Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Haberler Yaşam İlişkiler Türkiye'nin Justin Bieber'ı!

        IŞIL CİNMEN

        icinmen@haberturk.com

        HABERTURK.COM (ÖZEL RÖPORTAJ)

        Fotoğraf: Yusuf Aygeç

        Çok mu klasik olacak bilmiyorum ama bu sefer doğru:

        Bu çocuk kızların yeni sevgilisi!

        Arkadaşımın 15 yaşındaki kardeşi ekranda onu görünce televizyona yapıştı.

        O zaman anladım yakında olacakları ve kimmiş neymiş bir öğrenelim dedim.

        Cemrehan Karakaş, Umutsuz Ev Kadınları’nın Kerem’i...

        20’lerin başında insanın içinden taşan tüm enerji gözlerinde.

        Dizideki ailesine uygun olsun diye ekranda kahverengi lens kullanıyor ama gözleri masmavi.

        “Ünlü olma fikrinden korkuyorum, özgürlüğümü kaybedecekmişim, kelepçelenecekmişim gibi hissediyorum” dedi.

        Ben de taktım bileğine kelepçeyi, oturttum karşıma!

        Justin Bieber’a benziyorsun!

        Lütfen yapma!

        Genç Bieberlar duymasın! Onun kadar ünlü olmak istemez miydin?

        Ünlü olma fikri beni biraz korkutuyor. Özgür olmak, ünlü olmaktan daha güzel. Bir tane hayatımız var şurada, hiçbir şeye kelepçelenmek istemem.

        E neden başladın oyunculuğa?

        Annem, haberim olmadan fotoğraflarımı bir ajansa göndermiş. Deneme için çağırdılar gittim ve teklif geldi.

        “Oyunculuk çocukluktan beri hayalimdi”yi bir kez daha duymadığıma sevindim.

        Çocukken timsah avcısı olmak isterdim. Gerçek bir survivor’dım; börtü böcek peşindeydim, çekirge yerdim. Herkes maç yapardı ben ağaca tırmanırdım, resim çizerdim, içine dönük bir çocuktum. Son birkaç yılda herkes oyuncu olmanın peşinde... Benim böyle bir planım yoktu. Oyunculuğu, oyunculuk aşkıyla yapan da pek yok. Daha ziyade “yırtmak” olarak görülüyor.

        Senin “yırtmak” gibi bir derdin yok muydu?

        15 yaşından beri kendi paramı kazanıyorum. Grafik tasarım yapıyordum, resim yapıp satıyordum, kendi dergimi çıkardım. Diziye başladığımdan beri, neredeyse iki yıldır, çizecek zaman bulamıyorum. Diziye başlarken kendimi “daha rahat resim yapabileceğim” diye motive ediyordum; bir atölyem olsun istiyordum. Ama hayat başka bir noktaya götürdü. Önce Canım Babam’da oynadım; iki yıldır da Umutsuz Ev Kadınları’ndayım.

        “KIZLAR TANIDIKLARI İÇİN DAHA KOLAY GÜVENİYOR”

        Sokakta tanıyorlar mı artık seni?

        Tanıyorlar ve çok şaşırıyorum; hala alışamadım. “Neden bana bakıyorlar şimdi?” diye düşünüyorum, sonra aklıma geliyor. Her evde açık olan bir kanalda oynayınca diziyi izlemeyenler bile yüzünü tanıyor.

        Kızlarların ilgisi arttı mı?

        Her zaman ilgililerdi; bunun yakışıklılıkla alakası yok, yaydığın enerjiyle ilgili galiba. Ama kızlarla tanışmak kolaylaştı. En zor kısmı tanışmak değil midir zaten? Bu çok tuhaf ama televizyonda gördükleri birine daha kolay güveniyorlar ve yakın görüyorlar.

        Sanki kötü bir şeymiş gibi bahsediyorsun...

        Kolay ulaşmanın insandan götürdükleri de oluyor.

        “İLK DEFA 14 YAŞINDA BİRİYLE BİRLİKTE OLDUM”

        Değersizleşme gibi mi?

        Değersizleşiyor. Anlam kaybı yaşanıyor. Düşünsene, deden anneannenin elini tuttuğunda bunun üzerine mektup, şiir hatta kitap yazabilecek kadar heyecanlanabiliyordu. Ne o? Elini tuttu! Ama şimdi yaşadığın hangi ilişki sana şiir yazdırabilecek kadar derin bir duygu hissettiriyor?

        Belki ilişkiler değil ama ayrılıklar bunu hala yapabilir değil mi?

        Evet ancak ayrılıklar öyle bir noktaya dokunabiliyor, ama aksi çok nadir.

        Bu kadar düşünceli olmak için çok küçüksün. İlk defa kaç yaşındayken biriyle beraber oldun?

