Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HABERTURK.COM

        Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Sivas Olayları'nın araştırılması için Devlet Denetleme Kurumu'nu (DDK) görevlendirilmesi Teke Tek'te masaya yatırıldı.

        Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı'nın sunduğu programa Sivas Belediye Başkanı Doğan Ürgüp, Sivas Baro Başkanı Av. Muharrem Eliş, Sivas Davası mağdurlarının avukatı Şenal Sarıhan ve Şair Metin Altıok'un kızı Zeynep Altınok olayı farklı açıdan değerlendirdi.

        İşte konuşmalardan satır başlıkları:

        Sivas Belediye Başkanı Doğan Ürgüp:

        Mart ayı içerisinde televizyon programında seslendirmiştim. Bu davada insanlar tatmin olmamıştı. Hadiselerin üzerinden 19 yıl geçmesine rağmen maalesef aydınlanamadı. Sivas davasında zamanaşımı sözkonusuydu. Zaman aşımından ziyade dosyayı Devlet Denetleme Kurulu'na sevkedebilirsek, ne bilinmiyorsa o yönüyle araştırılmasını istedik. Biz birtakım sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya geldik. Ben 3 tane kitle örgütünün başkanıyım aynı zamanda. 72 derneği 5 gün içinde bir araya getirdik. Bir bildiri yayınladık. Bu noktada devlet sorumluluğunu yerine getirmeli. Sivas olayında her şey aydınlanmalı. Dosyanın yeniden ele alınmasının doğru olduğunu beyan ettim. Burada öldürülen bizim insanlarımızdı, bizim aydınlarımızdı. 3 gün sonra Başbağlar'da katliam yapıldı. 2004-2005 yılında Ankara'da 11 tane Sivas derneğini biraraya getirerek federasyon kurduk. Bu yapıda 2 Temmuz'da bir bildiri yayınlayarak Madımak'ta ölen insanların anısına bir toplantı yaptık. Biz bu konuyu Cumhurbaşkanımıza taşıyalım dedik. Şu anda 120 dernek bir aradayız. İçinde baro, ticaret odası, ticaret borsası, Cem Vakfı ve STK'lar var.

        BUNDAN SONRASI DDK'NIN TAKDİRİ

        Cumhurbaşkanımıza yazdığımız dilekçenin 15 günde cevabı geldi. Sivas Valimiz ve Sivas milletvekilleriyle birlikte Çankaya'ya çıktık. Orada valimiz genel bir sunum yaptı. Ben ve arkadaşlarım ayrı ayrı söz alarak görüş ve duygularımızı belirttik. Cumhurbaşkanlığı makamından bu araştırmanın yapılmasını talep ettik. Sayın Cumhurbaşkanımız 'Daha önce bazı dostlarımız bu tür telkinlerde bulundular. Ama ilk defa karşımda ciddi manada organize olmuş bir örgüt görüyorum. Hem birlikteliğiniz ve örgütlülüğünüzün beni etkilemediğini söyleyemem' diye konuştu. Cumhurbaşkanımız mevzuat ve kanunlara bakarak hareket edebileceklerini söyledi. Daha sonra da bunun kabul edildiğini gördük. Biz suçların tamamının teslim edilemediğini, gerçek yönüyle araştırılamadığını düşünüyoruz. Bir defa devlet bu noktada elini taşının altına tam koymamıştır. Alevi arkadaşlarımız 'Devlet bizden özür dilesin' dediler. Ben de dedim ki 'özür sizi tatmin edebilecek mi?'. Devletin savcısı var istihbaratı var. Olayı bütün yönüyle inceleyip ortaya koymalıdır. Neticede ben merkezde bir insanım. Sağcı, solcu, Alevi ve Sünniye aynı mesafedeyim. Bundan sonrası artık Cumhurbaşkanımızın takdiriyle DDK'ya kalmıştır. Bu noktada çalışmalarını görmek istiyoruz. Bilinmeyenlerin aydınlanacağını tahmin ediyorum.

