Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Yılın ilk yazısında kelimenin tam anlamıyla yılların eskitemediği bir dostluğun üzerinde durmak isterim.

        Adnan Polat ile 1997 yılında dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ile Kazakistan’a yaptığımız seyahatte tanıştık.

        O günden bu yana dostluğumuz artarak devam etti.

        Kimi zaman görevlerimizde, pozisyonlarımızda değişiklikler oldu ama bu ilişki hep süre geldi.

        En son Faruk Nafiz Özak’ın Spor Bakanlığı döneminde danışmanı olarak Galatasaray stadının protokolünün hazırlanmasında yakın bir diyalog için de olduk.

        Kim ne derse desin o günlerin zorlu döneminde, sakin, medyaya şikayetçi olmadan, Galatasaray’ın menfaatlerini koruyan, müzakereci tavırlarıyla kulubüne büyük katkısı oldu.

        Bir İspanyol atasözü var. “Hey yolcu, yollar yapılmaz. Yollar yürüyerek oluşturulur.”

        İşte Polat da yürüye yürüye kendi yolunu çizmiştir.

        Bu çizdiği yolda aşık olduğu kulübüne hizmet etmek için önüne çeşitli zamanlarda farklı fırsatlar çıktı. Nihayetinde hayalindeki başkanlığa ulaştı.

        O her zaman Paulo Coelho’nun dediği gibi, “Hayatı ilginç kılan; hayallerin gerçekleşme ihtimalidir” sözünü düşünürek G.Saray’ın başına geçti.

        Borç batağı içindeki kulübü bambaşka bir noktaya getiren Polat, çok büyük haksızlığa uğradı. Hatta başkanlığı döneminde şöyle söylediğini hatırlıyorum: “Ben Galatasaray’ın başkanıyım ama hala camianın siyah Türk’üyüm, tıpkı Tayyip Erdoğan gibi.”

        Bugün kulübün önünü tıkayan temel bir problem var: Vesayet. 25 milyonluk bir kulübü aşağıdan saysan 100, yukarıdan saysan 150 liseli hegomanyası altından kurtarmak geliyor.

        Bence bundan sonra Polat’a düşen görev bu camiada taşları yerinden oynatacak değil yerinden kaldıracak büyük bir mücadele ile, tıpkı Mustafa Kemal gibi, tıpkı Che Guevara gibi, gerçek demokrasiyi getirecek devrimi yapmaktır. Bunun için 25 milyon taraftara ulaşmalıdır. Sabırla, onları bu fikirlere alıştırmalıdır. Ve bir gün geldiğinde elde edeceği tek şey G.Saray’ın tıpkı bir Fenerbahçe gibi halka açılan bir kulüp olmasını sağlamaktır.

        Dilerim yeni yıl hepimize sağlık, umut ve mutluluk getirir.

        Diğer Yazılar