Batı'ya neden kızıyoruz?
Nihal Bengisu Karaca yazdı
NİHAL BENGİSU KARACA - HTGAZETE
Çünkü Mısır’da yaşanan darbe, ordunun gözünü kırpmadan katliam yapması, Mübarek hakkındaki mahkeme hükümlerinin hiçe sayılmasının dahi göze alınmış olması Mısır’ın tek başına yapabileceği işler değil. Batı’nın “darbeye darbe dememesi” anlık bir şaşkolozluk değil, hesaplı kitaplı.
Çünkü Batı “darbeye darbedir” diyebilseydi, Suud, BAE cuntaya yaptığı para yardımlarını o rahatlıkla yapamazdı. Kimse Batılı devletlere “Gelin bizi cuntadan kurtarın” demedi, ama kendi aydınlanması için icat ettiği ve dünyaya ihraç ettiği kavramlara/kurumlara sadık kalması, darbeye darbe, sivil direnişe sivil direniş diyebilmeleri pekâlâ beklenebilirdi.
Çünkü Le Monde Gazetesi’ne röportaj vererek “530 İhvan yöneticisinin hepsinin öldürülmesi gerekir” diyen Sisi’nin generali Amr, biliyoruz ki ABD Dışişleri Bakanı Kerry’nin “Mısır’da ordu demokratik restorasyon yapıyor” cümlesinden cesaret alıyor.
Çünkü biliyoruz ki, Batılı devletlerin Mısır’ın darbe yapan cuntasına yaptığı para ve bazı yardımları devam ediyor ve edecek. Zira para yardımı kesilirse cunta yönetimi dahi, İsrail’in korunması kollanması sözünü tutamayabilir.
Çünkü biliyoruz ki, halkın oylarına böylesine haşin biçimde kastedenlerin ve meşru lidere reva görülenlerin gerekçeler skalasında iş hep gidip İsrail’e dayanıyor. İsrail’in statüsünü sarsacak her şeye endişeyle yaklaşan Batılı devletler, Mursi’ye bu nedenle hoş bakmadılar, yeni cunta yönetimine de bu nedenle yardım ediyorlar. Hamas’ı terör örgütü listesine alan yapılar ile şimdi Mursi’yi Hamas ajanı olarak suçlayan cunta yönetiminin siyaset mühendisliği, et ve tırnak kadar bütünleşmiş durumda.
Çünkü biliyoruz ki, İsrail’i koruma kollama çabası da Batılı devletlerin bölgeyi çıkarlarına uygun bir vasatta tutma enstrümanı. Demokrasi isteyen, yönetimde söz sahibi olma ve siyaset üretimine katılma hakkını talep eden halklar taleplerine ulaşırsa Batılı devletlerin enerji kaynaklarından yararlanma konusundaki imtiyazları zedelenebilir. Suriye’de yaşanan kepazeliklerin bitmemesi dahi bununla ilgili.
Çünkü biliyoruz ki, Batı bir coğrafyanın adı değil, evrensel değerlere yaptığı yadsınamaz katkılarla çelişki arz edecek ölçüde bencil, kazanımlarını “ardiye odasındaki eşyalar” gibi itip kaktığı milletlerin sırtında yükselerek koruyan ve bunu yaparken moral üstünlüğünü koruyacak hukuki, entelektüel, kültürel enstrümanlardan yararlanan bir mefhumun adı. “Batı” dediğimizde, onun ekonomik, siyasi, operasyonel ve moral üstünlüğüyle yer yer tehdit ederek, kimi zaman satın alarak kişiliksizleştirdiği kuklaları da dahil ediyoruz. Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerin, İhvan hareketi başarırsa bu rüzgâr kendi monarşilerini de etkiler korkusuyla bırakın darbeye destek çıkmayı, darbenin koşullarını oluşturmak için çalıştığı günbegün ortaya çıkıyor. Fakat asıl soru şu: O ülkelere bu statüleri sağlayan kimdi?
Çünkü en son çoğu çocuk 1300 kişinin kimyasal silahlarla öldürülmesi noktasına kadar gelen Suriye’deki suların durulmamasında Batı’nın “İktidara İslami hareketten birileri gelirse?” endişesinin de payı var.
Çünkü Suriye’ye ekilen mezhep çatışması tohumlarının temeli 2003’te ABD ve Birleşik Krallık önderliğinde kurulan çokuluslu Batılı koalisyonun Irak’ı işgaliyle başladı. Şimdi bölgedeki eski statünün devamını sağlamak için halkların demokrasi deneyimlerini baltalama aşamasına gelen odaklar, o günlerde bu işgalin bölgeyi geri dönüşsüz biçimde değiştireceği gerçeğini hiç dert etmemişlerdi.