        DİĞER CİNAYETLERLE DE İLİŞKİLİ

        Sivas Baro Başkanı Av. Muharrem Eliş:

        Olayların olduğu tarihte ben öğrenciydim. 1998'de mesleğe başladım. Olayın DDK'ya ve Cumhurbaşkanlığına arzedilmesi süreci benden önceki dönemde başlayan faaliyetlerin devamı olarak ilerledi. Bizde bu şehirde yaşayan insanlar olarak bazı huzursuzlukların, bazı bilinmezliklerin artık bilinmesi gerektiği hususunda kararlılığımızı belirtmek istedik. Olayın tesirleri hala devam ediyor. Madımak hadisesine müdahil olan tüm kesimlerde derin bir kuşku var. Bu kuşkular olayın şekliyle, amacıyla, diğer cinayetlerle, sonuç ve tesirleri itibarıyla irtibatlı olması ihtimali gerekçesiyle birlikte araştırılması gerektiği toplumun tüm katmanlarında hakim görüştür. Soruşturma bazı sebeplerle etkin ve hızlı işleyememiş. Koğuşturmalardan ve soruşturmalardan kamuoyu yeterince tatmin olmamıştır. Bu eksikliğin giderilmesi gerektiğini hissediyoruz. 19 yıl geçmiş olmasına rağmen hala olayın başlangıcıyla ilgili, kimler tarafından organize edildiği ihtimalini konuşuyoruz. Bu ihtimaller bizi Cumhurbaşkanlığına götürmüştür.

        BU GİRİŞİM SONUÇ VERMEZ!

        Sivas Davası mağdurlarının avukatı Şenal Sarıhan:

        Ben bu aşamanın pozitif bir aşama olmadığını söyleyerek başlıyorum. Belediye başkanı arkadaşımızın ve baro başkanımızın şöyle bir niyetleri olabilir. Sivas sadece katliamla anılan bir şehir değil. Sivas aynı zamanda Cumhuriyet'in kuruluşunda da önemli bir şehirdir. Bu onuru yaşamaktadır. Sivas katliamı karşısında şu soruları haklı olarak sormak durumundayız. Sivaslılar bu olaydan etkilenmiş iseler, Sivas'taki STK'lar bu olayın ayıbını, ağırlığını hissediyor idiyseler, 1993'den bu yana 19 yıl geçti. Burada imzası bulunan kitle örgütlerinin herhangi bir çabasına tanıklık etmedik. 93'den bu yana çırpınmakta olan bir kesim var. Yakınlarını, annelerini, babalarını kaybetmiş olan bir kesim. Aynı zamanda oradaki şenlikleri düzenleyen kitle örgütlerimiz var. Bunlar 19 yıldır 'bu katliamının bütün eylemcileri saptansın, arkasındakiler de saptansın' diyorlar. Devlet Denetleme Kurulu, yargı ile ilgili herhangi bir olayı araştırmakla görevli değil. Hem ilgili yasa hem Anayasa son derece açık bir şekilde idari niteliği taşıyan kuruluşlarla ilgili araştırmayı öngörür. Burada yargısal bir olay bir katliam olayı var. Burada olayın üzerine gitmesi gereken yargıdır. Ne yazık ki, yargının bu konuda yeterli çabayı göstermemiştir. DDK 12 Eylül Anayasası'nda kurulan bir kurumdur. İdarenin burada çok önemli kusurları var. Biz idari yargıya başvurduk, zarar görenler adına. İdari yargı idarenin kusurunu kabul etti ve bir tazminat da ödedi. Bu süreç içinde müdahil avukatlar idarenin sorumluluğu konusunda herhangi bir şekilde geri durmadılar. Sivas İdari Mahkemesi'nin vermiş olduğu karar idarenin açık kusurlu olduğu yönündeydi. Biz belediye ve valilik için başvuruda bulunduk. Eski belediye başkanı Temel Karamollaoğlu'nun kusurlu bulunmasına rağmen bir karar çıkmadı. Polis kayıtlarına göre 15 bin eylemci var. Bunlardan sadece 160 kişi mahkemeye getirilebildi. Çok küçük ceza aldılar. Bazıları o dönemde idam cezası aldılar sonra ağırlaştırılmış müebbete dönüştü. Bunlara yardım eden bir grup hakkında da cezalar verildi. Bizi rahatsız eden ne? Biz diyoruz ki, 'Niçin 15 bin insanı yakalayıp getirmediniz?' Sivaslılar ne yapmalıydılar? Orada parmağı bulunan herkesi ihbar etmeliydiler.

