Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Anasayfa Özel İçerikler Nihal Bengisu Karaca Trump'ın acelesi var ama Netanyahu'nun yok
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Islamabad’da 21 saat geçirdiler. Vance geri döndü, elinde bir anlaşma yoktu. İran’ın dört müzakere edilemez koşulu masada duruyordu: Hürmüz üzerinde tam egemenlik, savaş tazminatı, dondurulmuş varlıkların koşulsuz iadesi, bölgenin tamamında kalıcı ateşkes.

        ABD ağırlıkla şu talebi ileri sürdü: Nükleer silah yok.

        “Bunu henüz görmedik” dedi Vance. “Umarım göreceğiz.”

        Umarım.

        Dünya’nın en güçlü devletinin Dışişleri’ni değil Başkan Yardımcısı’nı müzakereye gönderdiği, o Başkan Yardımcısı’nın da savaşın zaten bittiğini söyleyen bir adamın adına oturduğu masada, “umarım” en dürüst cümleydi. Belki de tek dürüst cümleydi.

        ATEŞKES DEVAM EDİYOR AMA LÜBNAN’DA DEĞİL

        8 Nisan’da ateşkes ilan edildi. Pakistan Başbakanı Şerif “Lübnan dahil her cephede geçerli” dedi. Netanyahu beş dakika sonra “Lübnan dahil değil” dedi. Trump ve Vanceonayladı. Çünkü reddetme şansları yok.

        İsrail o gece Lübnan’a savaşın en ağır bombardımanını başlattı ; on dakikada yüz hedef, iki yüz elli sivil ölümü. Lübnan Sağlık Bakanlığı bu haftaki toplam ölü sayısını iki binin üzerinde açıkladı.

        İran ise Islamabad’a siyah giyerek geldi. Hamaney ile savaşta öldürülen diğerleri için yas tutuyorlardı. Çantalarında öldürülen öğrencilerin ayakkabıları vardı. Tarihin en sembolik en mesaj veren gelişiydi bu. “Biz burada olduğumuzu hatırlatmak için değil, orada ne olduğunu hatırlatmak için geldik”

        Netanyahu ise aynı saatlerde Twitter’daydı. Islamabad’daki müzakereleri sabote etmek için daha iyi bir an olamazdı. Zira koalisyonu savaş ortamında bir arada duruyor. Yolsuzluk davası savaş ortamında askıda kalıyor.. İsrail toplumu yoruldu;reservistlerin şirketleri kapanıyor, orta sınıf vergi artışlarıyla boğuşuyor, GSYİH kişi başına savaş öncesi düzeyine hiç dönemedi.Ben-Gvir ve Smotrich Lübnan’ı bitirmeden durmaya izin vermiyor fakat. Zira

        Netanyahu yorulmadı .

        Bu fark pek çok şeyi açıklıyor.

        ABD NE KAZANDI?

        Peki bu savaşta ABD ne kazandı, ne kaybetti?

        Soruyu sormak bile bir cevap aslında.

        Zenginleştirilmiş uranyumu almak için uçaklar gönderildi. Düşürüldüler.

        Üç yüz milyon dolar, İran dağlarında. Rejim değiştirilecekti,değişmedi. Hamaney öldürüldü, oğlu Mojtaba beş gün içinde yeni lider ilan edildi.

        IRGC hâlâ ayakta, hâlâ Hürmüz’de, hâlâ mayın döşüyor.

        Muhalefet ayaklandırılacaktı, ayaklanmadı. İran sokakları sessiz kaldı. Çünkü yabancı devletin bombaları altında milliyetçilik her zaman rejimi güçlendirir.

        Körfez müttefikleri korunacaktı.

        Korunamadı.

        BAE 537 balistik füze ve iki binden fazla dronla vuruldu. Bahreyn’in hava savunma stoğunun yüzde seksen yedisi tükendi. Katar’ın LNG tesisleri hasar gördü. Kuveyt’te elektrik santralleri hedef alındı.

        SOFT POWER SİZLERE ÖMÜR…

        Bunlar ABD’nin onlarca yıldır güvenlik şemsiyesi altında tuttuğu, petrodolar sisteminin temel ortakları, bölgedeki üslerin ev sahipleri. Ve hiçbirini koruyamadı.

        “Open the Fuckin’ Strait, you crazy bastards.”

        Trump bunu Paskalya sabahı Truth Social’a yazdı. Bir süper gücün dışişleri bu değil. Ama bu kelimelerle yönetilen bir dış politikanın itibar kaybı da ölçülemiyor.

        NATO hava sahasını kapattı, üslerini vermedi. Almanya “bu bizim savaşımız değil” dedi. İngiltere yalnızca savunma amaçlı operasyonlara izin verdi. Fransa, İspanya, İtalya sessiz kaldı, ki bu, NATO tarihinde görülmemiş bir kırılma.

        Soft power.

        Onlarca yıl inşa edildi. Kurumlar, ittifaklar, uluslararası hukuk söylemi, insancıl yardım, kültürel nüfuz… Bunların hepsi bir güvenilirlik birikimiydi. Şimdi o birikim hızla eriyor.

        Hürmüz’den geçmek için artık yuan gerekiyor. IEA bunu “1970’lerden bu yana en büyük enerji arzı kesintisi” olarak tanımladı. Petrodolar sisteminin can damarı İran gümrüğünde bekliyor.

        Ağır bir tablo.

        DONROE DOKTRİNİNE SIĞINACAK

        Ama Trump’ın bu tablodan rahatsız olup olmadığı ayrı bir soru.

        Ve cevabı şaşırtıcı: muhtemelen hayır.

        Çünkü Trump’ın bölgeye dair başka bir hesabı varve bu hesap Orta Doğu’yu merkeze almıyor.

        Kasım 2025 Ulusal Güvenlik Stratejisi’nde ilan edildi: Donroe Doktrini.

        Batı Yarımküresi ABD’nin birincil ilgi alanı. Venezuela işgal edildi, Maduro yakalandı. Grönland gündemde. Kanada sıkıştırılıyor. Panama Kanalı müzakere masasında. Asıl sahne orası.

        Bu çerçevede Orta Doğu bir parantez.

        Açıldı, kapatılması gerekiyor.

        Nasıl kapatıldığı önemli ama mükemmel olması şart değil.

        Yeter ki kapatılsın.

        Yeter ki Islamabad’dan bir şey çıksın, Hürmüz açılsın, petrol fiyatı düşsün, Trump “World’s Most Powerful Reset” diyebilsin ve batı yarımküreye dönsün.

        Netanyahu bunu biliyor.

        Ve bu yüzden müzakereleri sabote ediyor,tam Pakistan’ın en hassas diplomatik sürecini yönettiği saatlerde Twitter’da Erdoğan’a saldırıyor, “kampanya bitmedi, yapacaklarımızvar” diyor.

        Trump’ın acelesi var, Netanyahu’nun yok.

        Bu asimetri şu an bölgenin kaderini belirliyor.

        Islamabad’dan anlaşmasız çıkıldı.

        Lübnan yanıyor.

        Hürmüz fiilen kapalı.

        Barış gelmedi, sadece ara verildi. Her ara, savaşı bitirmek istemeyenlerin lehine geçen zamandır.

        Şu an en çok kim kazanıyor?

        Netanyahu.