Geçtiğimiz günlerde İsrailci pozisyonu ile bilinen ve IKBY’de yaşayan bir Kürt araştırmacı X platformunda İslamcılar arasında İrancılığın şaşırtıcı şekilde yaygın olduğunu ama İran’da hiçbir kesimde ‘Türkiyecilik' diye bir pozisyonun bulunmadığını iddia etti. Son derece kurnazca bir dikkat dağıtma hamlesiydi.
Doğru, insanatın hayvanatın ve nebatatın tümünün Hamaney’e gözyaşı borcu olduğunu düşünen angaje İrancı bir grup var, evet. Onlar daha yakın tarihteki zulümlerine aldırmaksızın hayatını kaybeden tüm rejim erkanının şehit olduğunu iddia ediyorlar.
Ancak onlar toplumun umrunda değil. Buna mukabil aynı toplum bu savaşta İran’ı tutmaktan da geri durmuyor. Kaybedecek bile olsa olabilecek maksimum zararı vererek kaybetmesi için dua ediyor.
İslamcılarla ya da solcularla falan da sınırlı değil bu durum, Türkiye’nin geneli böyle. Milletin tamamı mı İrancı? Ya da Şia sempatizanı?
Hiç değil.
Evvelsi günkü yazımda İran’ın neden makbul bir rejim olmadığını ve bölgede yapıp ettikleriyle sicilini nasıl kabarttığını yazmış, ancak neden cezai ehliyeti yok gibi davranıp bombaları dans ederek kutlayan bazı muhalif İranlılarla aynı telde olmadığımızı da yazacağımı belirtmiştim. Bu yazı o yazı.
Tekrar o soruya dönelim: Türk insanı İran’ın Irak’ta, Suriye’de, Lübnan’da ne yaptığını gayet iyi bilmesine rağmen neden şu an İran’ın yanında durma eğiliminde?
Bunun nedenini anlamak için karmaşık teorilere gerek yok.
Golem’e karşı ‘kötü kuzen’i seçiyoruz. Hepsi bu.
Her normal, evrensel akıl ve ahlak sahibi insanın yapacağı gibi.
*
Golem’i bilmeyenlere hatırlatalım.
Yahudi mitolojisinde kilden yapılan ve büyü ile hayat verilen devin adıdır. Misyonu efendisinin ona verdiği isim ya da isimleri öldürmektir. Güçlüdür, kaya gibi sağlamdır, kimse önünde duramaz, ezer geçer ve kendine ait iradesi yoktur.
Efendisinin alnına yazdığı isim ya da isimler ölene kadar uyumadan yorulmadan görevine odaklanır.
Sizce bu metafordaki 'efendi' kim? ABD mi sanıyorsunuz?
Hayır.
İsrail’in ABD’nin uydusu olmadığını, ABD’nin İsrail’in diasporası olduğunu daha önce yazmıştım.
Golem ABD’dir, efendi ise İsrail.
Dolayısıyla bu denklemde Golem’in ve efendisinin yanında olmak için süzme siyonist olmak gerekir. Aksi bir ihtimal yok.
TRUMP NEDEN BU SAVAŞA GİRDİ?
Aynı metafor “Ortadoğu’dan çekileceğim” diyerek oy almış Trump’ın şimdi neden İsrail hesabına savaşa girdiğinin cevabını görmek açısından da önemli.
O kadar ki, Başkan Yardımcısı JD Vance 2023’te Wall Street Journal’a “Trump’ın en iyi dış politikası hiçbir savaş başlatmamasıdır” diye yazıyordu. Trump, göreve geldiğinden beri kendisini 'savaş bitiren barış lordu' olarak konumlamaya çalıştı.
Tucker Carlson Trump’a bu savaş karşıtı lobi yaptığında ise aldığı cevap şu oldu: “İsrail saldırırsa ABD’nin katılmaktan başka seçeneği yok.”
ABD Senatosu İstihbarat Komitesi Başkan Yardımcısı Mark Warner da operasyonun “İsrail’in hedefleri ve zamanlaması tarafından belirlendiğini” açıkça teslim edenlerdendi.
