Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam HT Cumartesi ‘Cool görünmem utangaçlıktan’

        Pınar ERBAŞ/ HT CUMARTESİ

        perbas@htgazete.com.tr

        Başörtülü yakın bir arkadaşınız var mı?

        Hayır.

        Tanıdığınız var mı?

        Var. Kuzenim ve babaannem başörtülü.

        Çevrenizde gördüğünüz başörtülü insanlarla dizideki karakterlerin yaşam tarzı birbirine uyuyor mu?

        Bilemiyorum. Onların içerisinde de çok farklılık var. Pek de bilgim yok açıkçası.

        Muhafazakâr edebiyata ilginiz var mıydı?

        Yoktu.

        Diziye başlamadan önce kitabın yazarı Şule Yüksel Şenler’le konuştunuz mu?

        Yok görüşmedim.

        “Diziye girmeden önce muhafazakâr çevreye dair düşüncem şuydu ama şimdi değişti dediğiniz bir şey var mı?

        Şu an için yok. Hikâyenin ilerleyişine göre değişebilir.

        Türban meselesi bu kadar gündemde değilken, bu tür diziler ana akım medyaya taşınmamışken böyle bir dizi projesi önünüze gelse dahil olur muydunuz?

        Olurdum. Önemli olan hikâyedeki samimiyet. Ve tabii kimlerle çalışacağım, senaristin dili nasıl, hikâye ne yönde ilerleyecek... Her dizide baktığım şeyler aynı. Bunlar tamamsa imza atarım.

        ‘DİZİNİN CAZİP KISMI AŞK’

        Diziyle beraber “Beni yandaş oyuncu diye yaftalarlar mı” gibi bir tereddütünüz oldu mu?

        Hayır. Hiç o tarz bir yorumla da karşılaşmadım. Hikâye çok uçlara gitseydi belki böyle söyleyenler olabilirdi. Ama izlediğinde seni rahatsız edecek ya da ayrımcılık olarak görebileceğin bir şey yok. Bu iyidir, şu kötüdür diye yapmıyoruz. Mesela Feyza iyi bir karakter. Merhametli ve yardımsever bir kız. Yeri geldiğinde mini etek de giyiyor.

        Dizi izleyenler ne düşündürüyordur?

        Dizinin siyasi bir tarafı olduğunu düşünmüyorum. Ya da şöyle söyleyeyim: İnsanlar bunun için seyretmiyor. İşin cazip olan kısmı aşk. Tıpkı diğer pek çok dizide olduğu gibi... Hikâye nerede geçerse geçsin biz aşkı izliyoruz.

        İki kadının çekişmesi de dizilerin ortak noktası değil mi?Muhteşem Yüzyıl’da Firuze–Hürrem, Öyle Bir Geçer Zaman ki’de Caroline-Cemile mesela...

        Feyza’yla Şükran henüz bir çekişmeye girmedi. İleride olabilir ama. Bir de zaten Bilâl’in ikisine bakış açısı çok farklı. Şükran’ı çocukluktan beri tanıyor. Arkadaş gibi seviyor. Feyza’ya olan çekimiyse daha tutku ve aşk üzerine.

        Feyza ve Bilâl gibi farklı çevreden birine âşık olma olasılığınız yüzde kaçtır?

        Aşkın kalıbı, şekli yok ki. O birbirine bakışla, hissettiğin şeyle alakalı. Kimse kimsenin hayatına müdahale etmediği, birbirini değiştirmeye çalışmadığı sürece her çevreden birine âşık olabilirsin.

        Farklı çevreden iki insanın birbirini değiştirmemesi mümkün mü?

        Herkes birbirini değiştirmeye çalışıyor ama sonunda o değiştirdiğin kişiye âşık olmadığını görüyorsun. Karşındakini âşık olduğun şekliyle tutmak en doğrusu.

        Diziyle ilgili medyada yazılıp çizilenler sizi şaşırttı mı?

        Dikkat çeken başarılı işler mutlaka tartışılır. Buna yapacak bir şey yok. Ama bana kötü gelmiyor. Herkes fikrini söylemekte özgür. Zaten izledikten sonra işin korktukları gibi olmadığını gördüler.

        Sizce neden korkuyorlardı?

        İslami kesimin propogandasının yapılacağını düşünmüş olabilirler. Bu tür önyargıları ortadan kaldırmak tamamen senaristtin işiydi. Onun da bunu başardığına inanıyorum. Hayatın içinde olmayan bir şey yok hikâyemizde.

        ‘TANIMADAN ELEŞTİRENLER UMRUMDA DEĞİL’

        Sizi ya çok beğenen var ya da “Nasıl başrol oynuyor, anlamıyorum” diyen...

        Bu herkes için geçerli. Birini seversiniz ya da sevmezsiniz.

        Ortası yok mudur?

        Farklı işlerimi takip eden insanlar var. Kimi gençlik dizilerinden tanıyor, kimi Acı Hayat’tan, kimi Adanalı’da izlemiş. Dolayısıyla herkesin farklı bir düşüncesi olması doğal.

        Peki insanlarda yarattığınız algıdan memnun musunuz?

        Bana karşı kötü bir yargı olduğunu düşünmüyorum.

        Ne düşünüyorlardır sizce?

        Daha çok projelerde gördükleri için genelde karakterle özdeşleştiriyorlar. “O”yum sanıyorlar demiyorum ama biraz etkisi oluyor. Yolda gördüklerinde oynadığım karakterin adıyla hitap ediyorlar mesela. Bazı oyuncular bundan rahatsız olur ama benim hoşuma gidiyor. “Karakterime inanmış demek ki” diye düşünürüm. Beraber çalıştığım insanlardan da olumlu şeyler duyarım. Eğer dedikodu yapılıyorsa da beni ilgilendirmiyor. Tanımadan eleştirilenler çok umrumda değil.

