Bugün yaşanan krizde tarafların birbirine yönelttiği suçlamaların önemli bir kısmında gerçek payı var. Ancak CHP’nin içine sürüklendiği tabloyu yalnızca bir tarafın hatalarıyla açıklamak mümkün değil.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumartesi günkü konuşmasında yaptığı özeleştiri bu nedenle önemlidir. Kirli siyaset için çeşitli denklemler kurulduğunu zamanında fark edemediğini söylemesi ve bu konuda helallik istemesi, geç de olsa yapılmış bir muhasebedir. Özeleştiri her koşulda değerlidir. Ancak aynı özeleştiri, beraberinde başka soruları da getiriyor.
KILIÇDAROĞLU BOYUTU
Kılıçdaroğlu’nun en güçlü yanı olan bürokratik geçmişi, aynı zamanda en büyük zayıflığına dönüştü. Devlet kurumlarında çatışmalar çoğu zaman zamana bırakılarak çözülür. Parti siyaseti ise farklı işler. CHP içinde yıllar boyunca biriken delegelik ağları, yerel güç odakları ve kişisel sadakat ilişkileri kontrol altında görünse de gerçekte çözülmedi. Parti içinde küçük güç merkezleri oluşurken örgüt giderek ikinci plana itildi. 2023 kurultayında ortaya çıkan tablo da bir gecede yaşanan bir ihanet hikâyesinden çok, yıllarca ertelenen hesaplaşmaların sonucuydu.
Kurultay sonrasında ise Kılıçdaroğlu’nun en büyük hatalarından biri kurgulamaya çalıştığı yeni profilde boşluklar bırakması oldu.
Kaybedilen kurultayın ardından net bir pozisyon alabilirdi. Aylar sonra söylediği “sırtımdan hançerlendim” sözü bir yüzleşmenin başlangıcı olabilirdi. Ancak devamı gelmedi. İddialar o gün açık biçimde paylaşılmış olsaydı, daha sonra yapılan “partimi yıpratmamak için sustum” açıklaması açığa düşmezdi. Çünkü sürecin yargıya taşınması ve mutlak butlan tartışmalarına kadar uzanması ‘partiyi yıpratmama’ gerekçesini hükümsüz bıraktı.
Yerel seçimlerden sonra yaşananlar da ayrı bir çelişki yarattı. 2024 seçim başarısının tamamını Özgür Özel’e yazmak ne kadar yanlışsa, yeni yönetimin hiçbir payı olmadığını söylemek de o kadar yanlıştır. Ancak seçim sonrasında Özel’in Beştepe ile yürüttüğü ‘normalleşme’ temasları gündemdeyken Kılıçdaroğlu’nun “Bu düzenin kurucusuyla müzakere edilmez, mücadele edilir” çıkışı ile bugün ortaya çıkan tabloyu izah etmek zor. Kılıçdaroğlu’nun bugünkü çizgisi o dönemde savunduğu çizgiyle gerilim yaratıyor.
Kılıçdaroğlu, kurultay sonrasından bugüne kadar Özgür Özel ile sonuç üretebilecek etkili bir diyalog zemini kurmayı gerçekten isteseydi partinin ayrışma sürecine girişi engellenebilirdi.
Bugün ise kaybettiği kurultayın ardından partiye bir kurtarıcı olarak dönmeye çalışıyor. Ancak bu dönüş, geniş kitlelerin çağrısıyla değil; mahkeme kararları ve devlet gücünün gölgesinde gerçekleşiyor görüntüsü veriyor. Bu durumun CHP seçmeninde yarattığı rahatsızlığı görmezden gelmek mümkün değil.
VE ÖZGÜR ÖZEL…
Özgür Özel cephesinde de ciddi hatalar bulunuyor.
Kılıçdaroğlu’nun “sırtımdaki hançerler” ifadesinde kastettiği isimlerden biri olarak en çok onun adı anılıyor. Siyasete Kılıçdaroğlu’nun yanında başlayan ve uzun yıllar en yakın çalışma arkadaşlarından biri olan Özel, 2023 öncesinde onun cumhurbaşkanlığı adaylığını en güçlü biçimde savunan isimlerden biriydi. Bu nedenle yaşanan kopuş, siyasi olmaktan çok kişisel bir kırılma etkisi yarattı.
Ancak asıl sorun 2024 yerel seçim başarısında Kılıçdaroğlu’nun 2023 genel seçimleri hazırlığında uyguladığı helalleşme politikasının etkisini inkarla başladı.