        14.

        Erken! Kız kaç yaşındaydı?

        Benden bir üst sınıftaydı, 15.

        “İSTANBUL’DAKİ HAYAT KARŞISINDA MUHAFAZAKÂR KALIYORLAR”

        Normlar fazla hızlı değişiyor galiba...

        Türkiye öyle bir görmemişlikle, öyle bir hızla açıldı ki... Büyükannelerimiz zamanından bize gelene kadar dünya ve ilişkiler çok hızlı değişti. Dedemle anneannemin ilişkisine bakıyorum, sonra annemle babama ve sonra benim ilişkilerime... İnanılmaz bir değişim.

        Ama çok dar bir çevreden bahsediyoruz, Türkiye’nin geri kalanında işler farklı ilerliyor.

        Evet, dar bir çevreden bahsediyoruz ama sonuçta değişim geniş çevrelerden başlamaz. Türkiye bir yandan muhafazakârlaşırken, diğer taraftan aynı oranda açılıyor. Biz şimdiye kadar Batı’ya bakıp şaşırırdık: nasıl böyle oluyorlar, ne biçim ilişkiler yaşıyorlar diye... Şimdi Avrupa’dan gelenler, İstanbul’da gördükleri hayat karşısında muhafazakâr kalıyorlar. Kadınların cinsellik konusunda kontrol mekanizması hala daha sağlam ama yeni jenerasyon gümbür gümbür geliyor. Erkek kardeşim Doğa şimdi 11 yaşında, benim yaşıma gelince neler olacak düşünemiyorum bile... Ama bu “açılım”ın sonucu da mutsuzluk işte.

        Sizin nesil depresyona daha mı meyilli acaba?

        Daha depresif. Çabuk tüketince masumiyet kayboluyor. Sonra başlıyorsun masumiyet arayışına... Ama yok. Bu arayış içinde onu yakalayamayınca da kapıyı depresyon çalıyor.

        “SEVİŞİRSİN SONRA ‘YANDAKİ SARIŞIN DAHA GÜZELMİŞ’ DERSİN”

        Teoman’ın alıntıladığı “Çok kadın hiç kadındır”ı bir atasözü olarak kullanın bence.

        Doğru… Bir yerden sonra marjinal noktalara gidiliyor ve tatmin olma duygusunu kaybetme tehlikesi doğuyor.

        Birlikte olduğun en büyük kadın kaç yaşındaydı?

        Söylemesem?

        Tamam. Nasıl tatmin olur sence bir insan?

        Anlam olunca tatmin olur. Çünkü istemenin sonu yok ki! İnsan motor alır; otomobil ister. Onu alır, “bir teknem bile yok” der. Tekne alır; özel jetim de olsa der. Jet alır; kendine özel ada ister. İlişkisi olur; “mutluyum ama sevişemiyoruz” der. Sevişir, “ama yandaki sarışın daha güzelmiş” der. Bitmez. Aklımıza gelen, gelmeyen her şeye sahip olsak... Sonra ne olacak? Sonuçta ne için yaşıyoruz?

        “AŞK GELİNCE, DÜŞÜNMEYİ BIRAKIYORSUN”

        Yaşamak için buna bir cevap vermek zorundayız, değil mi?

        Evet, her kişinin buna bir cevabı olması gerekiyor. O cevap bazıları için “Allah”, bazıları için “devrim”, bazıları için “ülke”, bazıları için “Fenerbahçe...” Aşk da buna bir cevap. Bir sevgilim var ve onunla mutluyum. Aşk gelince, “Ne için yaşıyorum?” diye düşünüp durmayı bırakıyorsun. Aşk, insanı salaklaştırıyor ve salaklaşınca daha mutlu biri oluyorsun. İmparatorlar bile kadınlara karşı koyamamış, o yüzden gücü kabul edip direnmemek gerek.

        Kitap okuyor musun?

        Evet, ama asıl tutkum karikatür. 90’dan itibaren Türkiye’de çıkan tüm mizah dergileri var bende. Büyük bir koleksiyon, daha okumayı bilmediğim zamanlarda çıkan dergileri bile sahaflardan topladım. Bir tek bu konuda gerçekten disiplinliyim. Her hafta aldım, biriktirdim, düzenledim, okudum. Küçüklüğümde, o karikatüristler benim için Tanrı gibiydi.

        “SIRADAN BİR KIZ FACEBOOK’TA LADY GAGA’YA DÖNÜŞÜYOR”

        Facebook ve Twitter’la aran nasıl?

