PFDK para basıyor!
Ertelenen Beşiktaş-Mersin maçına gitmiştim. Berbat havaya rağmen tribünlerde 3-4 bin taraftar vardı. Ki Beşiktaş seyircisi bu maçta cezalıydı. Tüm tribünler ceza almış, dört tribündeki 14 bin taraftarın kartı bir maçlığına bloke edilmişti. Bu 14 bin Beşiktaşlı kartlarını bir maçlığına başka birilerine devredecekti ki stat full çeksin. Olacak iş değil tabii. Belli ki ufak bir kesim kartını bir arkadaşına devretmiş, bir bölüm de bilet alıp maça gelmiş, rakam da 3-4 bini bulmuş.
Tüm tribünlerin ceza almasına neden olan da “İki geliyor iki” tezahüratı. Evet devamında argo bir kelime var. Ama bu kelime, bu tezahürat hiçbir kulübün toplu infazını gerektirecek yeterlilikte değil.
Bakarsanız da seyircisiz oynama cezası yumuşatıldı! Sözde. Maalesef PFDK seyirci gelmesin diye kılı kırk yarıyor! Kimi temsilci onu duyuyor, görüyor; bunu duymuyor, görmüyor. Kiminde de sıfır tolerans. Federasyon deseniz, bu saçmalıkları seyrediyor. Neredeyse tüm icatlar da Beşiktaş maçlarına denk geliyor. Sonra da soruyorsunuz statlar niye boş diye.
Dahası var... PFDK bu hafta yine önüne gelene ceza yağdırdı. Spor Toto Süper Lig ve alt liglerde kesilen toplam ceza tam 639 bin 100 lira. Bir haftalık hasılata bakın. Bundan sonra bu cezalar yükselerek devam edecek. Acaba geride kalan 18 haftada toplanan para ne kadar, kalan 16 haftada toplanacak para ne kadar olacak? Bir sezon boyunca sadece cezalardan federasyon kasasına ne kadar girecek?
Spor Toto Süper Lig’den 6 kulübe kesilen cezanın miktarı ise 404 bin lira. Yetmiyor, tribün cezaları var. Sahalarındaki ilk maçlarda Antalya’nın 2, Kasımpaşa, Rize, Kayseri ve Eskişehir’in 1’er tribünleri cezalı. Bu statlara zaten ne kadar seyirci geliyor ki? Yasalar çıkardık, statlara kameralar koyduk, olay çıkaran ceza alacak dedik, bir adım ileri gidemedik. Hala 300 kişinin yaptığından 3 bin kişiyi sorumlu tutuyoruz.
KONUŞSANA SAYIN AYSAL
Haftanın konusu elbette Galatasaray’ın başına gelenler. Ben diyeceğimi dedim, yazdım. Yıllar öncesinden. Şimdi bu konuda fazla konuşmama gerek yok. Herkes artık yazıp çiziyor nasıl olsa. Sadece şu kadarını söyleyeyim...
Adnan Polat daha görevdeyken Financial Fair Play’i anlatıyordu. Önlemlerini o dönemde almaya başlamıştı. Belki de bunu spor kamuoyunda dile getiren ilk yöneticidir. Ama Polat’ı devirdiler, benim gibi düşünenleri düşman ilan ettiler, Ünal Aysal oldu baş tacı! Hadi çıksın şimdi konuşsun Ünal Aysal.
Aysal’ı da, Yarsuvat’ı da, Özbek’i de koltuğa oturtan aynı isimler. Etkili bir azınlık. Ama artık kral çıplak. Bunların devri bitmiştir bitmelidir.
Tek suçlu Aysal mı? Değil. O malum kongrede çirkinliklere imza atanların alayı suçlu. Bakıyorum hepsi de bugünlerde yol gösteriyor, utanmadan akıl veriyor. Yarın Sportürk’ü izleyin, duayenlerin (!) o kongrede neler neler yaptıklarını görün.
MEDİCAL KRİZ (2)
Geçen hafta bu köşenin içinde yer alan bölümlerden biri “Medical kriz” başlığını taşıyor, G.Saray’daki sağlık sorunlarına değiniyor, bazı futbolcuların Türkiye’de tedavi olmayı kabul etmediğini anlatıyordu. Üzerine alınan çok olmuş. Yazının kimseyi direkt hedef aldığı yok.
Futbolcu şikayetlerine, Podolski’nin iğne tedavisi için bile ülkesini tercih etmesine de değiniyorduk. ‘Sağlık ekibini de dinlemek gerekir’ de diyorduk ki onlar hakkında bilgi dolaylı yollardan, farklı farklı kişilerden kulağımıza geldi.
Doktorumuzun da alınmasına, kırılmasına gerek yok. Ama sağlık ekibine iğne tedavisini uygulama imkanı bile verilmiyorsa ortada bir sorun var demektir. Sorunun kaynağı da ağırlıklı olarak futbolcular. En başta da Podolski. Aynı tedavi Sabri’ye, Semih’e uygulanmış, kısa sürede sonuç vermiş. Podolski yine de yurt dışı diye diretiyor.
Meğerse şu anda Almanya’da gördüğü ilaç tedavisinin aynısını G.Saray sağlık ekibi önermiş. Üstelik daha erken sahalara dönme garantisi vermiş. Podolski şimdi Almanya’da tedavi görüyor (!) ve aynı ilaçlarla, aynı yöntemle. Nasıl oluyorsa?