        DDK'NIN GÖREV SINIRI BELLİ

        DDK bir şeyi araştıracaksa, katkı sağlayacaksa sağlasın. Olay yargı önündedir. İnceleyebilmeniz için mahkemedeki dosyaları incelemesi gerekir. DDK bu dosyaları inceleyemez. Yargının karar verdiği bir noktada eksik ve hataları bulabilecek bir güce sahibidir DDK. Ne yazık ki, dostlar alışverişte görsünlerden öteye geçmeyecektir. Türkiye'de bir kesim Sivas katliamın ne denli bir katliam olduğunun bilincedir ama gerçeği tersyüz etme çabasındadır. O zamanlar dendi ki, 'Arif Sağ silah kullandı ve Sağ'ın silahıyla o insanlar öldüler'. Böyle bir iddia da vardı. Gerçeğin çarpıtılması noktasında böyle ağır ve sistemli bir çaba var. 'Bu insanlar kendi kendilerini vurup öldürdüler, yanarak ve dumandan boğularak ölenler yoktur, hepsinde silah yaraları vardır ve bu yaralar dikilmiştir' iddiaları var. Bunlar çok açık bir yalandır. Elimizde otopsi raporları vardır. Orada sadece 2 kişi silahla vurulup ölmüşlerdir. Onlar da polis ve jandarmanın düzenlemiş olduğu ateş sonucu yaşamını kaybetmişlerdir. Yargı bu olayın üstüne daha dikkatli gitsin ve çözsün. Olayın arkasında örgütleyenler vardır. Bizim 'bu örgütlerin arkasındadır' diye işaret ettiğimiz bazı kurumlar kendilerine STK diyerek 'Bu olay aydınlansın' diyorlar. Amaç bellidir, 'ya Ergenekon'a ya da devlete yönlendirilsin' denmektedir. Bu iş böyle çözülmez. Bu kafa karışıklığı yaratmaktır. Bu girişimin bir sonuç vermeyeceğini düşünüyoruz. Grup içinde iyiniyetle hareket eden arkadaşlarımız olabilirler ama bu geç kalınmıştır ve yanlış bir noktadan başlanmaktadır.

        DERNEKLER O GÜN NEREDEYDİ?

        DDK'ya neden güven duymuyoruz. Yasaya uymadığını ifade ettim. Biz devletten herhangi bir biçimde bu davanın esasını araştıracak, arkasındaki örgütleri saptayacak bir irade dahi görmedik. 10'dan fazla cezaları kesinleşmiş olan sanıkların yurtdışında olduğunu ve bunların getirtilmesini istedik. CHP çok sayıda soru önergesi verdi. Yetkililer kırmızı bültenle arandığını söyleyerek 'getirtemiyoruz' veya 'yerlerini bilemiyoruz' diye cevap vermişlerdi. Bunların Türkiye'ye getirilmesi konusunda Adalet Bakanlığı yeterli girişimde nasıl bulunamaz? Yalnızca AK Parti iktidarını suçlamıyoruz, bu gerçekçi olmaz. Biz sadece DDK'ya 'bunun yapılması konusunda sizin göreviniz yok' diyoruz. Ama şunu diyoruz 'yargı bunları getirsin ve sorsun' diyoruz. 'Kim seni buna yönlendirdi?' diye sorsun istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı tarafından atanmış olan DDK var. Yargı idareden bağımsız hareket edemezken, tamamen idarenin içinde bulunan bir kurumun neler yapabileceği sınırlıdır. Devlet hangi görevleri yapıyor ki, bu konuda mağdurlara bir güven versin. Bizim elimiz hep boşa çaldı. Bu davanın sanıkları özel olarak korundular. Hiçbir tutuklu ve hükümlü eşiyle birlikte olma hakkına sahip değilken, bu davanın sanıklarına eşiyle birlikte olma ve çocuk sahibi olma imkanı verildi. Cezaevlerinde bu davanın sanıkları Sivas'ta ve Sivas'ın çevresinde muhafaza edildiler. Erçakmak Fransa'dan ölü olarak gelmişse, hangi hava yolları bunu getirdi? Bu sırada polis, yargı niye görev yapmadı? Bizim öc almak gibi bir anlayışımız yok. İstiyoruz ki, yeni cinayetler, katliamlar olmasın. Ülkemizde barış olsun, esenlik ve kardeşlik olsun. Bunu sağlayacak olan devlet ve yargı organlarıdır. Derneklere adeta bir vahiy geliyor diyorlar ki 'bu işi çözelim'. Siz Sivas'ı mı aklamak istiyorsunuz, yoksa insanlığı mı aklamaya çalışıyorsunuz? Mahkeme kararı açıklanırken neredeydi o örgütler?