        Sevmiyorum, orada herkesin kendisinden yarattığı sahte kahramanlar var. Evinde oturan sıradan bir kızın Facebook’taki fotoğraflarına baksan “Lady Gaga herhalde” diye düşünürsün. Sen o değilsin ki! Sen evde sabah programları izleyen sıradan kızsın. Ama egon onunla yetinemiyor. Egon, Facebook’a koyduğun göğüsleri açık fotoğrafa gelen 100 like’la doyuyor. Bir noktada sürekli like ve retweet kontrolü yaparak geçirmeye başlıyorsun zamanı. İnsanların ilgilenilme ihtiyaçlarını besliyor ve doyma seviyesini yükseltiyor Facebook. Bu bana kötü geliyor.

        Senin adına açılmış sahte hesaplar var ve bazıları hakkında kötü yorumlar yapıyor. Rahatsız oluyor musun?

        Olmuyorum. Kim ne derse desin. Kimsenin beni sevme gibi bir zorunluluğu yok. Rahat bir insanım; kimseden, hiçbir yaptığımdan utanmam. Kimsenin değer yargısının beni çarmıha germesine izin vermem.

        Çok arkadaşın var mı?

        Arkadaşlarımı sürekli kaybediyorum, hayırsızım galiba...Öyle diyorlar. Ararlar açmazsın, geleceğini söyleyip gitmezsin... Birkaç defa tekrarlanınca, zaman içinde gidiyorlar. Ben yakınlaşmaktan çok genişlemeyi önemsiyorum.

        Nasıl yani?

        Yani Tarlabaşı’ndaki kahvelerde amcalarla da muhabbet ediyorum, setteki ünlülerle de... Cadde’deki tikilerle de, İstiklal’deki evsizlerle de... Kimseyi ayırmam ve yargılamam. Benim için herkes eşit değerdedir. Tek bir çevrede, benzer insanlarla uzun süre geçirince, insan ister istemez derinliğini kaybediyor, vizyonu daralıyor. Bunu engellemeye çalışıyorum. Zaten çevrem çok geniş; çok taşındım, farklı işlerde çalıştım, altı lise değiştirdim...

        Altı lise mi!

        Evet, sonunda sorunun liselerde değil bende olduğunu anladım. Eğitim sistemini kendime uygun bulmuyorum. Disiplin ve tek tipleştirme olayını sevmiyorum. Şimdi Bilgi Üniversitesi’nde Kültür ve Sanat Yönetimi okuyorum ve çok memnunum. Çünkü üniversite seni bir kalıba sokmaya çalışmıyor.

        Ailenle çok problem yaşadın mı o dönemde?

        İlginç bir şekilde ergenlik çağında bile sorunsuzduk. Güzel bir ailem var ve onları çok seviyorum. Şimdi ayrı yaşıyorum ama her hafta onları görüyorum.

        “PANTOLONUMUN VE TİŞÖRTÜMÜN İÇİNE BUZ DOLDURDULAR”

        Peki sette çalışmak konusunda sorun yaşıyor musun?

        Hayır, aslında evde senaryo üzerine çalışınca sette daha fazla heyecanlandığımı farkettim. Stres altında performansım düşüyor. Fazla ön çalışma yapmadan doğaçlama oynayınca daha iyi iş çıkarıyorum. Çocuk oyuncular gibi, karakterin doğalını fazla çalışmayla bozmadan... Oyunculuk eğitimi aldığım yerde de klasik oyunculuk metotlarından uzak, daha modern bir eğitim veriliyor. İlerliyorum.

        Şimdiye kadar oynamakta en zorlandığın sahne ne oldu?

        Bir ağlama sahnesiydi. Ağlarken titremem gerekiyordu ve yapamadım. Ocak ayıydı, hava -2 derece. Çoraplarımın, pantolonumun ve tişörtümün içine buz doldurdular.

        Sıkıysa titreme!

        Titreye titreye gerçekten ağladım. Sonunda iyi bir sahneyle birlikte ateşim de çıktı.

        Sette olmayı seviyor musun?

        Çok. Umutsuz Ev Kadınları’ndaki ailemi, gerçek ailemden fazla görüyorum. Sete sadece iş gözüyle bakmıyorum; oradaki insanlardan çok şey öğreniyorum.

        Gelecekte olmayacağından ya da kaybetmekten en korktuğun şey ne?

        Doğa belgeselleri çekmek istiyorum, bunu yapamazsam üzülürüm. Fakat kaybetme korkum yok, her halde başımın çaresine bakarım. Gerçi gözlerim konusunda biraz hassasım. Görmek benim için her şey demek; hayatım gözlerim üzerine kurulu...

        En çok neye bakmak hoşuna gidiyor?

        Resimle, filmle, görsel bir işle uğraşıyorsan kadınlar daha da güzel geliyor. Görsel estetiği olan bir kadın bana her şeyden fazla zevk veriyor.