Türkiye’de şiddetin bir adresi, bir de "suçlu" profili vardı: Arka mahalleler, çeteler ve eğitimsizlik. İçişleri Bakanlığı’nın son raporundaki "%236,4’lük organize suç artışı" bu gerçeği hâlâ tokat gibi yüzümüze vuruyor. Şiddet hâlâ büyük oranda o karanlık sokaklardan besleniyor, doğru. Ancak 15 Nisan sabahı Kahramanmaraş’ta patlayan silahlar, bu sınıfsal konfor alanımızı yıktı geçti.
İsa Aras Mersinli bir arka mahalle figürü değildi. O; 1. sınıf emniyet görevlisi bir baba ve öğretmen bir annenin, yani devletin "düzen ve eğitim" vaadinin tam kalbinde büyümüş bir "beyaz" çocuktu.
SİCİL UĞRUNA....
Vakanın en sarsıcı düğümü, ailenin sergilediği o meşhur "modern cehalet".
İsa’nın zihnindeki fırtınalar, cinsel kimlik karmaşaları ve anime karakterleriyle özdeşleşen içe kapanıklığı dışarıya taşmaya başladığında, aile bir çözüm aradı. Ama bu bir şifa arayışı değil, bir etiket koruma operasyonuydu.
Çocuklarını bir çocuk psikiyatrına götürmek yerine, tanı koyma yetkisi olmayan bir psikoloğa götürdükleri anlaşılıyor.
Neden mi? Çünkü bir doktor tanısı konulursa İsa’nın siciline işler, ileride pilot olamaz, bazı meslekleri yapamaz, kariyeri başlamadan lekelenir diye korktular.
Bir çocuğun "müstakbel rütbesi", o günkü ruh sağlığından ve çevresindeki onlarca çocuğun yaşam hakkından üstün tutuldu.
ŞİFASI ATIŞ TALİMİ MİYDİ!
Babanın figürü ise bu facianın asıl mimarı. Oğluyla ilgili "sorunu" fark ettiğinde, bunu tıbbi bir vaka olarak değil, bir "erkeklik zafiyeti" olarak kodladı. Muhtemelen kendi yetiştiği kültürün bir uzantısı olarak; oğlundaki kimlik karmaşasını silahla, barutla ve poligonda atış talimiyle "düzeltebileceği" yanılsamasına düştü.
Tüm modern cahillerin duyacağı tonda söylemek gerekirse “psikoloğa değil psikiyatriste yani doktora” gitmesi gereken çocuk, babası tarafından poligona götürüldü. Aklındaki ve ruhundaki yaralara pansuman yapılması gereken yaşta, eline hedefi en doğru noktadan vurma yetisi verildi.
Baba, kendi maskülen dünyasında oğlunu "adam etmeye" çalışırken, istemeden de olsa bir katliamın teknik eğitimini verdi. Üstelik evde patlamaya hazır bir bomba varken, beş (kimine göre yedi) silahın hepsini erişilebilir kılarak; meseleyi "silahın varlığından" çıkarıp, "yanlış anda yanlış elde olması" felaketine dönüştürdü.
MASUMLARIN ÜZERİNDEKİ GÖLGE
Bu katliamın tek faturası o gün yitirdiğimiz sekiz evladımız ve melek ruhlu öğretmenimiz Ayla Kara ile sınırlı kalmayacak.
İsa Aras’ın yarattığı bucinnet yüzünden, artık okullarda normal akışa katılmaya çalışan, zararsız rahatsızlıkları olan binlerce "kaynaştırma" öğrencisi zan altında.
Bir ailenin "aman sicili bozulmasın" diye sakladığı o marazi sessizlik yüzünden, şimdi gerçekten tedaviye ve şefkate muhtaç binlerce çocuk "potansiyel tehlike" etiketiyle lekelendi. 9 can gitti; ama bu eylemle hiçbir ilgisi olmayacak binlerce ruhsal yaralı çocuk şimdiden toplumun dışına itildi.
İsa Aras o tetiği tek başına çekmedi .
O tetiği;
* Kariyer hırsını evladının ruhundan üstün tutan o hastalıklı ebeveynlik anlayışı,
* Çocuğunun kimlik karmaşasını silahla "iyileştireceğini" sanan o kaba maskülenlik birlikte çekti.
* Çocuktaki sorunları fark etmeyen, fark etse de etkili çözüm arayışı içine girmeyen, güvenlik kulübesi olay günü boş olan okul...
* Okullardaki rehberlik öğretmenlerinin görevinin hayatiliğine ve onların cesaretlendirilmesine yeterince önem vermeyen bakanlık beraberce çektiler.
Allah kaybettiğimiz dokuz güzel canın ailesine sabır versin. Memleketin basireti olmayan ama yetkisi olan ve işlerine özen göstermeyen kamu görevlilerine de izan ve biraz da aynaya bakma cesareti nasip etsin.