        NEDEN OTOPSİDEN BAŞLIYORLAR?

        Şair Metin Altıok'un kızı Zeynep Altınok:

        Ben DDK'nın bu işe girmesine karşı değilim. Daha önceki toplantıda 'zaman aşımı' kararıyla yüzleşmiştik. Şimdi 19 yıllık mücadelenin, uzun bir hukuksuzluk sürecinin sonucunda zaman aşımıyla karşı karşıya kaldık. 114 sivil toplum kuruluşundan zaman aşımına dair bir ses çıkmamıştı. Biz aileler olarak sayın Cumhurbaşkanımızdan randevu talep etmiştik, ama bir cevap alamamıştık. Sivas'ın birlik ve beraberliği şehir olarak aklanmasıyla ilgili bir ihtiyaç mı var, yoksa adaletsizliğin kararına tepki olarak bir ihtiyaç mı vardır? Bu sivil toplum örgütleri kimlerdir diye baktığımda. Ben sayın belediye başkanı neden bize ulaşma ihtiyacını hissetmedi de, Sivas'ta bulunan derneklere ulaşma ihtiyacını hissetmiştir. Bir daha ki seferde bana ulaşırsanız, orada bir duruş sergileyebiliriz, samimiyetler de herkes tarafından gerçekçi bir şekilde anlaşılabilir. Ben Sabahattin Ali, Hrant Dink ve gelmiş geçmiş fail-i meçhul cinayetlere kurban giden ailelerle biraraya geldik. İki kez Meclis ziyaretinde bulunduk. Tüm partilere eşit mesafede durarak taleplerimizi meclis çatısı altında dile getirdik. CHP ve BDP vekilleri tarafından soru önergeleri, yasa tasarıları hazırlandı. İstediğimiz şey bir araştırma ve soruşturma komisyonu kurulmasıydı. Özel yetkileri olan bir komisyon kurulmasını istedik. Randevu talebimize yanıt vermeyen tek parti MHP idi. İkinci ziyaretimizde AKP ve MHP tarafından kabul edilmedik. Bizim talebimiz Meclis'te tam 18 kez reddedildi. Zaman içerisinde sayın Cumhurbaşkanımız bir açıklama ihtiyacı hissetmedi. Sınır dışında bizim yakalayamadımız firari sanıklar yakalandı ve Türkiye'ye iade teklifi oldu ama kabul edilmedi. Biz 19 yıldır Sivas'ta anma etkinliklerinde herhangi bir burun kanatmadık. Bizler de hiçbir zaman 'Sivaslılar katliamcıdır' demedik. Zaman aşımı kararında ne şimdi Cumhurbaşkanlığı'na başvuran STK'lar ne de Cumhurbaşkanlığı rahatsızlık duymadı. Katiller tutuksuz yargılanırken firar edip kaçma fırsatı bulurken gazetecilerimiz tutuklu yargılanıyor. STK'lar objektif bir araştırmayı talep edebilirler ama 'otopsi raporundan başlasın' diyerek araştırmanın nereden başlmayacağını söylemeleri taraf olmayı temsil eder. Zaman aşımından sonra 'hayırlısı olsun' diyen bir başbakanımız oldu. Arkasından bir gazetede dönemin belediye başkanı 'Onlar yanmadılar boğuldular' dedi. Ama orada 15 bin kişinin bu katliamın gerçekleştirişini canlı yayında seyrettik. Burada 'otopsiden başlamak' nedendir? Ben Uludere'nin de peşindeyim. Ölülerimizi yarıştırmayalım. Başbağlar'da aynı tepkiyi gösterelim. Neden Devlet Denetleme Kurumu, neden araştırma kurumu değil de denetleme. Benim babamın cesedini mi denetleyecek?