Savunma Bakanı Hegseth ise “aylar ve haftalar süren gizli hazırlık” diyerek müzakere masasının hiçbir önemi olmadığını itiraf etmiş oluyordu.
Masa ile bomba iki ayrı seçenek değildi. Aynı stratejinin ardışık halkalarıydı.
Sahi Trump neden İran’a saldırıyor?
Resmi gerekçe ‘nükleer tehdit’. Ancak IAEA Genel Müdürü Grossi “Silaha yönelik sistematik bir çabaya dair herhangi bir kanıta sahip değiliz” diyor.
Ve İran, ABD’yi vuracak uzun menzilli füzeye sahip değil.
Peki bu koşullarda ABD hangi ulusal çıkarı için bu savaşın içinde?
Hedef ABD'nin ulusal çıkarı değil.
Hedef İran'ın rejiminin değişmesi bile değil.
İsrail için hedef bir daha kendine gelemeyecek, kalıcı biçimde sakatlanmış, nesiller boyu iç çatışmaya mahkum bir bölge zemininde rahat etmek.
En basitinden, CNN’de iddia edildiği gibi İran’daki Kürtlerin rejimi devirmek için silahlandırılması söz konusu ise misal, bundan Türkiye dahil ne kadar çok ülkenin etkileneceğini tahmin edebilirsiniz. Sizce bu ihtimal hesap dışı bırakılmış mıdır.
Asla.
HEDEF BÖLGEYİ KALICI BİR ŞEKİLDE SAKATLAMAK
Sonuçlar ortada. 28 Şubat’ta başlayan saldırılarda İsrail 31 ilden 24’ünü hedef alarak 1200’den fazla mühimmat attı; İran Kızılay 787 ölü açıkladı.
İsrail’deki ölü sayısı ise 6-7 civarı olarak açıklandı. İran, İsrail’e ciddi bir kayıp verdirmiş değil ancak bölgeyi dolaylı olarak ‘yakıyor’. Körfez’deki ABD üsleri, Bahreyn’deki 5. Filo karargahı, Katar’daki radar istasyonları vuruldu; Hürmüz Boğazı fiilen kapandı ve büyük sigorta şirketleri savaş riski sigortasını çoktan iptal etti. Supertanker taşıma maliyetleri tek günde yüzde doksana yakın arttı.
Bu tabloyu CSIS, CFR ve Atlantic Council günler öncesinden tahmin ederek uyarmışlardı. “Nesiller boyu etkileri olan, uzun vadeli istikrarsızlık olasılığını vurgulayan belirleyici bir an.” Hava harekatıyla vurulan hedeflerin rejim değişikliğini garanti edeceğini zannetmenin dümdüz ‘plansızlık’ olduğunu da söylediler.
Kendi uzmanları bu kadar şüpheyle bakarken ABD yine de burada.
İsrail kuyruğuna ABD’yi de takarak saldırdığında o ülkede kendiliğinden rejimin değişeceğini zannetmek peki? Burada bir hesap hatası yok, hata gibi görünen şeyler yaparak kalıcı hasar ve istikrarsızlık yaratma hedefi var. Zira bakın, iç konsolidasyon zayıflamış olsa bile sokaklarda muhaliflerin protestoları yok, çocukları öldürülen annelerin evlatlarının eşyalarına sarılarak feryat etmesi var.
Her şeyden önce ve hepsinden çok belki de şunu artık görmek gerek: İsrail’in nükleer silah sahibi olmasında sorun görmeyen ama İran’ınkini kıyamet alameti sayan pedofil yönetici elitinin, hangi ülkenin neye sahip olabileceğine, hangi rejimin ayakta kalıp hangisinin yıkılacağına karar verme hakkı ve meşruiyeti yoktur.
Kötü kuzen sahiden kötü. Ama Golem’in kaya gibi sert gövdesinin arkasına geçip dünün kiniyle sopa sallamak, bir taş da ben atayım haysiyetsizliğine girişmek, onursuzluğun en karanlık versiyonu. Böyle bir opsiyon yok.