Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nihal Bengisu Karaca ABD başladığı noktaya dönmeyi kutluyor

        Savaşı bitiren her hamleye ‘şükür’ diyecek noktadayız. Ancak küresel diplomasi endüstrisinin"tarihi barış" paketinde o kadar çok göz bağcılığı ve ambalaj gıcırtısı var ki, iki laf etmeden geçmek nâmümkün.

        Donald Trump Twitter’dan büyük harflerle "PETROL AKACAK, DÜNYA KAZANDI!" ilanları verirken, İsviçre’deki imza törenine doğru ilerleyen Mutabakat Zaptı’nın (MoU) satır araları bize bambaşka bir matematik anlatıyor.

        O da şu: Hürmüz’de sıfıra sıfır, elde var Mücteba

        Yaşanan süreç "zafer" değil, "asimetrik fiyasko”….

        “NE KESTİK KOÇ, NE YEDİK HİÇ“

        Pentagon koridorlarında ve Beltway analistleri arasında şu an en çok fısıldanan soru çok basit: "Biz bu savaşa neden girdik?"

        Savaştan önce Hürmüz Boğazı uluslararası ticarete açıktı, petrol varil fiyatı stabil bir bantta seyrediyordu ve küresel tedarik zinciri çalışıyordu. Trump yönetimi, İran’ın belini tamamen kırma ve Ortadoğu’da "rejimi sıfırlama" iddiasıyla düğmeye bastı.

        Günün sonunda masaya konan İslamabad Mutabakatı ise kelimenin tam anlamıyla bir geri vites belgesi.

        Brookings ve Carnegie başta olmak üzere Batılı düşünce kuruluşlarından gelen ilk analizler durumu özetliyor. Aylarca süren bombardımanın ardından elde edilen tek şey, İran’ın uranyumunu 60 gün içinde seyreltme sözü vermesi. Bu söz zaten 2015’teki nükleer anlaşmada (JCPOA) elimizde vardı.

        ABD, Trump’ın iç siyasete satacağı bir 'anlaşma' illüzyonu uğruna, başladığı noktayı başarı diye kutluyor.

        Trump’ın sosyal medyadan "Hürmüz tamamen toll-free (ücretsiz) olacak" diye bağırması ise her an sazan sarmalına dönüşebilir.

        İran Dışişleri Bakanlığı, boğazın egemen haklarına dayanarak geçecek gemilerden "seyir emniyeti ve teknik servis bedeli" adı altında hukuki faturalar kesmeye hazırlanıyor zira.

        Yani boğaz açık ama faturası küresel ekonomiye kesilecek. ABD, Tahran’ın egemenlik haklarını masada tanımak zorunda kaldı.

        TAHRANIN HAYATTA KALMA SANATI: TOST LÜKS, REJİM BÂKİ

        İran tarafındaki manzara, popülist savaş teorilerinin nasıl çöktüğünün canlı kanıtı. Evet; ülkede enflasyon kontrolden çıkmış durumda, yerel para birimi tarihin en dip seviyesinde ve sokaktaki vatandaş için en temel gıda maddeleri bile birer lükse dönüşmüş vaziyette.

        Ancak madalyonun diğer yüzünde, Washington’ın "rejim çökecek" illüzyonunun asıl enkazı duruyor:

        A) Mücteba Hamaney Faktörü: 56 yaşındaki Mücteba Hamaney, Mart ayında Uzmanlar Meclisi tarafından resmen ülkenin 3. Dini Lideri seçildi. Yaralandı, sarsıldı ama hala hayatta….

        B) IRGC’nin Konsolidasyonu: Devrim Muhafızları (IRGC), savaşın yarattığı olağanüstü hal iklimini tepe tepe kullanarak içerideki tüm muhalif damarları kesti ve karaborsa dahil ülkenin elinde kalan tüm ekonomik kaynaklarını kendi tekeline aldı.

        C) İsrail’i çılgına çevirenbüyük çelişki: Anlaşma metninde, İran’ın bölgedeki vekil güçlerini (Hizbullah, Husiler) lağvedeceğine dair tek bir somut madde yok. Varsa da henüz bilmiyoruz.Trump, nükleer başlıklar ve vekil güçler gibi asıl çetrefilli konuları “60 günlük geçiş sürecine” erteledi.

        Neden?

        Çünkü Beyaz Saray’ın karmaşık jeopolitik dosyaları çözecek nefesi kalmadı; petrol vanalarını açıp masadan kaçmak tek öncelikleriydi.

        KAN TABAĞINDA ÇATLAK

        Savaşın asıl kaybedeni, sahneye koyduğu kanlı senaryonun altında kalan Tel Aviv yönetimi.

        Savaş boyunca Washington’ı cepheye sürmek için her türlü manipülasyonu yapan Benjamin Netanyahu’nun, "Bu anlaşma bizi bağlamaz" diyerek Lübnan’ı vurmaya devam etmesi, aslında masada ne kadar dışlandıklarının hırçın bir itirafı.

        Axios ve ABC News’in Pentagon kaynaklarına dayandırdığı sızıntılar, savaşı beraber başlatan iki kan lordunun arasının nasıl açıldığını gösteren muazzam bir mizah barındırıyor. Trump’ın, anlaşmayı geciktiren Netanyahu’ya telefonda "Zerre muhakeme yeteneğin yok, herkes senden nefret ediyor" diyerek galiz küfürler savurması Minab gibi trajedilerle dolu sürecin tek keyifli anı.

        İsrail sağının önde gelen yayın organlarından Ynet’te yer alan şu eleştiri, kendi iç içinde tutarlı da olsa da, neden bu ülkenin ( sadece Netanyahu’nun değil)sevilmesinin mümkün olmadığını çok net ortaya koyuyor:

        “Netanyahu bizi Washington’ın insafına bıraktı. İran rejimi yerli yerinde duruyor, Hizbullah sınırımızda silah tutmaya devam ediyor ve biz müttefikimiz tarafından azarlanarak ortada bırakıldık. Bu savaş ne için yapıldı?"