Bu reddi miras Ankara’da açılmış ve yeni yönetimden şikayet edenlerin doldurduğu ofiste büyüyen kırılmayı derinleştirdi.
Kılıçdaroğlu kurultayı kaybettiğinden beri eski genel başkanı hedef alan sert bir sosyal medya dili oluştu. Zaman zaman “iyi bayramlar” mesajına kadar uzanan linç kampanyaları yürütüldü. Bu dilin tamamını parti yönetimine mal etmek doğru olmaz. Ancak yeni yönetim isteseydi bu atmosferi yumuşatabilecek araçlara sahipti. Yapmadı.
Özgür Özel’in siyasette sevilen tarafı samimiyeti ve doğallığı oldu. Ancak siyaset bazen yalnızca samimiyetle yönetilemiyor. Özellikle kritik dönemlerde duygusal reflekslerin kurumsal aklın önüne geçmesi yönetilebilirlik sorunu yaratabiliyor. Parti adına konuşanlara da yansıyor çünkü.
Bu noktada Ali Mahir Başarır’ın “Devlet Bahçeli açıklamalı, biz o komisyona neden milletvekili verdik” sözlerini örnek vermek gerekir.
Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin bu çıkış, yalnızca bir eleştiri değil, aynı zamanda parti içindeki yön duygusuna dair soru işaretlerini büyüten bir işaretti. Bu tür açıklamalar, CHP’nin neyi neden savunduğuna ilişkin şüpheleri arttırdı.
“MÜESSES NİZAM”
Bütün bunların ötesinde daha temel bir mesele var. CHP tarihsel olarak devleti, yani müesses nizamı hep yanında hissetmiş ve ona göre konumlanmış olma alışkanlığına sahip bir siyasi gelenektir.
Müesses nizama muhalefet etmek bugün birçok genç seçmen için meşru görülebilir. Ancak CHP’nin önemli bir bölümü kendisini devlet karşıtı değil bir konumda pozisyonlamaya ne kadar yatkındır?
“Ben devletle savaşmak istesem gider DEM’de siyaset yaparım, neden CHP’de olayım?” diye düşünen partililer dürüst bir ankette çok yüksek çıkardı.
Bu nedenle Özgür Özel’in önündeki temel soru şu: CHP, gerçek muhalefetin müesses nizama karşı çıkarak yapılması gerektiği konusunda hem fikir olabilir mi? Yoksa CHP kurumsal kimliğinin tarihselliği dönüp dolaşıp değiştirmeyi değil müesses nizamın başına geçmeyi mi talep eder?
Bu ikisi arasında önemli bir fark var.
Cumartesi günü toplanan kalabalık etkileyiciydi. Ancak o kitlenin ne kadarının CHP’nin kurumsal kimliğiyle uzun vadeli bir bağ kurduğu da ve öfkeleri sönümlendiğinde bahsettiğim ayrımın neresinde durmak isteyecekleri tartışma konusu.
ESAS MESELE
Sonuçta bugün yaşanan krizde tek taraflı bir hata zinciri yok. Kılıçdaroğlu örgütte yıllardır biriken fay hatlarını zamanında okuyamadı; Özgür Özel ise kazandığı zaferin ardından ortaya çıkan güç ve beklenti dalgasını yönetemedi. Partililer birlikte bir çay içemeyecek hale geldi.
2023 seçiminden sonra ülkenin yeni bir evreye geçmesi, ekonomik kriz ve yoğun memnuniyetsizliklere rağmen Erdoğan’ın seçimi yine kazanması, devlet mekanizması içinde güçlü bir psikolojik eşik yarattı. O andan itibaren Türkiye’de muhalefetin sosyolojisi için mesele artık yalnızca “iktidar değişebilir mi?” sorusu değil; “sistem gerçekten iktidar değişimine izin verir mi?” sorusu da oldu.
Bu yüzden bugün oluşan tablo, büyük ölçüde merkezileşmiş bir yürütme düzenine geçiş olarak okunuyor. Devletin ana ekseninin önemli ölçüde Erdoğan etrafında toplandığı hissi de buradan doğuyor. CHP’de yaşanan son krizin ve özellikle Kılıçdaroğlu’na yönelik tepkinin bir yönü bu. Ancak tabandaki öfkenin tek nedeni bu değil. Yukarıda anlatmaya çalıştığımız gibi bugün çatışan aktörlerin kendi tercihleri, kendi hataları ve siyasi hesapları da bu kavganın derinleşmesinde en az içinde bulunulan siyasi iklim kadar belirleyici oldu.