DESTEĞİN ANLAMI
Tutuklu Şişli Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan, sürecin eksiklerini de kaygı verici yanlarını da işaret etti; hatta Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu demokratikleşmenin gerisinde kaldığını söyledi. Buna rağmen, açılan kapının yeniden kapanmaması gerektiğini savundu. Kendi mağduriyetini, memleket meselesinin gerisine koydu. Türkiye’de siyasetin en çok ihtiyaç duyduğu olgunluk belki de tam olarak budur.
Yeni Parti ise teklife imza vermedi.
Buradan hareketle bu partiyi barış karşıtı ilan etmek haksızlık olur. Fakat tabanından fazla çekindiğini söylemek yersiz olmaz. Zira parti tabanının önemli bir bölümünün bu sürece mesafeyle yaklaştığı inkâr edilemez.
Çünkü itirazın önemli bir kısmı metne değil, metni getiren siyasi iradeye yöneliyor.
Çünkü Türkiye’de uzun zamandır kanunlar yalnızca içerikleriyle okunmuyor; onları kimin çıkardığı da hükmün bir parçası sayılıyor.
Bunun her durumda doğru bir tutum olmadığı aşikar ama anlaşılmaz değil.
“Anlaşılmaz değil” çünkü bu refleksin neden ortaya çıktığı sorusunun cevabı belli. Güven de güvensizlik de sonuçta bir günde oluşmuyor; ikisi de uzun siyasi tecrübelerin tortusuyla birikiyor.
Siyasette bazen doğru adımların önündeki en büyük engel, adımın kendisi değil; adımı atanın bagajdır.
Ne var ki siyaset, yalnızca geçmişin muhasebesiyle yapılamaz. Yapılırsa haklı bir güvensizlik zamanla otomatik bir reddiyeye dönüşür. O noktadan sonra artık metinler okunmaz, imzalar içeriğin önüne geçer; maddeler tartışılmaz, niyetler tartışılır. Siyaset ise fikirlerin değil reflekslerin alanına dönüşür, siyaset siyasetsizleşir.
Dolayısıyla bu imza verme isteksizliğinin doğru olmadığı da, yukarıda dediğim gibi “aşikâr”…
OTOMATİKLEŞMİŞ REFLEKSLER TAKTİK HATA DOĞURUR
Türkiye’nin kırk yılına mal olmuş bir terör meselesi söz konusuysa, bu reflekslerin üzerine çıkabilmek zorundayız.
İyi, hayırlı sonuçlar üretebilecek tekliflere hemen itiraz etmenin sadece vicdani yükü yok. Bu,aynı zamanda taktik bir hata.
Neden mi?
Yeni Parti açısından asıl risk, bu yasaya imza atmamış olmak değil. Asıl risk, güvensizliğin zamanla otomatik bir siyasal pozisyona dönüşmesi. Çünkü siyaset, yalnızca itiraz ederek değil; gerektiğinde risk alarak, gerektiğinde masada kalarak yapılır.
Siyaset sadece haklı olmak değil, oyunda kalabilme sanatıdır.
Siyasette bazen en büyük yenilgi, yanlış hamle yapmaktan ziyade hamle yapma imkânını bütünüyle kaybetmektir.
İktidara tepki göstermek siyasetin parçası. Kızgın olmak da doğal. Ama öfkenin yönü değişip kendi barış ihtimalini de hedef almaya başladığında, rakibinden önce kendi geleceğine ateş etmiş olursun.
Umarım Yeni Parti ismine yaraşır bir yol seçer ve kendisine ateş etme noktasına gelmez.