        Hüznün size yakışan bir tarafı var. Rolleriniz de buna uygun oluyor...

        Bu algının Acı Hayat’tan sonra oluştuğunu düşünüyorum. Ama özel olarak o tip roller seçmiyorum. Denk geliyor. Zaten bakıldığında Türk dizilerinin çoğu melodram. Son filmim Patlak Sokaklar’da komediyi de denedim.

        Başarılı buldunuz mu kendinizi?

        Buna ben yorum yapmak istemem ama komedi zevkli iş. Oynarken çok eğlendim.

        ‘MASUMLAR ÖLÜYOR’

        Babanız asker. Tezkere hakkında bir düşünceniz var mı?

        Kimse kan aksın, savaş olsun istemez. Ben de böyle düşünüyorum. Tezkere de savaşın bir parçası. Savaşlar bana çok anlamsız geliyor, sınırlar da öyle. Yok yere birbirini öldürmekten başka bir işe yaramıyor. Çoğunlukla da masumlar ölüyor zaten.

        Son dönemde siyasi açıdan kafanızı en çok kurcalayan mesele nedir?

        Gündemi her zaman takip ediyorum ama açıkçası siyaset sıkıcı bulduğum bir konu.

        Sıkıcı buluyorum kısmını biraz açalım...

        Çok samimi olduğunu düşünmüyorum. Mesela şu an çok şekilci bir yaklaşım hâkim. Ötekileştirdikçe hiçbir sorunu halledemiyoruz, aksine meseleler büyüyor. Bunu sadece kapalı-açık mevzusu için söylemiyorum. Ki böyle bir ayrıma da karşıyım. Sanki yıllardır birarada yaşamıyormuşuz gibi davranmak çok can sıkıcı. Şekilcilikten ziyade insaniyete önem vermemiz lazım. Birbirimizi anlamaktan başka şansımız yok.

        Yapabiliyor muyuz bunu?

        Genele vurduğunda hayır.

        Siz yapabiliyor musunuz?

        Yapıyorum, evet. Din, dil, ırk... Bunlar beni ilgilendirmiyor. İnsanlara önyargıyla bakmıyorum.

        Sizin için Huzur Sokağı’nın tanımı ne?

        Önyargıların olmadığı, herkesin olduğu gibi olduğu, kendini iyi hissettiği, mutlu olduğu yerdir.

        ‘ÇOK ÇABUK RAHAT OLAMIYORUM’

        Hakkınızda sette kaprisli olduğunuza dair haberler çıkmıştı. Zor musunuzdur?

        Öyle biri olsaydım bunca sene sektörde kalabileceğimi düşünmüyorum. Aksine sette herkesle sohbet eden biriyim. Iyi anlaşabilmek benim için önemli. Çünkü öyle olduğum insanlarla sahne çekerken daha rahat oluyorum. Ekipten ayrı durmak, işe dahil olamamışım hissi veriyor. Enerjimi düşürüyor.

        Hep bir mesafeniz, “cool” bir duruşunuz var..

        “Cool” gibi görünen o soğuk kısmım aslında utangaçlıktan gelen bir şey. 17 yaşında başladım bu işe. Bir ürkme durumum vardı. Yaptığın işler başarılı oluyor, dikkat çekiyor ama sen bir anda fotoğrafın çekilince “N’oluyor” diyorsun. Uzun bir süre kameralara alışamadım. Buna korkaklık, utanma diyebilirsin. Çok çabuk rahat olan biri değilim. Özellikle röportajlarda kendini anlatmaya çalışmak çok zor bir şey. Kamera önünde oyunculuk yapmak bana göre çok daha kolay.

        ‘Ona karşı hislerim bitmiş değil’

        Abdullah Oğuz’la ilişkinize dair yaptığınız açıklamada “Gelecek planlarımız farklı olduğu için ayrıldık” demiştiniz. Bu ayrılmak için yeterli bir sebep mi?

        Gelecekle ilgili beklentiler farklı olduğu zaman ister istemez bu noktaya geliyorsunuz. Beraber verdiğimiz bir karardı. Bizimki gerçekten mantık olarak bitmiş bir ilişki. Yoksa benim ona karşı hislerim bitmiş değil. Onun da bana karşı aynı şeyleri hissettiğini düşünüyorum. Hâlâ telefonda konuşuruz. Fikirleri benim için önemlidir. Bir şey soracaksam ona danışırım.

        ‘Ünlüyüm, diye gezmedim’

        “Hiçbir zaman ‘Ünlüyüm’ diye gezmedim. Kendini bir kalıba sokmanın anlamı yok. Hiç şuraya giderim buraya gitmem, gibi sıkıntılarım da olmadı. Bu yüzden İstanbul’u çok seviyorum. Her semtin farklı bir ruhu ve kişiliği var. Mesela Sultanahmet, Galata, Ortaköy, Balat... Keşfetmek lazım.”

        'Türkan Şoray bana şans getiriyor'

        ''Acı Hayat ve Huzur Sokağı'nda Türkân Şoray'ın oynadığı roller bana nasip oldu. Türkan hanım bana gerçekten çok şans getiriyor. Onun oyunculuğu, güzelliği tartışılmaz. Ama bu bende bir sorumluluk hissi yaratmıyor. Çünkü o bambaşka bir karakter yaratıyor, ben bambaşka bir çatı kuruyorum. Aynı zamanda bütün o starlığının yanında inanılmaz mütevazı biri. Böyle insanların önlerinde saygıyla eğilirim.''