Özgür Özel dün CHP Grup Başkanlığı kürsüsüne son kez çıktı ve şunu söyledi: “Her son bir başlangıçtır.” Kürsüde bunu genişletti: “Bu kürsüye her zamankinden farklı duygularla, belki de vakti gelmiş bir vedanın hüznünü taşıyarak çıktım.”
Sonra, tam da bir kopuşun nasıl meşrulaştırılacağını bilen bir siyasetçinin refleksiyle ekledi: “Biz binayı terk ettik ancak çıkarken mirası aldık.”
Cümle, hukuki bir mülkiyet iddiası değil ama sembolik bir el koyma. CHP’nin isim ve tüzel kişiliğini geride bırakırken, “CHP’lilik” denilen o anlatıyı yanında taşıdığını ilan ediyor.
Konuşmanın en sert bölümü hesaplaşma vurgusuydu. “Bugüne kadarki tutumlarınızdan, duruşlarımızdan birileri gelir geçer, unutulur, yapanın yaptığı yanına kâr kalır diye kimse düşünmesin” dedi Özel, ardından: “Zalimi zalim, mazlumu mazlum olarak, sinip kaçanı korkak, sorumluluk alanı birer kahraman olarak, dost olanı dost, olmayanı bugünlerdeki tutumunu unutmayarak anacağız. Tarih herkesi bugünlerde nasıl duruyorsa öyle yazacak.” Bu, bir muhasebe defterinin açılış cümlesiydi ve aslına bakarsanız gerekli değildi. Seçim zamanı geldiğinde susanlar/sessiz kalanlar oy vermesin demeyecekseniz böyle hesaplaşma vurgularına girişmek anlamlı değil.
KAÇ VEKİL GEÇECEK HESABINDA KRİTİK EŞİKLER
12 Temmuz’da, mahkemenin “mutlak butlan” kararına karşı 135 CHP milletvekilinden 111’i ortak bildiriye imza atmıştı. Ama bir kurultay çağrısına imza atmakla partiyi fiilen terk etmek aynı iki eylem değil; özellikle CHP gibi, devletle, Cumhuriyet’le özdeşleşmiş, Zygmunt Bauman’ın tabiriyle “katı kimlik” taşıyan bir yapıda.
CHP’lilik hesap makinesiyle değil, aile sofrasında öğrenilir; imza atmak bedelsizdir, sofrayı terk etmek bedellidir.
Bu yüzden dün grup toplantısına eşlik eden 83 milletvekilinin (bazı kaynaklarda 82) 111’in tamamı olmaması anlaşılabilir bir durum.
Asıl çarpıcı olan, bu rakamın kendisinin mecliste yaratacağı iki eşikli tablo.
Şu an CHP 135, DEM Parti 56, İYİ Parti 29, Yeni Yol 20 sandalyeye sahip. Eğer yeni oluşuma 68 milletvekili geçerse, geride kalan CHP 135-68=67’ye düşer. Yeni Parti (68) bu rakamı bir farkla geçer ve CHP, AKP’nin (277) ardından mecliste ikinci büyük parti olmaktan çıkıp üçüncü partiye geriler.
Eğer geçiş 80‘e ulaşırsa, geride kalan CHP 135-80=55’e düşer;bu kez DEM Parti’nin (56) bile gerisinde kalarak dördüncü parti konumuna iner. 83 rakamı gerçekleşirse (135-83=52), CHP zaten bu ikinci eşiğin de altında kalmış olacak. Yani 68 ile 80 arasındaki her ek milletvekili, CHP’yi meclis hiyerarşisinde bir basamak daha aşağı itiyor.Bu salt sembolik değil, doğrudan ölçülebilir bir güç kaybı.
83 vekil gerçekten resmi kuruluş dilekçesinde teyit edilirse, bu Özel için gerçek bir başarı olur -20’lik grup kurma eşiğinin dört katından fazlası- , hem de tek bir kopuşta. Türk siyasi tarihinde bu büyüklükte bir parti içi ayrışmanın aynı anda hem sayısal hem söylemsel bütünlüğünü koruyarak gerçekleşmesi nadirdir.
Sonuç olarak: Özel’in kürsüden inişi bir yenilgi sahnesi değil. Sayısal bir zemine oturuyor. Asıl soru, bu 83’ün resmi kuruluş dilekçesinde aynı bütünlükle yeniden ortaya çıkıp çıkmayacağı ve “tarih herkesi bugünlerde nasıl duruyorsa öyle yazacak” sözünün, o ilk seçim sandığında kimin lehine döneceği.