Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Fenerbahçe’nin futbolundaki gözle görülür değişim taraflı tarafsız artık herkesin kabulü. “Pereira eleştirileri dikkate aldı, doğruları görmeye başladı” diyenimiz de var, “Takımı artık tanıdı, hakkını vermeye başladı” diyenimiz de. Değişimden kendine pay çıkaranımız da var, ‘Azizsilin’ iması yapanımız da.

        Görüşlerin tümüne saygı duyuyorum. Elbette bu değişimin birden çok nedeni vardır. Bence de en önemli faktör başkan faktörü. İlk 10 haftada kimsenin memnun olmadığı futboldan Aziz Yıldırım nasıl memnun olsun? Takımın ‘ite kaka’ gittiğini O da görüyordu da işlerin düzeleceğine inanıyordu ve panik yapmıyordu. Çünkü bu konuda çok tecrübeli. Biliyor ki Türkiye’de gerçek lig sezonun ikinci yarısında başlar. Hatta ortalarına doğru. Hatta ve hatta Daum’un da dediği gibi belki de 28. haftada.

        ‘Azizsilin’e gelince... Kötü bir şey değil ki.. Dozunda verilirse iyi de gelir. Etkisi de geçmiş sezonlardaki örneklerinde gizlidir.

        Ne mi yaptı Aziz Yıldırım?

        Hocaya da futbolculara da moral verdi, destek oldu. İyi bir takım olduklarını hatırlattı. Herkesin eleştiri yağmuruna tuttuğu, desteğe en çok ihtiyaç duydukları an geldiğinde ipleri eline aldı. Paralarını da tıkır tıkır ödedi.

        Örneğin hocalığı tartışılan Pereira’yı özellikle voleybol maçına götürdü ve yanında oturttu ki herkes görsün, bilsin. Yerine dünyaca ünlü teknik adamların önerildiği, gazete sayfalarında her gün yeni bir ismin yazıldığı günlerde de Pereira’yı karşısına aldı, konuştu. “Fenerbahçe’nin hocası sensin” sözleriyle Pereira’nın motivasyonunu en üst seviyeye çıkarttı. Bu süreçte başkana Ancelotti’yi de önerenler oldu, Mourinho’yu da. Yanıtı ise hep aynıydı: “Bu takımın hocası Pereira.”

        Pereira’ya sadece arka çıkmakla yetinmedi. “Yerli oyuncular bizim değerimiz” dedi, bu oyunculara daha fazla şans tanıması gerektiğine işaret etti.

        Fenerbahçe takımının karakteristik özelliğini de hocaya hatırlattı. Çünkü Pereira beklerin çok fazla hücuma çıkmasını istemiyordu. Takımı frenlememesi, özgür bırakması gerektiğine değindi. Ama sadece fikirlerini iletti. Sonuçta sahadaki yetkili Portekizli. Başkanın fikirlerini ciddiye almış olacak ki, değişim kendini kısa sürede hissettirdi.

        Mersin’de ise tüm takımı topladı. O dönemi yaşayanlar zaten biliyordu da 3 Temmuz sürecinde kadroda olmayanlara şike sürecini, UEFA’nın yanlı tutumunu bile anlattı.

        Van Persie krizini bitirdi. Bu sorunu çözmesi gereken isim Terraneo’ydu ama yapamadı. Başkan el koymak zorunda kaldı.

        Gerek gördüğü futbolcularla özel olarak görüştü. Örneğin Nani’yle. “Senin kendini ispat etmene gerek yok. Sen Nani’sin” dedi.

        Bunlar sadece birkaç detay. Küçük ama ince detaylar.

        G.SARAY'IN KAPILARINI ARTIK HALKA AÇIN

        Yıllardır söylüyorum. Galatasaray’da demokrasi devrimi şart. Aman yine yanlış anlaşılmasın da; bu lisecilerin, bazı Galatasaraylılar’ın ifadesiyle de “kafatasçıların” hegemonyasının artık son bulması lazım.

        Liseli olmak elbette önemli bir ayrıcalık. Ama ‘liselisiniz’ diye kulübün de sahibi olamazsınız. İşte aralarındaki o küçük azınlık kulübe zarar veriyor. Onlar Beyaz Türk, dışarıdaki Galatasaraylılar zenci! Bu derece ayrımcılık yapıyorlar.

        G.Saray artık kapılarını halka açmalı. Liseliler kulübe 600 liraya üye oluyorsa dışarıdaki G.Saraylı da 600 liraya olmalı.

        İşin sevindirici yanı tribünlerin, G.Saray sevdalılarının artık uyanmaları. Kasımpaşa maçında yaptıkları“G.Saray lisenin değil, halkın takımı” tezahüratı da bunun habercisiydi. Umarım bu konuda artık ayaklanırlar, seslerini daha gür duyururlar.

        Diğer Yazılar