Kuş olup uçtular ara ki bulasın...
Hikmet Çetinkaya yazdı...
Bir gece yarısı Diyarbakır Cezaevi’nin önüne geldiler...
Kalabalıktılar... Davul ve zurnalar çalmaya başladı...
Salıverilmişlerdi, 10 yıl tutuklu kaldıktan sonra.
Davul-zurna eşliğinde halay çektiler kameraların karşısında, birbirlerine sarılıp öpüştüler, tekbir getirdiler.
Mutluydular...
Gözlerinden ışık fışkırıyordu sanki.
Geride yüzlerce ölü vardı...
İşkenceden geçirilmiş, domuz bağıyla evlerin odalarına, bahçelerine gömülmüş ölüler. Umurlarında bile değildi. Önceki gün Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi, terör örgütü Hizbullah ana davasını karara bağladı. Ceza Muhakemesi Yasası’nın 102. maddesi kapsamında cezaevinden salıverilen ve şu anda kuş olup uçuveren, yani nerede oldukları bilinmeyen Hizbullahçıların “yaşam boyu hapis cezasını” onadı. Onadı ama, 16 Hizbullahçının 10’u ortalarda yok.
***
Adamlar enayi değil, başlarına geleceği önceden biliyorlar, kaçtılar; yani Türkiye’de yoklar bana soracak olursanız. Uçan kuşun hangi çatıya konduğunu bile bilen güvenlik güçlerimiz, eli kanlı katilleri nasıl olur da elinden kaçırır? Şimdi herkes bu soruyu soruyor... Sorsunlar bakalım! Bizim dönek takımı bu konu üzerine ahkâm kesmez... Onlar yeni bir oyuncak bulurlar... Balbay’la Tuncay Özkan’ın CHP’den aday olup olmayacağını tartışırlar, Hrant Dink cinayetinin arkasındaki derin güçleri aramaya başlarlar. Telekulaklar, yasadışı dinlemeler, faili meçhuller, filan filan.. İleri demokrasi denilen şey budur, özgürlükler işte böyle gelişir... Biraz minare gölgesi, biraz da davul tozu. Her sorunu anında çözer... İstanbul’da, Adana’da, Konya’da daha pek çok yerde ortaya çıkan mezar evler unutulur. Yaşasın adalet, yaşasın demokrasi!
***
Eli kanlı terör örgütünün sözde askeri kanat sorumluları davulzurna eşliğinde halay çekip tekbir getirdikten sonra birkaç gün polise gidip imza verdiler, ardından da kuş olup kanat çırpıp havalandılar. Şimdi ara ki bulasın! Bir süre yazılıp çizilecek, konuşulup, tartışılacak... Hizbullahçılar yeni yuvalarında şimdi... Olup bitenleri uzaktan izliyorlardır. Siz şöyle başınızı kaldırıp çevrenize bir bakın, iktidarın “kırmızı çizgileri”ni görün, “seks ve alkol” üzerine konuşmaya başlayın, tarikat çemberinin nasıl daraldığını görün. Yok yok, göremezsiniz. Çünkü gözleriniz kapalı, olup bitenlerin ayrımında değilsiniz...
***
Bakın Mısır’da, Tunus’ta, Lübnan’da neler oluyor, insanlar neden başkaldırıyor, ne istiyor? Cumhuriyet gazetesi bir başına habercilik yapıyor, yazarıyla, çizeriyle, muhabirleriyle Türkiye’deki eksen kaymasını, devleti kuşatan tarikatçı ağını tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. Laik demokratik cumhuriyetin simgesi olan Cumhuriyet, kuşatmayı yıllardır okurlarına duyuruyor. Hizbullah’ı, İslami Hareket’i 1994 yılında 13 gün manşetten veren gazete Cumhuriyet değil miydi? Bakın o gün doğan çocuklar bugün 17 yaşında. Devlet içindeki örgütlü çeteleri ya da silahlı güçleri ortaya çıkaran Cumhuriyet’ti... Tüm belgeleriyle gazetenin sayfalarına yansıyan haberler, röportajlar, tarikat şeyhlerinin devletin en duyarlı kurumlarında örgütlenmesi... Ve Hizbullah!
***
Laik Demokratik Cumhuriyetin güvenlik güçleri kuş olup bir yerlere konan eli kanlı Hizbullahçıları arayacak ama bulamayacak. Onlar planlarını cezaevinde yatarken yaptılar... Davul-zurnayla karşılanıp cezaevi önünde halay çekip, tekbir getirdiler. Din bezirgânları, tarikat şeyleri, siyasal iktidarın yalakaları, dönekler. Bırakın CHP’yle uğraşmayı, şöyle bir başınızı çevirip neler olup bittiğine bakın... Yoksulluğu, vurgunu, talanı görün! Hizbullah’ın nasıl kurulduğunu, hangi güçler tarafından yetiştirildiğini anlayıp, niçin kuş olup kaçtıklarını bir düşünün...
***
Eğer zaman bulursanız Teğmen Mehmet Ali Çelebi’nin cep telefonuna bir buçuk dakika içinde nasıl numaralar yüklendiğine bakıp şu soruyu sorun: “Yargılamanın dibine dinamit koyanlar kimler?”